Arşiv Mart, 2008

Sesimi Duyan Var mı :)

Bugün pazar maç izlemek istiyorum.

Evet kimse karışamaz bana. Bütün hafta çalıştım. işler halledildi. Misafirler ağırlandı.

Kimseyi dinlemek istemiyorum. Spikerden başka.

Hayır dinlemiyorum kimseyi çünkü maç izlemek istiyorum. Aklıma koydum, keyif benim keyfim.

Ne var ne var televizyonda? Allahım ne olur güzel bir maç olsun.

Ayaklarımı da uzattım sehpaya. İngiltere ligi maçı olsa. Vay ki ne vay. Hem Türk televizyonları hafta içi “Premier Lig ma.ları bizde.” diye reklam yapıp dururlar.

Evet buldum!

Chelsea-Middlesbrough maçı.

Bizim Tucay değil mi o? Hem de hafta içi Fener’ in Şampiyonlar Ligindeki rakibine karşı. Tamam oldu bu iş.

Arkama yaslanıyorum.

Chelsea bastırıyor. Fenerbahçe zorlancak gibi ama üstesinden gelir.

Spiker maça çok kapılmış. “Lampardddd topu bıraktı, Drogba pas verirseeee…”, “Ünlü spor yorumcusu Adnan Aybaba bu gece Ver-Kaç’ta Fenerbahçe forması giyecek mi? Sakın kaçırmayın!”

Adnan Aybaba mı?

“Ünlü Spor Yorumcusu” mu? Ne alakası var şimdi?

Maça döneyim. Tuncay, milli gururumuz bir topla buluşsa. Topla buluşamıyor. Atakta yok maçta. Peki bu spiker neden sürekli bağırıyor.

Televizyonun sesini mi kıssam. Dur şu gazetelere bakayım Chelsea’ nin kadrosuna.

“Ballackkkk sol kanata, araya giren Boatenggg, aldı topuuu…”

Spiker yeniden bağırıyor. Gazetelere bakamıyorum ki. Maç hareketli olsa da bu kadar bağaracak ne var?

Yeniden televizyona bakıyorum ama atak olsun olmasın maç esnasında tartışma programı sunuluyor sanki.

Spikerimizin günlük hayatta konuşması mı bu? Yoksa editörleri talimat mı verdi. “Heyecan katın maça,sesinizi alçaltmayın, sürekli bağırın.” mı dedi?

Ne oluyor? Neyse ben maçıma bakayım. Hem keyif alacağım daha maçtan. 

Tuncay ‘ın takımı. Şampiyonluk mücadelesi yapan Fenerbahçe’nin rakibi Chelsea’ ye karşı. Bir Premier League maçı. Biçilmiş kaftan. Kesin keyif alırım. Tabi tabi alırım.

Yine dedi işte. “Adnan Aybaba bu gece…”

Fener forması mı ne giyecekmiş. Bana ne. Hem forma giyecek diye neden bağırıyor spiker?  Adnan Aybaba diye bir Türk futbolcusu mu sahada yoksa. Maçta mı oynuyor?. Hayır tek Türk Tuncay eminim. Kadrolara baktım.

“Ballack topla buluştuuuuuuuu…”

Evet Ballack topla buluştu ama sadece buluştu. Neden bağırıyorsun yahu!

Olmuyor.

Demek ki sadece maçla olmuyor. Keyif alamıyorum.

Bir Halit Kıvanç ‘ın anlattığı maç yok mu acaba kanallarda? Ama o da emekli oldu.

Belki Melih Şendil ya da Ercan Taner’ in maçları vardır. Murat Kosova’ da süper olur. Ama o da artık NBA maçları sunuyor.

Yine “Adnan Aybaba’ yı mutlaka izleyin” diyor. Nasıl yani? Bize ne ki. İsteyen izler sen maçı anlat ama sesini alçalt biraz sayın spiker. Her an atak olmuyor ki.

Evet olmuyor. Maç izlencek gibi değil. Konsantrasyon falan kalmadı bende. İyisimi yabancı kanaldan izleyeyim maçı. 

Anlaşılan ülkemizin gerçek anlamda dublaj, sunucu ve seslendirme sorunu var. Gün geçtikçe deartıyor. Okumuştum bir kaç yerde. Sadece bu maçta değil Türkçe dublajlı kimi filmleri izlerken ve reality şovlara bakarken de farketmiştim. İnsanı izlediği şeyden soğutuyor. Farketmiştim bende. Kim ilgileniyor bu sorunla? Ama RTUK’ ümüz var. Filmleri kesiyor. Programları yasaklıyor. Kaliteyi arttırıyor. Elbet bu sorunu çözüyordur. Kaliteli seslendirme yayına ve izleyiciye saygıdır. Dünya normlarıdır. Küçükken hatırlıyorum Türkiye dublaj’da dünyada ilk üç içirisindeydi. Herkes bahsederdi. Peki şimdi? RTUK, kanallar bunları biliyordur. Peki ya bilmiyorsa ? Peki ya ilgilendikleri başka alanlarsa?

Neden bunları düşünüyorum şimdi ben sadece maç izleyecektim. Ama olmuyor izlenmiyor. İzlerken daha da yoruluyor insan. Spiker maç anlatmıyor bağırıyor. Sesimi kısık kanalın. Kimse sesini duymuyor mu? Sesini duyan var mı? 

Maç bitti. Sanırım birşey söyleyecek spiker : “Maçın adamı Adnan Aybaba.”

Haklı.  

Fırtınalar Koparsa Kopsun

Yarın derbi günü. Türkiye’ de hayatın iki saatliğine duracağı gün. Beşiktaş öyle bir maça çıkıyorki; ya tamam, ya devam. Kazanmanın şart olduğunu, özellikle rakip Fenerbahçe olunca nasıl oynaması gerektiğini bilen futbolcuların maçı yarın. Dolmabahçe’ de bir ayrıdır Fenerbahçe maçları, hele bu maç şampiyonluk yolunu bir anlamda belirliyorsa sabahtan başlar Beşiktaş Çarşısı’ nda heyecan ve coşku. İçkiler su gibi akar Kazan’ da, yolları kapatır taraftarlar, adım adım trafikte gidersin Dolmabahçe’ ye tezahüratlar arasında.

Derbinin biletleri çıktığı gün 1 saat içinde bitti. Beşiktaş açısından hayati olan bu maçın bilet fiyatları belirlenirken de maçın önemini dikkate alan yöneticiler bu fırsatı kaçırmadılar ve en ucuz bileti 60 YTL’ den satışa sundular. Beşiktaş taraftarının alışık olmadığı seviyede pahalı olan biletlerin yoğun ilgiyle tükenmesi, Beşiktaş’ ın gişelerine kombine kartlar hariç 900 bin YTL getirdi ve Avrupa’ da haftanın en pahalı maçı olmasını sağladı.

Gelelim maç öncesi teknik analize. Aslında analize falan gerek yok, böyle yüksek gerilimli maçlardan önce ne söylesek boş. Futbolcular maça çıktıklarında teknik direktörlerin söyledikleri her şeyi unutacaklardır ve maçı daha çok isteyen, yüreğini koyan taraf maçı kazanacaktır. İki takımın kadrolarını karşılaştırdığımızda, Fenerbahçe’ nin  üstünlüğü gözükse de, Cisse’ nin sakatlıktan kurtulup takıma geri dönmesini ve artık Serdar Kurtuluş’ un da oynayabilecek düzeye gelmesini derbiyi etkileyecek faktörler arasında sayabiliriz.

Fair-Play’ in ve seyir zevkinin üst düzeyde olduğu, adilce yönetilen bir maç olması dileğiyle.

Sporuma Doğan Güneş!

Vakıfbank Güneş Sigorta Bayan Voleybol Takımı Avrupa Top Teams Kupası’ ndan sonra Avrupa Challenge Kupası’ nda da şampiyon olarak adını ikinci kez altın harflerle tarih sayfalarına yazdırdı. Bütün ulusumuzu sevince boğan ve bize büyük gurur yaşatan kızlarımıza sonsuz teşekkürler. Yalnız bütün ulusumuzu sevince boğan derken ” boğması gereken ” demek daha doğru olur sanırım. Sizce bu sevinci, gururu kaç kişi yaşadı dersiniz? Hatrı sayılmayacak kadar az tabiki. Her ne kadar radyolar, televizyonlar ve gazeteler bir kaç gün şampiyonluk hakkında yazıp çizseler de saman alevi gibi parlayıp söndü bu başarının hikayesi. Kimileri hiç umursamadı, kimileri ise ” vay be helal olsun ” deyip bir daha anmadılar bile.

Hatırlarsanız G.Saray UEFA şampiyonu olduğunda gazetelerin ilk sayfaları baştan aşağa bu büyük başarıyı yazıyorlardı, ya da televizyonlar günlerce başarı öykülerini yayınlıyordu, Türkiye günlerce bayram yapmıştı. Burdan medyamıza sesleniyorum: Voleybolumuzu hiçe saymayın! Türkiye’ de spor dalları içinde şu an Avrupa’ da en başarılı olduğumuz, göğsümüzü kabartan voleybolumuzun tanınmasını sağlayın. Yüzlerce futbol programlarının yanına voleybol programlarını da ekleyin, ya da en azından voleybolun V ‘ sinden bahsedilmesini sağlayın, sağlayınki insanlar böyle başarıları takdir edebilsin, önemini anlayabilsinler.   

Geçenlerde okuduğum bir haber ise beni bir hayli şaşırttı ve sevindirdi. Ülkemizde erkek oyuncuyla bayan oyuncunun eşit olduğu tek spor dalı voleybolmuş. Yani uluslararası alanda kupaları kaldırdığımız ve sürekli başarılı olduğumuz tek spor dalı olan voleybolla aynı zamanda kadın-erkek eşitliği de sağlanıyor ve bu eşitliğin neticesinde Avrupa Şampiyonlukları da geliyor. Böylece ülkemizde ailelerin kızlarını spora yönlendirmelerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz bayan voleybolcularımız sayesinde.

Vakıfbank Güneş Sigorta’ yı yürekten kutluyorum ve büyük başarılara imza attığımız voleybola daha fazla saygı gösterilmesini diliyorum.

Derbiye Doğru : Etki Tepki

Türkiye Süper Liginde son 7 haftaya girilirken şampiyonluğun en güçlü 2 adayı, Beşiktaş ve Fenerbahçe  cumartesi günü kozlarını İnönü Stadında paylaşmaya hazırlanıyor. Beşiktaş önceki haftaların aksine ligin 6. haftasından beri ilk kez bu karşılaşmaya cezalı Bobo dışında tam kadro hazırlanıyor. Ertuğrul Sağlam’ ın oyun sistemini değiştirmeyeceğini ve aynı düzenle sahaya çıkacağını düşünüyorum. Fenerbahçe ise Deivid, Roberto Carlos, Deniz Barış’ ın yokluğunda ve Selçuk’ un formsuzluğunda sahaya Maldonado rotasyonu ile çıkabilir. Sağ kanatta da bana göre Zico, PSV maçının yıldızı Colin Kazım’ ı görevlendirecek. 

Taraftarlar nefeslerini tutup, cumartesi akşamı programlarını bu maça göre hazırlamaya başladılar bile. Maçın İnönü stadında olması sporseverler için en büyük şans bence. Zira İnönü’ deki yoğun taraftar desteğiyle galibete şartlanmış Beşiktaş, son haftaların formda takımı Fenerbahçe karşısında en iyi futbolunu oynamaya çalışacak, Sarı Lacivertli futbolcular Beşiktaşlı oyuncuların direncini kırmaya uğraşacak ve dolayısıyla bizlere de zevkli bir mücadele izletecekler.

Gelelim yazımın başlığına.

Futbol Federasyonu ve MHK haftasonu ki derbi mücadelesinin hakemini Yunus Yıldırım olarak açıkladı. Son dönemlerde herkesin başarızılıkta hakem faktörüne sığındığı ve seçimlerinden dolayı federasyonu eleştirdiği dönemde Yunus Yıldırım ilk kez bir derbide görevlendirildi. Elbette başarılı maçları olmuştur tecrübeli hakemin ancak federasyon tepkilerden çekinmiş olacak ki bu sefer hakem seçiminde ince eleyip sık dokumuş ve eleştirelere mahal bırakmayacak bir karar almış. Bu sezon Yunus Yıldırım’ ın yönetiminde her iki takımda puan kaybı yaşamamış ve bütün maçlarından galip ayrılmışlar. Ne büyük şans, maçlardan sonra herkes memnunmuş kısacası. O yüzden acaba bu atama Yunus Yıldırım’ ın hakem ustalığından mı yoksa Federasyon’un taraflarla hakem polemiğine girmemesi için mi yapıldı bilemiyorum ama bir gerçek var o da etkiye tepki görmemek en doğru yoldur kimi çevrelerce.

Umarız maçtan sonra hiçbir şekilde hakem konuşulmaz ve futbolun güzelliklerinden bahsederiz. Federasyonun gerçekleştirdiği atama isabetli olur ve benim bu yazım yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot’ un hikayesinden öteye gitmez.

Her iki takıma da tarihlerine yakışır bol gollü bir maç ve başarılar diliyorum.

Bir Acayip Pazarlama Stratejisi

Son dönemlerde spor medyasında çıkan ilginç bir habere göre İstanbul Amatör Küme takımlarından İmesspor’da oynayan Engin Kodan, profesyonel bir takımda oynamak için klasik yöntemlerden uzaklaşarak, farklı bir pazarlama stratejisi izledi ve bunun sonucunu da aldı. Engin Kodan, bir 3. Lig takımında oynamak için kendini GittiGidiyor.com’da açık artırmaya çıkardı. 5000 YTL’den başlayan açık artırma süresince 4 takım birden Engin’e talip oldu ve sonuçta Engin Kodan 6100 YTL’ye İstanbul bölgesi takımlarından birisi tarafından transfer edildi. Transfer eden kulüp hakkında ise henüz bilgi verilmedi. 

Kendini fantastik forvet olarak adlandıran Engin Kodan’ın bugüne kadar oynadığı 40 maçta 32 golü, 20 de asisti bulunuyor. Daha önce dünya üzerinde bunun bir örneğine rastaldık mı bilemiyorum, ancak Engin’in parlak fikirli bir genç olduğunu kabul etmek gerek sanırım. Engin eğer bu zekasını sahaya yansıtır ve biraz da şansı yaver giderse gerçekten fantastik forvet olmaması için hiç bir neden yok diye düşünüyorum. Şu an için adını bu ilginç pazarlama yöntemiyle duyuran Engin Kodan’ın bundan sonra adını oynadığı futbol ve attığı gollerle duyurmasını temenni ederim, o da olmazsa büyük bir kurumsal şirketin pazarlama departmanında da kendine iyi bir iş bulacağından eminim!

Şeytan Marka Giyer

Dünya’daki moda dünyasını ti’ ye alan, güzel bir üslupla mizahsen eleştiri yönelten “Şeytan Marka Giyer” filmini anımsatarak bende spor dünyasına uzanan moda akımına ve markalaşmaya değinmek istiyorum. Dün akşam spor haberlerinin son bölümlerini izleyen sporseverler, milli takımımızın EURO 2008′de giyeceği yeni formalarla tanışmış olacaklar. Milli futbolcularımız ve sunucu Melih Gümüşbıçak eşliğinde mini bir defile ile tanıtılan yeni formalar beyaz üzerine açık mavi ve kırmızı üzerine beyaz olarak iki farklı şekilde dizayn edilmiş. Nitekim bu akşamki Beyaz Rusya hazırlık maçında Nike sponsorluğunda üretilen formalardan birini görmüş olduk.

Nike’ ın diğer sponsoru olduğu bütün takımlara ürettiği formalarla aynı çizgilere ve farklı renklere sahip olan desensiz dizaynlar, her şampiyona da olduğu gibi eleştirelere uğrayacak gibi gözüküyor. Belli ülkeler dışında görüş ve önerilere kapalı olan firma, standart kalıplarını bozmadan yine takımları şampiyonaya hazırlamışlar.

Yeni formalar yetkililerin beğenisini almış olacak ki Türk Milli Takımımızın klasik, göğüste şeritli ve üzerinde Ay-Yıldızlı forması yine raflarda kalkacak yerine bir süre daha bu yeni standart formalarla mücadele edecek.

İspanya, Hollanda, Fransa gibi takımlarında kendi forma sponsorları var ancak firmalar takımların forma dizaynlarında klasikleşmiş hatların dışına çıkamıyorlar. Biz Nike’ ın tasarımlarını kabul ede duralım İspanya yine Kırmızı yakası sarı, Hollanda düz portakal rengi, Fransa düz mavi yanları beyaz çizgili süre gelen ve her taraftar tarafından benimsenmiş formaları ile mücadelede yer alacaklar.

Forması bir takımın ruhu-kalbidir. Başarıda saklanacak ve hatırlanması üzerlere giyilecek yegane semboldur. Geçmişine olan bağlılığı ve tarihini geleceğe taşımasını simgeler ya da en azından ben öyle düşünüyorum. Eminim ki ben Milli Takım yetkilisi olsam klasik ay-yıldızlı formamızı modernize etmeleri  ve o formaların dizaynı için sponsorya elimden gelen yaptırımı yapardım. Ancak biz yine eleştirelere ve önerilere kulak asıp fabrika çıkışlı nereden kabul gördüğü bilinmeyen formaları giymeyi göze alıyoruz ve suni bir merasim ile halkımıza büyük matahmış gibi sunuyoruz.

Maçların yaklaşmasıyla yine eleştiriler gelecek ve diğer takımların formaları ile benzerlikler, anlamsızlıklar medya da yer alacak. Bende bu görüşlere katılıyor olacağım. Birçok alanda özünden ödün vermeye itilen ülkemiz Milli Forması ile uluslarası alanda fark yaratmalıdır ve Dünya’ya böyle kabul ettirmelidir. Umarız zamanında nice efsane oyuncularımızın, büyük futbolcularımızın terlettiği ve yenilerin terletmesi gerektiği, bizim formamız, düz beyaz, göğüste kırmızı renk üzerine Ay-Yıldızlı forma yakında yeni döneme göre tasarlanarak gündeme alınır.

Parayla Saadet Oluyor Mu?

Son 15 senede Türkiye 1. Basketbol Ligi 2 takımımızın tekelindeydi. Efes Pilsen ve Ülkerspor. 2 dev kuruluşu arkasına alan bu iki güzide kulübümüz ligi domine ederken bir yandan da Avrupa’da Türk Basketbolunun gururu oluyorlardı. Taki bu sezona kadar.

2 sene önce Ülkerspor ligten çekildiğini açıklamasıyla ve Efes Pilsen’in yıldız oyuncularını başaka takımalara kaptırıp bütçesini düşürmesiyle ligin seyiri tersine döndü.

Ülkerspor’un birçok yıldız basketbolcusunu kadrosuna katan ve Ülker grubuyla altyapı dahil olmak üzere birleşen Fenerbahçe takımı ve aynı firmadan sponsor desteği alan diğer büyük iki kulüp Beşiktaş ve Galatasaray, geçen seneki ivme ile bu sene Avrupa’da kendi şampiyonlarında çeyrek finale çıktılar. Lig yarışı da keza bu takımlar arasında kıyasıya bir hal aldı. Bu büyük heyecan ve başarıdan dolayı takımlarımızı yürekten kutluyoruz. Yükseliş yadsınamaz peki etkenler nelerdir?

Yükselişin anahtarı basit : Sponsor yani para desteği.

Bunca senedir basketbol bıranşında elle tutulur bir başarı elde edemeyen üç büyükler, Ülker grubunu arkalarına alarak milyon dolarlık transferlerle atılımı gerçekleştirdiler.

Ülker bu kadar desteği pervasızca ve hangi kaynaktan nasıl yapıyor onu bilemem ancak bildiğim tek bir şey var ki o da bu desteğin kaymak etkisi yapmaması ve gelecek senelere taşınması için acilen altyapı ve tesislere yatırım yapılmasıdır.

Bu noktada Fenerbahçe Ülker’ i, Beşiktaş Cola Turka ve Galatasaray Cafe Crown’ a göre daha şanslı ve önü açık görüyorum. Zira biraz öncede bahsettiğim gibi Ülkerspor altyapısını olduğu gibi bünyesine katan Fenerbahçe temellerini sağlam kayalara dayadı. Bunlardan en iyi örnek bu sene yıldızı parlayan dev pivot Ömer Aşık.

Bu arada yakında Ülker diğer kulüplere destek vermeye karar verirse, acaba “Efes Pilsen İçim Süt”, “Karşıyaka Bizim Yağ” ya da “Mersin Belediyesi Ülker Gofret” takımlarını görür müyüz Beko 1.Basketbol Liginde? 

Devlerin Avcısı

İngiltere Federasyon Kupası’ nda Barnsley, önce Liverpool’ u ve ardından da Chelsea’ yi kupanın dışına iterek, yarı finale çıkarak belkide FA Cup’ da, hatta İngiltere’ de yılın olay takımı olmayı başardı. Bu maçı izleme fırsatım oldu ve futbolun bütün güzelliklerinin gözler önüne serildiği, bana futbolun zevkini bir daha tattıran bu takıma, seyircisiyle beraber helal olsun. Maç bitimiyle beraber inanmış taraftarlarla, o desteği bütün maç arkasında hisseden futbolcuların, o mütevazi ve ancak küçük takımlara özgü sahalarda görebileceğimiz kucaklaşmaları, küçük takımların büyük takımları yenmesinin ne kadar müthiş olduğunu bir kere daha gösterdi bana. Zengin takımlar parayla değeri ölçülebilen istedikleri her şeyi alabilselerde, alamadıkları tek şey ” yürekler ” dir. O büyük yürekli futbolcuların piyasa değerleri olmasada, ceplerinde büyük paralar olmasada, karşısındaki oyunculardan çok daha değerli olan varlıkları; yürekleri var. Bu koca yürekli futbolcular, milyon dolarlık futbolculara ve teknik heyetlere, hatta başkanlara ders verdiler, futbolda para bir yere kadar dedirttiler.

Gönül isterki bir Barnsley de bizden çıksın, fakat sadece istemekle kalıyor bu gönül, çünkü çok zor, hatta bu formatla imkansız. Bir kere seyirciye bakın. Ada futbolunda en küçük takımların bile stadları, kendilerine ait seyircileri var. Futbola yatırımlar çok büyük, ama bu yatırımların yapılmasının sebebi de her şehrin, kasabanın sakinlerinin kendi bölgesinin takımlarına destek vermeleri. Oradaki halk, 3 büyükler felsefesine sahip, sadece güçlüyü destekleme fikrine sahip değiller. Kendi takımlarının en büyük olması için sonuna kadar destek veriyorlar ve ortaya Barnsley gibi mucize örnekler çıkıyor. Bir de bizim liglerimizde küçük takımlar, onlara nazaran daha büyük takımların, daha maça başlamadan formaları altında eziliyorlar. Yürekleriyle oynamıyorlar ve korkak futbolla kendi sonlarını hazırlıyorlar. Belkide kupa formatını değiştirmemiz ve bütün maçların eleminasyon sistemiyle oynanması Türkiye Kupası’ nıda, FA Cup gibi sürprizlere açık hale getirebilir.

theoffside.com’ a Bakış

Etrafta dolu dolu yazılar görmek mümkün değil özellikle konu spor olunca. Okumayı tercih etmeyen bir toplumuz, genellikle bir konu üstünde yorum yaparken bilgi birikimi yerine duygusal birikimi dile getirmeyi seçiyoruz. Çoğu spor yazarımız ve spor programımız da bu yöntemle işlerini icra ediyorlar. En azından pazar akşamları tv’nin karşısına geçtiğimde ya da spor gazetelerini açtığımda ya da spor içerikli internet sitelerine girdiğimde ben böyle düşünür oluyorum.

Bu bağlamda internet ortamında uzman spor servisi sağlayan theoffiside.com sitesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dünya’nın bir çok liginden, ağırlıklı futbol haberlerine ve yorumlarına yer veren site, aynı zamanda birçok ülkeden yazara da sitelerinde kariyer imkanı veriyor. Canlı skor ve bahis sitelerinden farklı olarak maçları ve spor olaylarını anlık kendi tarzlarında yorumlayarak okurlarına sunuyorlar. Sayfa dizaynı ve içeriği insanın sitede gezerken epey keyifli zaman geçirmesini sağlıyor. Tek düze haber dışında olaylara eleştirel ve “ti” ‘ye alan yönleri sitenin ve editörlerin kendilerine kattıkları bir özellik.

Theoffside.com sitesinde benim favorim “günün resmi” köşesi. Roma-Milan maçına ilişkin Kaka ve Panucci’ nin verdiği enstantane yayınlanmayı hakediyor.

Umarım herkesin ziyaret etmeye zamanı olur. İngiliz kökenli bir site olmasına rağmen kullanılan dil çok ağır değil. Haberleri pek çok dilden okuma imkanınız var. Şimdilik malesef Türkçe servisleri yok ama ilerde neden olmasın?

Unutmadan theoffise.com sitesinin dünyadaki en güçlü blog siteleri sıralamasında 46. sırada olduğunu hatırlatmak isterim. Daha önemlisi bunu bir spor sitesi olarak başarmaları.

Sporun farklı yönünü sevenler ve global sporla ilgilenenler için kaçınılmaz bir servis. Umarım yakın zamanda Türkiye’de de bu denli güçlü ve farklı siteleri görme imkanını yakalarız.

Nerede Kalmıştık ?

İsviçre’ nin Nyon kentindeki Şampiyonlar Ligi çeyrek final kuraları sonucu Fenerbahçe’ nin rakibi belli oldu. İngilizlerin mavi beyazlı takımı Chelsea ile eşleşen Fenerbahçe Avrupa macerasına kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer dersleri Chelsea.

Zico ve ekibi analizlerine ve çalışmalarına çoktan başladılar bile ancak SporLog camiası olarak bizim de bu eşleşmeye ilişkin tabiki Fenerbahçe açısından bir kaç yorumumuz olacak.

Son yıllarda Abramoviç’ in gelişiyle yükselişe geçen Chelsea takımı Avrupa’ da beklenen başarıyı elde edemese de daima favoriler arasında gösterilen bir takım. Rus iş adamının astronomik transferleriyle yıldızlar topluluğu haline gelen Rusların tabiriyle Chelski takımı kadorusunda Ballack, Lampard, Terry, Cech, Malouda,Drogba, Anelka, Shevchenko gibi yıldızları barındırıyor.

Kısa bir süre önce görevine son verilen Jose Mourinho yerine gelen İsrailli Teknik Direktör Avram Grant, portekizli çalıştırıcının başarılarından ve futbolundan çok uzakta bir seyir izliyor. Özellikle ligteki başarısız sonuçlarla basında topun ağzında görülüyor. Nitekim bu Chelsea şu an Fenerbahçe’ nin çeyrek finaldeki rakibi ve Fenerbahçe kartlarını buna göre oynamalı. Rakibinin şu anki form durumu aldatıcı olabilir. Keza skoru direk etkileyecek hucüm oynucuları Drogba ve Shevchenko gibi iki tane silaha sahip olması ingiliz takımı için büyük bir avantaj.

Görsel ve yazılı medyada yarından itibaren Chelsea’ nın tehlikeli oyuncuları, dünya yıldızları ve trilyonluk ayakları hakkında oldukça yazı göreceğiz zaten. Peki takımın zayıf yönleri neler?

Yazımın başında da bahsettiğim gibi takımın en zayıf halkası T.Direktör Avram Grant. Daha önce hiçbir uluslararası tecrübesi ve başarısı olmayan Grant, ilk kez bir çeyrek final mücadelesinde mücadele verecek. Defansları ne kadar az gol yemiş olarak gözüksede Kaptan Terry’ nin yanına 2. stoperin halen oturmamış olması, mavi beyazlıların bir başka zayıf yönü. Şimdilik bu açığı Alex ve Ben Haim’ le kapatmayı deneyen Grant henüz istikrarı sağlamış değil. Sol gerideki oyuncuları Ashley Cole bir dünya yıldızı ancak sağ gerideki oynucuları için aynısını söylemek zor. Zira P.Fereira eski günlerini mumla aratıyor.

Sol kanatta mücadele eden ve bu sene büyük umutlarla Lyon’ dan transfer edilen Florent Malouda henüz beklenen patlamayı yapamadı. Dileriz çeyrek final maçlarında da bu patlamayı erteler ve Fenerbahçe’ ye bir avantaj sağlar. İlk maçta Gökhan Gönül’ ün oynamayacağını düşünürsek, bu mevkide Önder Turacı’ nın Malouda’ ya karşı çok konsantre ve dikkatli olması gerekmektedir. Sağ kanatta görev yapan Wright-Phillips çok süratlı ancak Zico’ nun hızlı R.Carlos veya Wederson ile önlem alacağını ve maçlarda bu oynucuları fazla ileri çıkarmayacağını düşünüyorum.

Chelsea’ nin orta alanına ve forvet hattına bakarsak en büyük tehlikeleri görürüz. Genelde 4-3-2-1 düzeniyle oynıyorlar ve takımda orta alanda büyük ihtimalle Lampard, Ballack ve Mikel üçlüsü önlerinde de formda bir Dorgba oynayacak. Her ne kadar sezon ortasında takımdan ayrılacağını açıklasa da Drogba şu an için Chelsea’ nin en büyük kozu. Maçın atmosferine göre Grant ilerde Drogba-Anelka ikilisini de düşünebilir.

23 Eylül 2005 teki Fenerbahçe-PSV şampiyonlar ligi grup mücadelesinde, şu an Chelsea’de oyşükrü nayan 2 oyuncu Anelka ve Alex’ in karşılıklı oynadıklarını düşünürsek, Fenerbahçe’ nin bu oyunculara ve bu oyuncuların  Şükrü Saraçoğlu stadına alışık olduğunu düşünebiliriz.

Fenerbahçe 4 ingiliz takımı Manchester Unt., Liverpool, Arsenal ve Chelsea arasından bana göre en uygun kurayı çekmiştir. Herkesin hem fikir olduğu, “Sarı Kanaryalar Sevilla karşısındaki oyununu oynarsa bu turu geçer” düşüncesine bende katılıyorum. Sevilla maçıyla Avrupa’ da güven ve inanç kazanan bu takım Türk Halkının desteğiyle iyi oynarsa elbet avantajlı skoru alacaktır. Önemli olan Chelsea’ nin silahlarından korkulmamalı ve elindeki var olan Alex de Souza, Uğur Boral, Deivid, Kezman gibi silahları iyi kullanılmasıdır. Tabi Edu’ ya da özel önlem almak gerekir :)

Benim gibi tüm futbolseverin Fenerbahçe adına bu turdan umutlu oldğunu düşünüyorum. Biliyorum ki Fenerbahçe ve Chelsea, camiaları ve futbolcuları karşılaştırıldığında ne birbirlerinden büyük ne de daha üstün. O yüzden maçlar öncesi Fenrebahçe’ ye iyi oyunla beraber bol şans diliyorum. Türkiye ye bir tur sevinci daha yaşatacaklarına yürekten inanıyorum.

Başarılar Fenerbahçe!