Bugün pazar maç izlemek istiyorum.
Evet kimse karışamaz bana. Bütün hafta çalıştım. işler halledildi. Misafirler ağırlandı.
Kimseyi dinlemek istemiyorum. Spikerden başka.
Hayır dinlemiyorum kimseyi çünkü maç izlemek istiyorum. Aklıma koydum, keyif benim keyfim.
Ne var ne var televizyonda? Allahım ne olur güzel bir maç olsun.
Ayaklarımı da uzattım sehpaya. İngiltere ligi maçı olsa. Vay ki ne vay. Hem Türk televizyonları hafta içi “Premier Lig ma.ları bizde.” diye reklam yapıp dururlar.
Evet buldum!
Chelsea-Middlesbrough maçı.
Bizim Tucay değil mi o? Hem de hafta içi Fener’ in Şampiyonlar Ligindeki rakibine karşı. Tamam oldu bu iş.
Arkama yaslanıyorum.
Chelsea bastırıyor. Fenerbahçe zorlancak gibi ama üstesinden gelir.
Spiker maça çok kapılmış. “Lampardddd topu bıraktı, Drogba pas verirseeee…”, “Ünlü spor yorumcusu Adnan Aybaba bu gece Ver-Kaç’ta Fenerbahçe forması giyecek mi? Sakın kaçırmayın!”
Adnan Aybaba mı?
“Ünlü Spor Yorumcusu” mu? Ne alakası var şimdi?
Maça döneyim. Tuncay, milli gururumuz bir topla buluşsa. Topla buluşamıyor. Atakta yok maçta. Peki bu spiker neden sürekli bağırıyor.
Televizyonun sesini mi kıssam. Dur şu gazetelere bakayım Chelsea’ nin kadrosuna.
“Ballackkkk sol kanata, araya giren Boatenggg, aldı topuuu…”
Spiker yeniden bağırıyor. Gazetelere bakamıyorum ki. Maç hareketli olsa da bu kadar bağaracak ne var?
Yeniden televizyona bakıyorum ama atak olsun olmasın maç esnasında tartışma programı sunuluyor sanki.
Spikerimizin günlük hayatta konuşması mı bu? Yoksa editörleri talimat mı verdi. “Heyecan katın maça,sesinizi alçaltmayın, sürekli bağırın.” mı dedi?
Ne oluyor? Neyse ben maçıma bakayım. Hem keyif alacağım daha maçtan.
Tuncay ‘ın takımı. Şampiyonluk mücadelesi yapan Fenerbahçe’nin rakibi Chelsea’ ye karşı. Bir Premier League maçı. Biçilmiş kaftan. Kesin keyif alırım. Tabi tabi alırım.
Yine dedi işte. “Adnan Aybaba bu gece…”
Fener forması mı ne giyecekmiş. Bana ne. Hem forma giyecek diye neden bağırıyor spiker? Adnan Aybaba diye bir Türk futbolcusu mu sahada yoksa. Maçta mı oynuyor?. Hayır tek Türk Tuncay eminim. Kadrolara baktım.
“Ballack topla buluştuuuuuuuu…”
Evet Ballack topla buluştu ama sadece buluştu. Neden bağırıyorsun yahu!
Olmuyor.
Demek ki sadece maçla olmuyor. Keyif alamıyorum.
Bir Halit Kıvanç ‘ın anlattığı maç yok mu acaba kanallarda? Ama o da emekli oldu.
Belki Melih Şendil ya da Ercan Taner’ in maçları vardır. Murat Kosova’ da süper olur. Ama o da artık NBA maçları sunuyor.
Yine “Adnan Aybaba’ yı mutlaka izleyin” diyor. Nasıl yani? Bize ne ki. İsteyen izler sen maçı anlat ama sesini alçalt biraz sayın spiker. Her an atak olmuyor ki.
Evet olmuyor. Maç izlencek gibi değil. Konsantrasyon falan kalmadı bende. İyisimi yabancı kanaldan izleyeyim maçı.
Anlaşılan ülkemizin gerçek anlamda dublaj, sunucu ve seslendirme sorunu var. Gün geçtikçe deartıyor. Okumuştum bir kaç yerde. Sadece bu maçta değil Türkçe dublajlı kimi filmleri izlerken ve reality şovlara bakarken de farketmiştim. İnsanı izlediği şeyden soğutuyor. Farketmiştim bende. Kim ilgileniyor bu sorunla? Ama RTUK’ ümüz var. Filmleri kesiyor. Programları yasaklıyor. Kaliteyi arttırıyor. Elbet bu sorunu çözüyordur. Kaliteli seslendirme yayına ve izleyiciye saygıdır. Dünya normlarıdır. Küçükken hatırlıyorum Türkiye dublaj’da dünyada ilk üç içirisindeydi. Herkes bahsederdi. Peki şimdi? RTUK, kanallar bunları biliyordur. Peki ya bilmiyorsa ? Peki ya ilgilendikleri başka alanlarsa?
Neden bunları düşünüyorum şimdi ben sadece maç izleyecektim. Ama olmuyor izlenmiyor. İzlerken daha da yoruluyor insan. Spiker maç anlatmıyor bağırıyor. Sesimi kısık kanalın. Kimse sesini duymuyor mu? Sesini duyan var mı?
Maç bitti. Sanırım birşey söyleyecek spiker : “Maçın adamı Adnan Aybaba.”
Haklı.
Yarın derbi günü. Türkiye’ de hayatın iki saatliğine duracağı gün. Beşiktaş öyle bir maça çıkıyorki; ya tamam, ya devam. Kazanmanın şart olduğunu, özellikle rakip Fenerbahçe olunca nasıl oynaması gerektiğini bilen futbolcuların maçı yarın. Dolmabahçe’ de bir ayrıdır Fenerbahçe maçları, hele bu maç şampiyonluk yolunu bir anlamda belirliyorsa sabahtan başlar Beşiktaş Çarşısı’ nda heyecan ve coşku. İçkiler su gibi akar Kazan’ da, yolları kapatır taraftarlar, adım adım trafikte gidersin Dolmabahçe’ ye tezahüratlar arasında.
Vakıfbank Güneş Sigorta Bayan Voleybol Takımı Avrupa Top Teams Kupası’ ndan sonra Avrupa Challenge Kupası’ nda da şampiyon olarak adını ikinci kez altın harflerle tarih sayfalarına yazdırdı. Bütün ulusumuzu sevince boğan ve bize büyük gurur yaşatan kızlarımıza sonsuz teşekkürler. Yalnız bütün ulusumuzu sevince boğan derken ” boğması gereken ” demek daha doğru olur sanırım. Sizce bu sevinci, gururu kaç kişi yaşadı dersiniz? Hatrı sayılmayacak kadar az tabiki. Her ne kadar radyolar, televizyonlar ve gazeteler bir kaç gün şampiyonluk hakkında yazıp çizseler de saman alevi gibi parlayıp söndü bu başarının hikayesi. Kimileri hiç umursamadı, kimileri ise ” vay be helal olsun ” deyip bir daha anmadılar bile.
Türkiye Süper Liginde son 7 haftaya girilirken şampiyonluğun en güçlü 2 adayı, Beşiktaş ve Fenerbahçe cumartesi günü kozlarını İnönü Stadında paylaşmaya hazırlanıyor. Beşiktaş önceki haftaların aksine ligin 6. haftasından beri ilk kez bu karşılaşmaya cezalı Bobo dışında tam kadro hazırlanıyor. Ertuğrul Sağlam’ ın oyun sistemini değiştirmeyeceğini ve aynı düzenle sahaya çıkacağını düşünüyorum. Fenerbahçe ise Deivid, Roberto Carlos, Deniz Barış’ ın yokluğunda ve Selçuk’ un formsuzluğunda sahaya Maldonado rotasyonu ile çıkabilir. Sağ kanatta da bana göre Zico, PSV maçının yıldızı Colin Kazım’ ı görevlendirecek. 

Son 15 senede Türkiye 1. Basketbol Ligi 2 takımımızın tekelindeydi. Efes Pilsen ve Ülkerspor. 2 dev kuruluşu arkasına alan bu iki güzide kulübümüz ligi domine ederken bir yandan da Avrupa’da Türk Basketbolunun gururu oluyorlardı. Taki bu sezona kadar.
İngiltere Federasyon Kupası’ nda Barnsley, önce Liverpool’ u ve ardından da Chelsea’ yi kupanın dışına iterek, yarı finale çıkarak belkide FA Cup’ da, hatta İngiltere’ de yılın olay takımı olmayı başardı. Bu maçı izleme fırsatım oldu ve futbolun bütün güzelliklerinin gözler önüne serildiği, bana futbolun zevkini bir daha tattıran bu takıma, seyircisiyle beraber helal olsun. Maç bitimiyle beraber inanmış taraftarlarla, o desteği bütün maç arkasında hisseden futbolcuların, o mütevazi ve ancak küçük takımlara özgü sahalarda görebileceğimiz kucaklaşmaları, küçük takımların büyük takımları yenmesinin ne kadar müthiş olduğunu bir kere daha gösterdi bana. Zengin takımlar parayla değeri ölçülebilen istedikleri her şeyi alabilselerde, alamadıkları tek şey ” yürekler ” dir. O büyük yürekli futbolcuların piyasa değerleri olmasada, ceplerinde büyük paralar olmasada, karşısındaki oyunculardan çok daha değerli olan varlıkları; yürekleri var. Bu koca yürekli futbolcular, milyon dolarlık futbolculara ve teknik heyetlere, hatta başkanlara ders verdiler, futbolda para bir yere kadar dedirttiler.
Etrafta dolu dolu yazılar görmek mümkün değil özellikle konu spor olunca. Okumayı tercih etmeyen bir toplumuz, genellikle bir konu üstünde yorum yaparken bilgi birikimi yerine duygusal birikimi dile getirmeyi seçiyoruz. Çoğu spor yazarımız ve spor programımız da bu yöntemle işlerini icra ediyorlar. En azından pazar akşamları tv’nin karşısına geçtiğimde ya da spor gazetelerini açtığımda ya da spor içerikli internet sitelerine girdiğimde ben böyle düşünür oluyorum.
İsviçre’ nin Nyon kentindeki Şampiyonlar Ligi çeyrek final kuraları sonucu Fenerbahçe’ nin rakibi belli oldu. İngilizlerin mavi beyazlı takımı Chelsea ile eşleşen Fenerbahçe Avrupa macerasına kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer dersleri Chelsea.