N B A 2009-2010 ( I )

 

Yaklaşık 60 yıldır süre gelen, basketbolun anavatanı kabul edilebileceğimiz Amerikan Ulusal Basketbol Ligi’nin son adı. Türkçesi Ulusal Basketbol Birliği olan bu kurum, adını tekzip edercesine ulusal olmaktan bir hayli uzaklaştı. Tam anlamıyla uluslar arası bir lige döndü. Neredeyse bütün dünyadaki oyuncuların oynamak istediği ve kendisini kanıtlamayı hayal ettiği arena oldu. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, Türk basketbol severinin NBA ile tanışması 90’lı yılların başına denk gelir. TRT’nin tek kanal olarak haftada bir gün NBA Action programını yayınlamasıyla başlar macera. Murat Murathanoğlu ABD’den yeni dönmüş, uzun yıllar orada kalmış bir NBA uzmanı olarak anlatımıyla pek çok basketbol severi ekrana çekmiştir.

 

                  

 O yıllar Jordan’ın fırtına gibi esmeye başladığı yıllar olması dolayısıyla da çok bereketli yıllardı. Gerek Boston Celtics’in efsane kadrosuna attığı 63 sayı, gerekse de Dominique Wilkins ile rekabetin zirvesini yaşadığı smaç yarışmaları ve ikilinin birbirinden güzel, bugün bile izlenen unutulmaz smaçlarıyla gerçekten izlemesi çok keyifliydi. Tam da Chicago Bulls’un fırtına gibi eseceği yıllara denk geliyordu. O yıllarda, bu ligde Amerika dışından pek az oyuncu vardı. Vlade Divac, Arvydas Sabonis, Detlef Schrempf, Dino Radja ve aslen Hollandalı olsa da hayatının tamamına yakını Amerika’da geçmiş olan Rik Smits vardı. Avrupa’nın o yıllarda sadece uzun forvet ve pivot oyuncu göndermiş olması da ilginç bir rastlantıdır. Türk oyuncular için NBA, o yıllarda sadece Murat Murathanoğlu’nun anlatımıyla izlenebilen bir rüyalar arenasıydı. Harun Erdenay’ı Indiana Pacers’ın istediği söylentileri bile büyük heyecan yaratır ama somut hiçbir şey olmazdı.

NBA, uzun yıllar, başta Avrupa olmak üzere dışarıdan gelen oyunculara kapalıydı. Gerek dünyada hiçbir ülkenin bu oyunu Amerikalı oyuncular gibi oynayamadığı, gerekse de NBA yönetiminin katı tavrı parmakla sayılacak kadar az oyuncu oynamasına sebep olmuştu. Bu katı tutumu değiştirecek olan adam, dünya pazarının ne kadar önemli olduğunu öngören ve devrim niteliğinde değişiklikler yapacak olan, David Stern 1984’de başkan oldu. 1980’e kadar çeşitli kademelerinde görev yaptığı NBA’de başkan yardımcılığı yaptı ve 1984’de hala bulunduğu başkanlık koltuğuna geçti. 25 yılı doldurdu NBA başkanı olarak. Zaman zaman çok tepki topladıysa da yaptığı çok (bunu burada kesinlikle vurgulamak gerekiyor) önemli işlerle NBA’i bugünkü dev sektör haline getiren kişi oldu. NBA’i pazarlaması ise örnek gösterilecek bir pazarlama dersi olabilir. Bunların hepsi ayrı bir yazı konusu olur. İleride buna da değineceğim. Günümüzde NBA son derece renkli, her ülkenin heyecanla kendi yıldızlarını ve aynı zamanda ligi takip ettiği bir hal aldı.

 

              

2000’lere damga vuran Los Angeles Lakers ve San Antonio Spurs, 2004 Detroit Pistons ve 2006 Miami Heat mucizesi hariç, ligin batı konferansı adeta ezip geçiyordu. Ligin yapısı gereği NBA finaline doğudan hep bir takım yükseliyordu ama hiçbir zaman favori olmuyorlardı. Şampiyon olan iki takım bile büyük sürpriz yaptı denebilir. Hele Miami Heat tam bir mucizeydi. Ona da bir yazımda değineceğim. 2008 Boston Celtics ise, mucize değildi. Beklenen sondu, geri sayımdı adeta. Hele de Lakers ile oynanan final heyecan, mücadele ve izlenme oranlarına tavan yaptırdı. Michael Jordan’ın hanedanlığından sonra ligde hem yıldız, hem rekabet hem de heyecan hızla azaldı fakat 1996 ve 2003 draftları ligin adeta imdadına yetişti. 1996’da ligin dibinde olan takımları 2000’lerin dominant takımı olmayı başardılar. Stratejik draftlar ve takaslar ligin rengini değiştirdi. Özellikle son iki sezondur hem doğuda hem batıda güçlü adaylar olması, sürpriz takım sayısının da artışıyla sezonlar daha zevkli hal aldı. Ligin yarısına yaklaştığımız şu günlerde bakalım hangi takım neler yapmış? Neler yapabilir?  

Batıdan başlayalım, batının ölüm gurubu diye adlandırılan Güneybatı gurubu:

San Antonio Spurs 1997 öncesi ve sonrası diye ayırabileceğimiz bir takım. 1997 sonrası performansıyla ilk sırayı hak ediyorlar. Tim Duncan, ligin gelmiş geçmiş en dominant oyuncularından birisi. Bunu anlayamıyoruz çünkü bütün bunları son derece kolay ve sıradan hale getirecek kadar alçakgönüllü bir süper yıldız. Tabii Duncan’ın etrafına kurulan takım da Spurs’ün 2000’lere damga vurmasını kolaylaştırdı. Sezona iyi başlamayabilirler. Nitekim bu sezon da kötü başladılar. Playoff takımıdır Spurs. İşler ciddileşince sahneye çıkar.

 

Olmayacak penetreleri basket yapar Ginobili, Parker uçar savunmacısının yanından, Duncan neredeyse 3 sayı çizgisinden panyaya çarptırarak şut atacak kadar güvenir klasik şutuna. Sert savunmasıyla yıldıran bir takım Spurs. Yaşlanan bir takım var elde, eskisi gibi sert savunma olmayabilir ama tüm güçleriyle önümüzdeki bir iki sene son bir yüzük için oynayacaklar. Bu sene çok önemli takviyeler var. Atletik, skorer süper forvet Richard Jefferson, bir zamanların süper atletik pota altı oyuncusu, şimdilerin tecrübelisi Antonio Mcdyess, yine çok tecrübeli bir pivot Theo Ratliff. Çaylak Dejuan Blair da pota altına önemli katkı sunmakta ligin yarısına yakın kısmı geride kalırken. Bir de Gregg Popovich yönetiminde 2000’li yılların hanedanı ve Spurs’ün kazanma alışkanlarını eklersek, bence batıda Lakers’ın en büyük belalısı konumundalar. Dün gece oynanan maçta 105-85 kazanarak ne denli önemli bir şampiyonluk adayı olduğunu kanıtladılar. 

Dallas Mavericks 2006’da yüzüğü nasıl kaybetti, bunu oyunculara sorsak herhalde onlar da açıklayamazlar.

İşte finalin en kritik anı. 2-0 geride olan Miami, son bir çabayla serinin 3-0′a gitmesini engellemeye çalışıyor.. 

O mucizevi final serisi başka bir hikaye ama Dallas ligin yıllardır tozunu atıyor. Her ne kadar başarıyı taçlandıramadılarsa da, Avery Johnson yönetimindeyken, bir ara Bulls’un normal sezon galibiyet rekoru olan 72-10’u kıracaklar sanmıştım. Son maçları bırakmasalar belki egale edeceklerdi. O derece dominant oldular ama ne olduysa playoff’da ya Spurs ya da Lakers’a takıldılar. Açık ara 1. sırada girdikleri 2007 ilk turunda 8. sıradan zar zor giren sağı solu hiç belli olmayan Warriors’a 4-1 elendiler. Unutulması mümkün olmayacak bir seriyle şampiyonluğun en büyük adayı olarak girdikleri, bir yıl öncesinin NBA finalisti apoletli takımı yarış dışı kalmıştı. O büyük şok, Avery Johnson’ı koltuğundan ederken, yıkımın etkileri zorlukla geçiyordu. Jason Kidd’i takasla kadroya ekleyen Mavericks, Alman süper yıldız Nowitzki önderliğinde toparlandı. Jose Barea gibi gelecek vadeden bir guard’ı da usta Kidd’in yanına pişmesi için eklediler. Süper şutör Jason Terry, atletik forvet Shawn Marion (Nash’in muadilini de buldu), oyuna aklını bir türlü veremeyen süper yetenekli kısa forvet Josh Howard, çok tecrübeli bir başka forvet olan Tim Thomas ve Erick Dampier, Drew Gooden, Kris Humpries uzun rotasyonuyla çok tehlikeliler. Bekleneni ilk devrede verdiler. Playoff’a kalmaları da %99.9… Önemli olan playoff’da ne yapabilecekleri. Bence batı finali için en güçlü adaylardan birisi.

New Orleans Hornets, 2005 yılıydı sanırım, Katrina kasırgası yüzünden adeta kabusa dönmüş bir şehrin temsilcisiydi. O büyük felaket sonrası, ne antrenman yapacak ne de NBA maçı oynayacak spor salonları kalmıştı. Daha sonra iki sene içinde toparlandılar. 2004’de ligdeki guard anlayışını değiştirecek adamı da seçtiler. Chris Paul önderliğinde, 2007 playofflarında Spurs’e batı finalinde kök söktürdüler. 4-3 biten muhteşem seri sonunda, finale adlarını yazdıramadılarsa da, Spurs’ten çok övgü aldılar. her şeyden hikaye yaratmaya bayılan Amerikan basınına müthiş malzeme verdiler. Amerikan basını da onları öylesine abartarak alladı pulladı ki, herhalde hangi takım olsa kendisini dev aynasında görürdü. Hornets’in başarısı büyüktü tabii ama bu kadar da abartılmasına gerek yoktu. Sezonlar oynanıp bittikten yıllar sonra, kimse şampiyonlardan başkasını hatırlamaz. Sadece küçük bir azınlık diğer detayları hatırlar. Nitekim ertesi sene o başarının yanına yaklaşamadılar. Sakatlıklar son bir iki sezondur bellerini büktüyse de, mücadelelerine devam ediyorlar. Fakat, hem de Chris Paul faktörüne rağmen, o başarıya ulaşmaktan uzaklar. Şu ana kadar 19 galibiyet ve 17 mağlubiyetleri var. Chris Paul toparlar ve playoff’a sokar ama tek başına Paul bile yeterli olamaz. Saman alevi gibi yanıp sönen David West’in başta olmak üzere, pota altında bir türlü istenilen pivot olamayan Emeka Okafor’un katkı vermesi lazım. Peja Stojakovic de ara sıra bize eski günlerini anımsatıyor ama çok istikrarsız ve yetersiz. Bench desteği de zayıf olan Hornets ancak playoff’a girebilir ve bir sürpriz olmazsa ilk turda veda eder. Tabii bu yorum şu andaki görüntü itibariyledir. Dengeler değişebilir. Playoff yaklaşırken daha sağlıklı değerlendirebiliriz.

Houston Rockets için sezon başı tahminlerinde herhalde şunu diyebilirdik, Türkiye’de olsa bu takım küme düşer. Tracy Mcgrady ve Yao Ming’in bütün sezon sakat olduğu bir Houston’ın gazozuna oynayacağını düşünürdük. Tam tersine bizi yanılttılar. Usta coach Rick Adelman yönetiminde, müthiş bir mücadeleyle ligi sürdürüyorlar. Şu anda 21-16 derecesiyle ligde playoff mücadelesi veriyorlar. Büyük sürpriz yaratıyorlar bana kalırsa. Avrupa’dan yetişen uzunlar David Andersen ve Luis Scola, Trevor Ariza ve Shane Battier önderliğinde, Chuck Hayes, Carl Landry, Kyle Lowry ve Brian Cook fazla deneyime sahip olmayan oyuncularıyla tam anlamıyla savaşıyorlar. Belki playoff’da ilk turda elenecekler ama yıllardır süren talihsizlikler peşini bırakmak bir yana, bu sene kabus gibi çöktü. Bu yüzden şu ana kadar elde ettikleri başarı alkışlamaya değer. Önemli olan bu sene genç oyuncularının tecrübe kazanmasıdır bence. Bunu da fazlasıyla yapıyorlar. Hem de başarılı da oluyorlar. Yao bu sezon tamamen yok, önümüzdeki sezona ne kadar sağlıklı kalabileceği meçhul, öyle ki tam iyileşip toplu antrenmanı temmuz ayını bulacakmış kendi dediğine göre. Dünya Basketbol Şampiyona’sına gelemeyeceğini de söylemiş. T-Mac ise yılan hikayesine dönen sakatlığı yüzünden bir daha asla Orlando Magic’de olduğu gibi sırtlayıp tek başına götüremeyecektir. 15-20 dakika süre alacağı bir takıma takas olabilir bence. Yapabileceği takasa bağlı olarak Houston iddialı konuma gelebilir. Görünürde süper yıldız gelmiyor drafttan, zaten ligi büyük ihtimalle orta sıralarda bitirecekler ve ilk sıra draft hakkından da uzaklar. Önümüzdeki sezonun planlarını yapmak ve kadronun oturmasını sağlamaktır yapabilecekleri en karlı iş.

Memphis Grizzlies, ligin kurulduğundan beri makus talihli takımı. Vancouver Grizzlies olarak ligde oynadıkları yıllarda da son sıraya demirleyen takımdılar. Memphis olduklarında biraz değişir gibi oldu fakat Gasol’ü ellerinden kaçırdılar ve yine yapılanma dönemi devam ediyor. Bu sezon da aslında geçen sezonlardan farklı değiller. Ligin yine en alt sıralarındalar fakat bu sefer bir fark var. Asla umutsuz değiller. Geçtiğimiz yıllarda son sıralardayken kazanamazlardı da, şimdi ise hem çok çok genç bir takımları var, ayrıca çok da yetenekli bir kadro, tek eksikleri tecrübe. Bu eksiği de mücadeleyle kapatmaya çalışıyorlar. Gelecekleri iyi. Bu sezon için fazla bir şey yapamasalar da, en azından 2010 yazında takas için kullanabilecekleri iyi malzemeler var. En tecrübeli oyuncuları oyun kurucu Jamaal Tinsley, forvet Zach Randolph ve pivot Steven Hunter. İlk defa Zach Randolph burada sorun çıkaran bir portre çizmiyor. Tinsley de sakatlanmadığı sürece takıma faydalı olabilir. Takımı oynatacak bir oyun kurucuya ihtiyaçları var. Hakeem Warrick’in Milwaukee’ye gidişiyle meydan Rudy Gay’e kaldı. Süper atletik olan Gay, şutunu da geliştirdi. Bu takımın yakın gelecekteki lideri bence. Pau Gasol’den doğan eksikliği gidermek için kardeşini alan ve oldukça da başarılı olan Grizzlies, küçük Gasol’ün giderek yükselen performansıyla geleceğe daha umutlu bakabiliyor. Bir başka önemli koz da iyi bir draft seçimi olduğuna inandıkları O.J. Mayo. Minnesota tarafından seçildiyse de, Memphis takasla Mayo’yu takıma dahil etti. Kevin Love’ı da Minnesota’ya verdiler. Kevin Love da Minnesota da oldukça iyi bir çaylak sezonu yaşıyor. Buna daha sonra değineceğim. Özetle, Memphis Grizzlies’in tek ihtiyacı var, o da zaman. 2009 draftında haklarını uzun ince pivot Hasheem Thabeet’ten yana kullandılar. Bu seçim de biraz eleştirildi ama daha henüz çaylak oyuncular için konuşamayız. İddiaları yok dedik ama bu genç kadro zorlu batı konferansında %50 galibiyet yüzdesiyle playoff yarışına dahil olmuş durumda. Girerler mi bilinmez ama keyif veren bir oyunları var. 

                                                                                                                             Mert


Mert Uyar tarafından yazılan son 5 yazı

Kategori: BasketbolGenel

Etiketler:

Yazar Hakkında:

RSSHiç Yorum Yok

Trackback URL

Yorum bırakın




Eğer yorumunuzda resminizin görünmesini istiyorsunuz. Gravatar'a üye olmalısınız..