Kimin Çıkacağı Fark Eder

Yazar: Akın Parlas - 12 Mart 2008 4:50
Kategori: Futbol

” Çeyrek finalde Fenerbahçe’ nin rakibi kim olursa olsun artık fark etmez ” demek pek de işimize gelmez doğrusu. Kuradaki toplardan birinin içinde Schalke 04 olması ve Fenerbahçe’ nin baştan beri kuralarda şanslı gitmesi olası bir Almanya yolculuğunun habercisi olabilir. Schalke 04 son sekiz içindeki en vasat takım, Porto’ yu şansları sayesinde elediler. Şu ana kadar sadece 6 gol atabildiler, buna karşılık 5 gol yediler. Yani gol yollarında kısırlar ve attıklarıyla orantılı gol yiyiyorlar. Fenerbahçe’ nin, Alman temsilcisiyle eşleşmesi halinde yarı final şansı yüksek olur. Liverpool, toplamda 21 gol atarak şu anda son sekizin en golcü takımı, fakat bir maçta 8 gol attığını da unutmamak gerek. Çok hızlı hücum ediyorlar, rahatça gol pozisyonları bulabiliyorlar, fakat savunmaları hücumları kadar başarılı değil ve açıklar veriyorlar. Chelsea takımı ise kalesini öyle bir kapattıki, adeta forvetler duvara karşı oynar oldular. Şu ana kadar sadece 2 gol  yemeleri Avrupa’ nın en başarılı defans yapan takımı olduklarının bir göstergesi. Hücumda ise Chelsea çok şut çeken bir takım, fakat yarısında fazlası karavana. Barcelona ise komple bir takım. Hücumda çok etkililer, kaleye bol sayıda şut çekiyorlar ve bunların yarısından fazlası kaleyi buluyor. Hücum futbolunu en iyi şekilde uygulayan Barça, en fazla topa sahip olan takım olurken defansında ise açık vermiyor ve az gol yiyiyor. Roma ise çok ilginç bir takım. O kadar telaşsız ve düz oynuyorlarki, bir anda rakip kalede belirip gol bulabiliyorlar. Defansta hatalar yapan bir takım, fakat gol yerken de gol atmayı biliyorlar ve defansif zaaflarını kapatıyorlar. Arsenal takımı ise bu sezon altın sezonunu geçiriyor. Çok genç bir ekip oldukları için yüksek düzeyde mücadele veriyorlar, özellikle evlerinde aşırı baskılı oynuyorlar, çok gol atıyorlar ve defansları çok sağlam, rakipler bu takıma karşı gol bulmakta çok zorlanıyor.( Bana göre Arsenal kupanın favorisi ) M. United ise yıllardır alıştığımız oyununu sahaya yansıtan klasik İngiliz takımı. Fenerbahçe’ nin zaten yakından tanıdığı bir ekip, istatistiksel  olarak bakıldığında Arsenal’ a yakın bir görüntü çizmişler, zaten ligde de bu iki takımın kapışması var. Yıllar boyunca M. United’ a transferler yapılsa da takımın görüntüsünde bir değişiklik yok, eski maçları izleyip sistemi çökertmek mümkün.

Gönül isterki Fenerbahçe’ ye kim çıkarsa çıksın, farketmesin, Fenerbahçe elesin ve yarı finale çıksın. Kağıt üstünde baktığımızda ise Schalke 04 çıksın, her iki maçı da kendi evimizde gibi oynayalım ve güle oynaya yarı finale çıkalım. Haydi hayırlı kuralar…

Gerçeklerle Yüzleşmek

Yazar: Ata Orçun Eryılmaz - 11 Mart 2008 9:51
Kategori: Futbol

Başarıya giden yolda en önemli adımın inanmak olduğu söylenir, ancak koşullar kötü olduğunda başarı için yola çıkmadan önce inanmanın yanında şartları gözden geçirmek ve gerçeklerle yüzleşmek gereklidir. Galatasaray’da durumun ve şartların iyi olduğunu söyleyebilmek mümkün değil, yani sadece futbol takımının şampiyonluk yarışında iddiasını devam ettiriyor olması, basketbol takımının geçmiş senelere nazaran önemli başarılara imza atıyor olması ve diğer spor branşlarında da genel bir iyileşme görülmesi yeterli değil diye düşünüyorum. Çünkü bu yönetim anlayışıyla bu başarıların günlük veya kısa vadeli olması kaçınılmazdır. Sporun giderek endüstriyel bir hal alması, artık kulüplerin birer dernek gibi değil kurumsal şirketler gibi yönetilmesini zorunlu kılmaktadır, dolayısıyla nasıl ki kurumsal bir şirketin rekabetçi piyasada başarılı olabilmesinin en önemli yolu bağımsız ve güçlü bir mali yapısının bulunmasından geçiyor ise aynı yoldan çağımız spor kulüplerinin de geçmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Yukarıda bahsettiğim gibi, yeni Galatasaray Yönetim Kurulu’nun ilk yapması gereken gerçeklerle yüzleşmektir. En önemli rakibi Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın gerek ekonomik gerekse sportif açıdan kendisinden epeyce önünde olduğunu kabul ederek işe başlamalıdır. Sosyal yandaşlarıyla bir an önce gerekli iletişimi kurmayı başarabilmelidir, çünkü sosyal yandaş diye nitelendirdiğimiz taraftarlar, bir bakıma kurumsal şirket gibi yönetilmesi gereken Galatasaray’ın en önemli gelir kaynağıdır ve destekçileridir. Yeni stadını bir an önce işletmeye başlamalı ve önemli bir sponsorla anlaşmak suretiyle stadın adında sponsora da yer vermeli ve kendisine bu büyük gelir kaynağını yaratmalıdır. Kulübün futbolculara yapılan masraflar ve transfer giderleri yükünü omzunda taşıyan Futbol A.Ş. ile kulübe gelir sağlayan ve kaynak yaratan Sportif A.Ş.’nin derhal birleştirilmesi, bu ayrık ve zor yapıdan kurtulunması gerekmektedir. Bu şirket birleşmesinin gerçekleşebilmesi için doğaldır ki, Sportif A.Ş. hisselerinin %20.89’unu elinde bulunduran QVT şirketinin hisselerinin QVT’den alınması gerekmektedir. Çünkü Sportif A.Ş., altın yumurtlayan tavuk misali, kulübe en önemli kaynakları sağlayan şirkettir, ancak bu kaynağın %21’nin bir başka şirkette olması ve bu şirketin sadece kardan pay alması Galatasaray’ın sırtındaki önemli bir kamburdur. Bunun yanında, %16 oranında hissenin halka arz edildiğini göz önüne alırsak toplamda %37 oranında kardan belki de daha fazlasından (ekonomistler daha iyi bilirler) yoksun kalındığını söyleyebiliriz.

Tüm bunların dışında bir başka çıkış yolu olarak da Riva görülüyor Galatasaray camiasında. Elde bulunan malvarlığının son ana ve başka bir imkan bulunamayana kadar elde tutulması gerektiğini düşünenlerdenim, ancak bu aşamada Galatasaray belki de Riva’nın satışını bile düşünebilir. Bu konu da yeni dönemde ayrıntısıyla tartışılmalıdır.

İşte Galatasaray’ın yeni yönetimini bekleyen sorunlar özetle böyle, ancak şunu da unutmamak gerek, başarının bir diğer formülü de içte barışı ve ittifakı yakalamaktır. Bu kadar büyük sorunların altından, yalnız kalmış, diğerleri tarafından başarısız görülen veya desteklenmeyen bir Yönetim Kurulu’nun da kalkması mümkün değildir. Bu nedenle bu seçim süreci ve sonucu Galatasaray için çok önemlidir. Başarıya giden yolda sorumlu ve yetkili her kişi tarafından gerekli olan adımlar atılmalı ve destekler verilmelidir, aksi halde Galatasaray’ın düzlüğe çıkması ve parlak günlerine geri dönmesi kısa vadede imkansızlaşır.    

Futbol Adama Bikini Giydirir!

Yazar: Akın Parlas - 7 Mart 2008 1:04
Kategori: Futbol

Bayılıyorum ben bu oyuna. Benim de aralarında olduğum büyük bir çoğunluk Fenerbahçe’ nin Sevilla’ yı eleyebileceğini düşünmüyordu. Hatta öyle iddialı konuşanlar vardıki aramızda, Fenerbahçe’ nin Sevilla’ yı elemesi durumunda bikini giyeceklerdi, ama Fenerbahçe ne yaptı? İnandı, savaştı, hakederek Sevilla’ yı eledi ve adını çeyrek finale yazdırdı.

” İnanmak, başarmanın yarısıdır ” derler, peki biz inandık mı? Fenerbahçe’ nin arkasında olması gereken ve bu maçı bir milli maç gibi düşünerek takımı sonuna kadar destekleyen bir insan topluluğu olabildik mi? Hayır, olamadık, başaramadık. Bu takım orada oynayıp ter dökecekken, biz ” İnşallah turu geçer, ama zor ” dedik. Büyük takım, küçük takım ayrımı yoktur futbolda. Ortaya yüreklerini koyanlar ve onurları için oynayanlarla, bunu başaramayanlar vardır. Rakibi gözümüzde fazla büyütmeyelim, geçmiş yıllardaki başarılarının bizi korkutmasına izin vermeyelim artık. Dünya takımları arasında olduğumuza önce ulus olarak inanalım, sonra zaten futbolcular gerekeni sahada yapacaklardır. Fenerbahçe takımı, bana kalırsa hem Sevilla’ yı eledi, hem de bizlere büyük bir ders verdi. Taraftarların futbolculara söylediklerini, bu sefer futbolcular tüm Türkiye’ ye söyledi: ” Bizler inandık, siz de inanın ”. Eğer hala böyle büyük başarılara Türk takımlarının imza atabileceğine inanmazsak, daha ne bikiniler, ne jartiyerler gündeme damgasını vurur.

Yıllar önce Galatasaray’ ın yaşattığı gururu bizlere yeniden yaşatan Fenerbahçe’ ye teşekkürlerimi sunuyor ve yürekten alkışlıyorum.

Esaretin Bedeli

Yazar: Deniz Kutsal - 6 Mart 2008 11:30
Kategori: Futbol

“Esaretin Bedeli” filmini izlemeyeniniz yoktur herhalde. Tim Robbins’ in başrolleri Morgan Freeman’ la paylaştığı yaşama ve yaşamaya dair müthiş bir hikayeyi konu alan, sonu zaferle biten film.

Fenerbahçe Sevilla karşısında Türk futbolu için tarihi bir zafer kazandı 2 gün önce. Zaferle beraber herkesi sevince boğdu. Markalaşmaya, tesisleşmeye, transferlere büyük yatırımlar yapılıyordu yıllardır, hep yerel başarılar geliyordu ancak bir türlü milyonlarca taraftarın beklediği sıçrama yapılamıyordu ve Avrupa’ da beklenen düzeye bir türlü gelinemiyordu. İşte 2 gün önce ilk adım atıldı ve Galatasaray’ ın UEFA kupası ve Süper Kupa’ yı kazandığı dönemdeki güven hissedilmeye başlandı. Esaretten kurtuldu Türk futbolu. Aziz Yıldırım sözleriyle Türkiye’nin Fenerbahçe’ nin futbollarını daha yeni yaşatmaya başladıkarlını, bunun kalıcı olacağını ve bu zaferle nice zaferlerin geleceğini perçinliyordu.

Peki Avrupa Futbol Şampiyonası öncesi böylesine bir atılım A Milli Futbol Takımını turnuvada nasıl etkileyecek?

2002 Dünya Kupasından sonra herhangi bir uluslarası turnuvaya katılamayan Türkiye Futbol Milli Takımı Haziran ayı için adını finallere yazdırdı. 6 senedir gerek kulüp takımları ve gerek ulusal takımımız için süren başarısızlıklar dizisi inanıyorum ki 2008 senesinde  Fenerbahçe’yle ve Milli Takımımızla tam tersine dönecek. Fatih Terim Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig’teki çekişmeyi göz önüne alarak daha oturmuş ve sağlam bir kadro kuracaktır. Belki ilk etapta takıma direk etki yapmayacak yenilikler ancak Gökhan Gönül, Uğur Boral, Volkan Demirel, Serdar Özkan, Gökhan Zan, Arda Turan, Mehmet Topal gibi yetenekli futbolcular kalite seviyesi üst düzeydeki maçlarla ve başarının getirdiği öz güvenle gelecekte Türk futbolu adına kalıcı olmayı sağlayacaklar ve zaferlerde başrolde olacaklar. Gelecek birkaç yılda adından bahsetceğimiz yeni yıldızlarımızda olacak çünkü kulüplerin uyanıştan sonra altyapılardan bahsetmesiyle gençlere daha çok önem verileceğine hiç şüphe yok.

Bize düşen bu kazanımları sonuna kadar izlemek ve gerekli analizlerle spor adamlarına ve spor severlere ışık tutmak olacak. İşte o zaman hiç akıllardan düşmeyen, unutulmaz film başlıyor olacak bizim için.

Cehennem’den Gelen: Volkan DEMİR-EL

Yazar: Deniz Kutsal - 5 Mart 2008 8:26
Kategori: Futbol

Başlığa bakınca kimse yazının Volkan Demirel yazısı olduğunu sanmasın. Volkan, demir elleriyle gecenin kahramanı, turu getiren adam oldu. 3 penaltı kurtarmak, dipten zirveye ulaşmak Volkan’ ın geceye vurduğu damgaydı. Ama bu yazı bir hayalin peşinde koşanların ve onu yakalayanların yazısı. Baş kahramanlarımız hayallerini gerçeğe dönüşteren emektar Başkan Aziz Yıldırım, destek olmaya sonsuz anlam katan Fenerbahçe taraftarı, çalışma azmi en üst seviyede olan teknik heyeti ve tabiki inancı başarı sayfalarına taşıyan futbolcular.

Fenerbahçe, cehennemi yaşatacağını düşünen Sevilla karşısında sadece futbolcularıyla değil tüm camiası ve Türk halkının dualarıyla sonuna kadar haklı bir o kadar gururlu bir zafer kazandı. Sevilla’ nın hesaba katmadığı Fenerbahçe’ nin başarıya aç bir şekilde, inanmış bir halde, cehennemi bizzat Sevilla’ ya getirmesiydi. Nitekim gece sonunda cehennemi yaşatan Sarı Lacivertliler oldu Sevilla değil. Volkan demir-el’ de cehennemden gelen Sevilla’nın baş zebanisi.

Bunlar tabi Sevilla’ nın motivasyonuna karşı yapılmış mecazi benzetmeler. Asıl olan Fenerbahçe Avrupa’ nın en büyük kupasında Şampiyonlar Liginde inanılmazı başarması ve son 8 takım arasına katılması.

Maç için faazla yazılacak birşey yok. Kaleye çekilen ve Volkan’ ın hatasıyla gol olan 2 şut dışında Sevilla’ nın sadece 1 atağı var kendi mağbedinde. O da Kanoute ile bulduğu gol. Onun dışında oynayan ve oynatmayan takım Fenerbahçe’ ydi sanki yıllardır Avrupa’ da üst seviyede mücade ediyormuşcasına. Zaten buydu bizi gururlandıran. Liglerinde geçen sezonu şampiyon kapamış 4 takımı yenmek, şimdiye kadar Avrupa’ da en az 1 kere şampiyon olmuş 5 takımı bir sene için devirmek en büyük sevinçti Türk futbol severler için. Tura anlam katan ve taraflı tarafsız herkesin takdirini toplayan bu zaferler yığınıydı.

Aziz Başkan maç sonunda çok güzel özetledi aslında başarıya gelen yolu ve nasıl kalıcı olunacağını : Gelişmiş Altyapı, Gelişmiş Tesisler ve Gelişmiş Ekonomi.

Bunlar Fenerbahçe’ nin ütopyası. Peki ütopyalar gerçek olur mu? Bunun cevabı zaten yazımın başındaydı…

Bu mutluluğu yaşattığın için ve bundan sonraki turlar için tekrar tebrikler ve başarılar Fenerbahçe. Gerisi teferruat.

11 Altın Adam Servet

Yazar: Gökmen Ersoy - 4 Mart 2008 9:16
Kategori: Futbol

Beşiktaş Galatasaray derbisi sonrası Kalli’nin yaptığı açıklama Servet Çetin’in sezon başından bu yana sergilediği performansı bir kez daha gündeme getirdi.  Kalli maç sonrası Servet gibi oynayan 11 tane adamım olsa skor çok farklı olur diyerek geç de olsa Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmiş oldu.

Ne yalan söyleyeyim Servet Çetin Galatasaray’a ilk geldiğinde bu kadar başarılı olacağını tahmin bile edemezdim. Aslında transfer haberini ilk duyduğumda çok da doğru bir seçim olduğunu düşünmemiştim.  Göztepe ve Denizlispor’da oynadığı günlerde Sevet’in üzerinde tam bir hantal stoper görüntüsü vardı. İlk müdahaleleri çoğu zaman dengesiz, geç ve oldukça sertti. Agressif ve mücadeleci bir yapısı vardı. Rakip forvetlerle sürekli itiş kakış içerisindeydi. Bu görüntüden ötürü de rakip sahalarda en çok küfüre maruz kalan oyuncu oluyordu çoğu zaman. Fenerbahçe’ye geldiğinde ise milli takım yolu da açılmış oldu. Milli forma ile iyi maçlar çıkarsa da performansı hala beni tatmin etmiyordu. Fenerbahçe’de de Brezilyalı stoperlerin ardında istediği forma şansını bulamadı ve Sivasspor’a transfer oldu. Çok da yabancı olmadığı bir ortamdı Sivas Servet için. Ne de olsa Karslıydı ve soğuğa alışkındı. Sivasspor onun için yeni bir başlangıç oldu adeta. Sezon başında da hepimizin bildiği gibi Galatasaray’a transfer oldu.

Göztepe forması ile onu seyrettiğim ilk günden bu yana gerek futbolunda gerekse özel yaşamında çok büyük değişiklikler oldu Servet’in. Bir kere futbolunu çok ilerletti ve ilerletmeye de devam ediyor. Üzerindeki hantal görüntü yavaş yavaş yerini oturmuş bir çabukluğa bırakıyor. Zamanlaması daha yerinde ve agresifliği can yakıcı değil artık. Öyle ki saha içerisinde futbolcular tartışırken Servet çoğu zaman sakinleştiren yüz olarak ekranlara yansıyor. Hava toplarındaki hakimiyeti zaten tartışılmazdı ama günden güne bu hakimiyet rakip defansı da korkutacak boyutlara ulaşıyor çünkü Servet hücum yönünü de geliştirmek için elinden geleni yapıyor. Özel yaşamında ise genç  arkadaşlara örnek bir abi gibi davranıyor. Tıpkı kendi kardeşlerine davrandığı gibi. 11 kardeşin en küçüğü hepsine ağabeylik yapıyor ve onlara iş kuruyor. Sivasspor’a transfer olduğunda Fenerbahçe forması giyerken aldığı jipi çok da göze batmamak için satıp daha orta halli bir araba alacak kadar da mütevazi. Siz maç sonrası başında hiphop şapkası ve kulağında ipod ile demeç veren görüntüye sakın aldanmayın çünkü o şapkanın altındaki kafa tam bir Anadolu insanı ve ipodda çalan da neşet ertaş türküleri.

Çoğu insan haksız çıkmaktan ya da yanılmaktan üzüntü duyar ve de kabullenmek istemez. Bense bu satırları yazarken yanıldığım için hiç de pişman değilim. Servet’in katetmesi gereken çok yol var fakat görünen o ki o yolu bitirmeyi kafasına koymuş bile.

137 Haftalık Hasret Sona Erdi!

Yazar: Akın Parlas - 4 Mart 2008 7:45
Kategori: Futbol

137 haftalık hasret sonunda bitti ve  Beşiktaş, Süper Lig’ in yeni lideri oldu. Cisse sakattı, orta sahada sıkıntı vardı, Bobo da sakattı, forvetteki büyük kozu yoktu, bir de Gordon’ un problemi eklenince bunlara Beşiktaş’ ın böyle bir kadroyla derbiyi kazanmayı başarması takdir edilmesi gereken bir şeydi doğrusu. Beşiktaş’ ın çok iyi oynadığını söylemek pek doğru olmaz, ama özellikle 2. yarı herşeyi doğru yaptı futbolcular, gereken özveriyi sahaya yansıttılar ve maçı kazanmasını bildiler. Galatasaray ise maç boyunca hiçbir şey yapmadı, ne etkili atak yapabildi, ne de doğru düzgün kaleye şut çekebildi, yani kendi sonunu kendi hazırladı. Artık Beşiktaş kendi işini kendi görecek hale geldi, zirve sahibi olan her takım gibi eğer kendi maçlarını kazanırsa hiç bir takımın maçlarına bakmadan zirvede kalmaya devam edecek.

 Beşiktaş, bana kalırsa istediği havayı yakalamış gözüküyor, soyunma odasından ateşli tribününe kadar herkes şampiyonluğa inanmış durumda. Her ne kadar Ertuğrul Sağlam, artık kimseden medet ummayacaklarını, kazandıkça zirvede olacaklarını söylesede, her maçı kazanmaları pek mümkün gözükmüyor. Daha 10 haftalık bir dönem var önünde Beşiktaş’ ın, evinde Trabzonspor, Fenerbahçe ve Bursaspor, deplasmanda ise İstanbul B.Belediye, Sivasspor ve bu sezon belalısı Rizespor gibi maçları var. Liderlik koltuğunda oturmak, hem rahatlatır, hem de huzursuz eder. Beşiktaş’ ın önündeki zorlu maçları puan kaybetmeden tamamlaması mucize olur. Fakat arkasındaki onu takip eden takımların da puanlar kaybetmeden yarışa devam etmeleri imkansız gözüküyor. Yani bu durumda yine lig savaşında takımlar, birbirlerinin kaybettiği puanlara ihtiyaç duyacak ve en az hatayı yapan takım ipi göğüsleyecektir.

Sabes Que Es El Infierno?

Yazar: Deniz Kutsal - 3 Mart 2008 8:06
Kategori: Futbol

“Sabes Que Es El Infierno?”

3-2′ nin rövanşına böyle motive etti kendilerini Sevillalılar. Resmi internet sitelerinde Türkçe çevirisiyle “Cehenneme hazır mısınız?” diye meydan okudular Fenerbahçe’ye yarın akşamki rövanş maçı öncesi. Türkiye’de beklediklerinden fazla bir baskı, direnç ve korku yaşadılar ki ve turu kaybedecekleri akıllarına geliyor ki bu şekilde haykırıyorlar duygularını. Artık önemli olan Sevillalıların neler hissettiği değil, Sarı-Lacivertlilerin tarihi maça nasıl hazırlandığı ve ne tür bir futbol ortaya koyacağı?

Fenerbahçe, Bursaspor ve Galatasaray mağlubiyetleri ve Ankaragücü beraberliğiyle zor günler geçiriyor. Bujilerde sorun var ki takımı ateşleyecek bir tek oyuncu yok. Ama bir arabada bile bujiler, süspansiyonlar, fren, motor ve diğer aksamlar birer birliktelik gösterirler ve bütünü yansıtırlar. Bir sinerji, ruh yaratırlar aralarında. İşte Fenerbahçe’de bu ortamda birliktelikten, takım ruhundan bahsetmek çok güç.

Bazı futbolcuların Ankaragücü maçı dönüşü olduğu gibi bayan arkadaşlarıyla geceyi sabah etmediği, bazılarının Avrupa’da bir gol atarım yurtdışına transfer olurum diye düşünmediği ve teknik kadronun motivasyon, çalışma azmi, başarıyı aşıladığı taktirde bir bütün oluşturmak ve kupaları kaldırmak mümkündür. Yönetimin ve teknik kadronun kendilerini düşünce ve fikir olarak üst seviyede tutması gerekirki oyuncular da o denli doğrular disiplin çerçevesinde yapsınlar.

Takıma artık daha savaşçı, istekli, sorumluluk alan ve heyecan duyan futbolcuların girmesi gerekiyor. Örneğin Colin Kazım ve Gürhan Gürsoy’ un bir an önce topa daha fazla sahip olma ve oyuna yaratıcılık katmak adına takıma girmeleri gerekmektedir. Yasin ve Can Arat’ ın daha hırslı olmaları gerekiyor. Eğer gerçekten inansalardı kötü bir Edu yerine iyi bir Can veya Yasin çok rahat oynayabilir. Ali Bilgin teknik ve becerisini toptan kaçmak yerine topa sahip olmak için kullansa hücum hattında etkili bir silah olabilir. Bu yeteneklerin ve rotasyonun ortaya çıkmamasının en büyük nedeni oynayan oyuncuların formalarının garanti olduğunu bilmeleri. Yedekler içinde VICE VERSA.

Kısa vadede bu yenilenmeler olmayacağından umarım pazar günü 14:30′ da Başkan Aziz Yıldırımı’ ın takımca yaptığı olağanüstü toplantı herkesi kendine getirir ve insanlar kendi sorumluluklarının bilincine varırlar. Eğer Fenerbahçe yarın Sevilla karşısında tur atlamak istiyorlarsa oyuncular kendilerinin neyin bir parçası olduğunun ve neyi başarmak istediklerini bilmeleri gerekir. Kendilerini böyle hisseden ve yarın gece Fenerbahçe’ nin en büyük kozu olacak futbolcular Alex ve Semih.

04.03.2008 tarihinin Türk futbolu için çok sevindirici bir gece olmasını dilerim.