Arsene Wenger’ in Türkiye Yorumu
Bugünlerde Eurosport’ ta yayınlanan ”Euro 2008′ e Bakış” adlı programda 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’ na gidecek takımlar hakkında analizler yapan Arsenal teknik direktörü Arsene Wenger, Türk Milli Takımı’ nın analizini yaptı. Yaptığı analizde Fatih Terim’ in çok iyi bir teknik direktör olduğunu ve şampiyonada başarılı olacağını ayrıca Hakan Şükür’ ün eğer oynarsa hava toplarında çok etkili olacağını ve Türkiye’ nin büyük bir eksiğini kapatacağını söyledi. Ne analiz ama! Yıllardır Türkiye Milli Takımı hakkında yabancı futbol adamları tarafından ne zaman yorum yapılsa Fatih Terim ve Hakan Şükür’ e değinmekten başka hiçbirşey söylemezler, bizim medyamızda hemen yapılan yorumları başlıklara taşıyıp ”Milli Takım’a övgüler yağdırdılar” diye yazarlar. Hiçbir yabancı yorumcu veya teknik adamın bu ikiliye değinmeden milli takımı övdüğünü gördünüz mü yada takımımızın futbol anlayışıyla, teknik ve taktik açıdan bütün futbolcularıyla bir bütün olarak değerlendirildiğini? Hakan Şükür futbolu bıraksa bile eminimki yine yapılan analizlerde en önemli futbolcunun Hakan Şükür olduğu söylenecektir. Fatih Terim ve Hakan Şükür’ ün Türk futboluna yaptıkları katkılar tartışılmaz, fakat artık milli takımın başarısı için takımın diğer oyuncularını ve özelliklerini de ön plana çıkarma vakti geldide geçiyor. Bu nedenle takımımızı her yönüyle daha iyi tanıtmalı ve sahadaki güzel futbolumuzla kendimizden söz ettirmeliyiz.

100. yılında gerek yurtiçi gerekse yurtdışında birçok şubesinde, taraftarlarına ve Türk halkına zaferler yaşatan Fenerbahçe Spor Kulübü, bugün başarılarına bir yenisini daha ekledi.
Özellikle Bodrum ve Kuşadası’nın eski cazibesini yitirmesiyle her deniz, eğlence, kumru ve sörf yapmayı sevenin ilk tercihi oldu o bizim Çeşme. Son birkaç senedir de iyiden iyiye ünlendi Paşalimanı‘ yla, Ilıca’ sıyla, Ayayorgi‘ siyle ve tabiki İzmir‘ in kızlarıyla.
Sporcunun, çevik ama ahlaksızının, antrenman yapmadan başarı elde etmek isteyeninin, haketmediği zafere ulaşanının başvurduğu yoldur doping. Sporcular, antrenmanlarının yanında performanslarını en üst seviyeye taşımak için çeşitli maddeler kullanırlar. Zafere giden yolda dakikaların, saniyelerin, hatta saliselerin ne kadar önemli olduğunu bilen sporcular bu doping maddelereni kullanarak, performanslarını arttırarak, dopinge spor dallarında etkin bir rol kazandırmıştır. Doping adı verilen bu maddeler adaletli müsabakalara engel olduğu gibi sporcuların sağlıklarının üzerinde de ciddi problemler oluşturmaktadır. Genç yaştaki sporcuların bile arasında yaygın olan dopingin tehlikesinin boyutu sporcunun aktif spor yaşamında yada emeklilik yıllarında ortaya çıkar. Dopingin sebep olduğu ciddi hastalıklar yüzünden tedavi gören hatta yaşamını yitiren sporcuların doğan çocukları bile babalarının veya annelerinin hatalarından nasibini almış olarak hastalıklı doğarlar. Yıllardır bu maddelerin zararlarını kamuoyuna anlatan Dünya Anti-Doping Ajansı(WADA)‘ nın çalışmalarının aksine hala sporda doping skandalları gündeme oturmaya devam ediyor. Sporcular, kazandıklarının yanında kaybettiklerinin farkında bile değiller. Ceza almalarından daha çok kaybettikleri sağlık ve etik değerleri hakkında endişelenmeleri hem kendileri hem de spor dünyası için bu illetten kurtulmak adına atılacak önemli bir adımdır.
Lincol’ün performansı, Kralı Hakan Şükür’ün Galatasaray’a ve yeşil sahalara vedası, Beşiktaş maçı öncesi her iki futbolcunun da kadro dışı bırakılması, Feldkamp’ın yaş problemi, yönetimdeki gerginlikler, Aslantepe - Seyrantepe polemiği, temel atma töreni, UEFA’da yaşanan hayal kırıklığına rağmen tur atlanması, derken Galatasaray’da inceden inceye söylenen fakat tüm bu yaşananların gölgesinde yine sessiz sedasız gündeme geldi Galatasaray’daki kaleci (!) sorunu. Sezona, oynadığı takım küme düşmesine rağmen performansı ile göze batan, altyapıdan Galatasaraylı olan genç kaleci Orkun ve son 4 sezonu Mondragon’un arkasında yedekte bekleyerek geçiren fakat her görev verilişinde de başarılı kurtarışları ile göz dolduran, Almanya’da altyapı eğitimini almış Aykut ile başlamayı tercih etti yaşlı kurt Feldkamp. Bu tercihi hazırlık maçlarında pek eleştirilmese de otoriteler adeta fırtına öncesi sessizlikteki gibi eleştiri oklarını yöneltmiş hazırda beklemekteydi. Birçok yazar Mondragon gibi tecrübeli bir eldivenin gönderilmesini hatalı bir tercih olarak değerlendirirken sezon içerisinde yaşanacak gelişmeler beklenmeye başlanmıştı. Aslında sezon içerisinde tahminler beklenildiği gibi de çıkmadı. Defansta Song ve Servet’in başarılı uyumuna özellikle de Servet’in birçok taraftarı kıskandıran ve de hayrete düşüren azmi ve performansı eklenince Galatasaray sezonun ilk yarısını ligin en az gol yiyen takımı olarak tamamladı. Çoğu maçta da rakiplerine bir elin parmağını geçmeyecek kadar pozisyon verdi. UEFA Kupası maçları pek de istenildiği gibi geçmese de Orkun genel olarak Galatasaraylıları ve beni şaşırttı. Ne de olsa Orkun geçen sezon son anda küme düşen bir takımdan, çok değil 6 sezon önce UEFA Kupasını kaldırmış, Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinde en zor mevkiye transfer edilmişti. Beklentiler haliyle fazlaydı. Şimdiler ise İsveç Milli takımı kalecisi Isaksson’un adı Galatasaray ile anılmaya başlandı. 2 metre boyundaki dev kaleci fiziği bir kaleciden çok bir pivotu ardırmakta. 2006 Dünya Kupasında yıldızı parlayan genç eldiven İsveç Milli takımındaki kariyerini de düşünerek fazla forma şansı bulamadığı Manchester City’den daha fazla süre alabileceği bir kulübe gitmenin yollarını aramakta. Galatasaray ise kendi bünyesinden bir Rüştü yaratmak yerine günlük hesapların peşinde soruna geçici çözüm bulmanın yolunu aramakta.
Yılan hikayesine dönen Holosko transferi nihayet sonuçlandı: İkinci yarı Holosko, Beşiktaş forması giyecek. Bu haberi ilk olarak gece yarısı internetten öğrendiğimde gerçek dışı olabilecegini düşünmüştüm çünkü transfer hakkında Beşiktaş yöneticileri verdikleri beyanlarda Holosko’nun en fazla 3.5 Milyon Euro edeceğini ve son tekliflerini Manisaspor kulübüne yaptıklarını söylemişlerdi. Fakat sabah yapılan açıklamalarda yazılan transfer bedelinin doğru olduğunu hepimiz gördük, hatta basında ‘Holosko’da mutlu son’ gibi başlıkların altında yazılan transfer bedeliyle, sonun gerçekten mutlu olup olmadığı sorusu aklımızı kurcaladı. Evet, Beşiktaş ilk transfer bombasını patlattı, hemde öyle bir patlattıki daha atılan imzanın mürekkebi kurumadan herkes bu transferi tartıştı. Anlayacağınız Beşiktaş yine transferin gündemine oturdu. Holosko, kaleye direkt giden bir hücum oyuncusu, bir santrofor değil, zaten takımın santroforu Bobo. Holosko-Bobo ikilisinin Beşiktaş’a gol yollarında kalite getireceği şüphesiz. Fakat verilen peşin para+Koray ve Burak’ın bonservisleri Holosko başarılı bile olsa onun bu başarısını gölgeleyebilecek bir miktar. 5 milyon euro’ya anlam vermek imkansız. Premier League takımları bu miktarları altyapıya ve gözlemci takımları oluşturmaya harcarken, Türk takımlarının bir futbolcu için bu paraları vermesi savurganlığın baş göstergesidir. Bir futbolcuya bu kadar bonservis vermek yerine dünyanın en iyi gözlemcilerine bu parayı verirsin öyle futbolcular bulurlarki tüm Avrupa peşinden koşturur.
Günümüzde örneklerine az rastlanır bir teknik adamdı “Tevfik Lav”. Özellikle Türk ve yabancı çalıştırıcıların tartışıldığı bugünlerde, Ankaraspor teknik direktörü Samet Aybaba’nın bir ropörtajından sonra Tevfik Lav’ı tekrar hatırlamadan edemedim.
Son haftalarda Arsenal’ de Van Persie’nin sakatlığı, Eduardo ve Walcott’un formsuzluklarında forma bulan genç golcü Nicklas Bendtner yetenekleri ile şimdiden taraftarının gözüne girmeyi başardı. Henüz 19 yaşında olan futbolcu bu sene özellikle Carling Cup ve Milli takımda attığı gollerle Wenger’in ilk onbir planlarını altüst ediyor. Nitekim kadrosunda birçok yıldızı barındıran Arsenal takımında, Menajer Arsene Wenger forvet hattı seçiminde Bendtner’in üstün formuyla oldukça zorlanıyor. Yakın zamanda her an Eduardo veya Adebayor’u yedek kulübesinde görebiliriz.
Ligin ilk yarısının analizini yaptıktan sonra futbolcuların başarılıları göz önüne alınarak SporLog.com’ un seçtiği “ALTIN” ve “HAYAL KIRIKLIĞI” 11′ leri :

Son Yorumlar