Arşiv Ocak, 2008

Arsene Wenger’ in Türkiye Yorumu

Bugünlerde Eurosport’ ta yayınlanan ”Euro 2008′ e Bakış” adlı programda 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’ na gidecek takımlar hakkında analizler yapan Arsenal teknik direktörü Arsene Wenger, Türk Milli Takımı’ nın analizini yaptı. Yaptığı analizde Fatih Terim’ in çok iyi bir teknik direktör olduğunu ve şampiyonada başarılı olacağını ayrıca Hakan Şükür’ ün eğer oynarsa hava toplarında çok etkili olacağını ve Türkiye’ nin büyük bir eksiğini kapatacağını söyledi. Ne analiz ama! Yıllardır Türkiye Milli Takımı hakkında yabancı futbol adamları tarafından ne zaman yorum yapılsa Fatih Terim ve Hakan Şükür’ e değinmekten başka hiçbirşey söylemezler, bizim medyamızda hemen yapılan yorumları başlıklara taşıyıp ”Milli Takım’a övgüler yağdırdılar” diye yazarlar. Hiçbir yabancı yorumcu veya teknik adamın bu ikiliye değinmeden milli takımı övdüğünü gördünüz mü yada takımımızın futbol anlayışıyla, teknik ve taktik açıdan bütün futbolcularıyla bir bütün olarak değerlendirildiğini? Hakan Şükür futbolu bıraksa bile eminimki yine yapılan analizlerde en önemli futbolcunun Hakan Şükür olduğu söylenecektir. Fatih Terim ve Hakan Şükür’ ün Türk futboluna yaptıkları katkılar tartışılmaz, fakat artık milli takımın başarısı için takımın diğer oyuncularını ve özelliklerini de ön plana çıkarma vakti geldide geçiyor. Bu nedenle takımımızı her yönüyle daha iyi tanıtmalı ve sahadaki güzel futbolumuzla kendimizden söz ettirmeliyiz.

Tebrikler Fenerbahçe ve Değerli Kaptanı Gürhan Yaldız

100. yılında gerek yurtiçi gerekse yurtdışında birçok şubesinde, taraftarlarına ve Türk halkına zaferler yaşatan Fenerbahçe Spor Kulübü, bugün başarılarına bir yenisini daha ekledi.

FB TV’ den canlı yayınlanan müsabakalarda Fenerbahçe Erkek Masa Tenisi Takımı, Kadıköy Caferağa Spor Salonu’ nda futbolun “Şampiyonlar Ligi” sayılan, masa tenisi “Avrupa Ettu Cup” ‘ta Türkiye’ ye bir ilk yaşatarak, rakibi Fransız Caen TT takımını 3-2 yendi ve yarı finale yükseldi. Salonun tamamen dolduğu karşılaşmaları birçok taraftar ve medya mensubunun yanı sıra Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyeleri izledi. Avrupa ve Fenerbahçe’ nin gelecek vaad eden masa tenisçilerinden 21  yaşındaki Cem Zhang ve tecrübeli sırp sporcu Slobodan Grbjic, toplamda 3 galibiyet alarak Fenerbahçe’ de başarının mimarları oldular. Bir başka not da yurtdışındaki spor severlerin ve özellikle fransız masa tenisi severlerin bu karşılaşmayı internet aracılığıyla FB TV’ den izliyor olmasıydı.

Gelen başarının yanı sıra günün diğer önemli olayı Fenerbahçe ve Türk sporunun bir başka değerli kaptanını emekliye ayırmasıydı. Müsabakalar öncesi son karşılaşmasına çıkan Fenerbahçe Masa Tenisi Kaptanı Gürhan Yaldız jübilesini yaparak 38 yıllık aktif spor yaşamına son verdi. 16 kez Türkiye şampiyonu olan Gürhan Yıldız için yapılan barkovizyon gösterisi görülmeye değerdi.

Kendisine bundan sonraki yaşamında, Fenerbahçe’ ye ve Türk sporuna hizmetlerinin, sonsuz başarılarla devam etmesini diliyoruz..

Ağaçlı Yolun Sonunda, Tümseği Geçtikten Sonra

Özellikle Bodrum ve Kuşadası’nın eski cazibesini yitirmesiyle her deniz, eğlence, kumru ve sörf yapmayı sevenin ilk tercihi oldu o bizim Çeşme. Son birkaç senedir de iyiden iyiye ünlendi Paşalimanı‘ yla, Ilıca’ sıyla, Ayayorgi‘ siyle ve tabiki İzmir‘ in kızlarıyla.

Emre adında bir arkadaşım var. Kendisi gemi kaptanı ve karaya her ayak bastığında tatili varsa alır soluğu o bizim yerde. Gece Çeşme’ de ne kadar yorulduğuna, kaçta uyuduğuna bakmaksızın sabah erkenden kalkar ve biner arabasına. Üç gün bile gelse tek bir uğrak yeri vardır her gün akşam üstüne kadar.

Kasabaya girmeden, ağaçlı yolun sonunda, tümseği geçtikten sonra sol tarafına baktığında denizde karınca gibi yayılmış yelkenleri görünce varmak istediğin yere varmışsındır demektir. Orası Çeşme’ nin sörf cenneti Alaçatı‘ dır.

Orada sörf okullarını göreceksiniz. Kimi Alaçatı Alaçatı olmadığı zamandan beri bu işi yapmaktadır. Kimiyse birkaç senedir aktif olarak işletiliyor. Ama hepsinde aynı kalitede ve aynı zevki alacaksınızdır. 2 sene önce bana, arkadaşım Orçun’ a ve kuzenim Aylin’ e çok yardımcı olan Giray Hocayı anmadan geçemeyeceğim. Kendisi Alaçatı’ da sörf sporunda, hakemlerin Collina’ sı gibidir.

Sabahtan giderseniz hem iyi bir board ve yelkenli hem de iyi bir kıyafet kiralayabilirsiniz. İlk birkaç gün öğlene kadar güneş derinizi epey yakacaktır bunun için önlem almanızı tavsiye ederim. Öğleyin oradaki hamaklarda hafif bir yemek ve içeçek keyfini yaşamanızı öneririm. Akşam üstüne kadar yine sörf özgürlüğü sizin. Dilerseniz geceye Alaçatı Babylon’ da devam edin. Mutlaka bir organizasyon vardır!

Çeşme’ nin havasını içinize çekmek, denizini tatmak ve tamamını görmek için Alaçatı’ da sörf deneyimini mutlaka yaşayın.

İyi seferler Sevgili Kardeşim Emre…

Doping Adındaki İllet

Sporcunun, çevik ama ahlaksızının, antrenman yapmadan başarı elde etmek isteyeninin, haketmediği zafere ulaşanının başvurduğu yoldur doping. Sporcular, antrenmanlarının yanında performanslarını en üst seviyeye taşımak için çeşitli maddeler kullanırlar. Zafere giden yolda dakikaların, saniyelerin, hatta saliselerin ne kadar önemli olduğunu bilen sporcular bu doping maddelereni kullanarak, performanslarını arttırarak, dopinge spor dallarında etkin bir rol kazandırmıştır. Doping adı verilen bu maddeler adaletli müsabakalara engel olduğu gibi sporcuların sağlıklarının üzerinde de ciddi problemler oluşturmaktadır. Genç yaştaki sporcuların bile arasında yaygın olan dopingin tehlikesinin boyutu sporcunun aktif spor yaşamında yada emeklilik yıllarında ortaya çıkar. Dopingin sebep olduğu ciddi hastalıklar yüzünden tedavi gören hatta yaşamını yitiren sporcuların doğan çocukları bile babalarının veya annelerinin hatalarından nasibini almış olarak hastalıklı doğarlar. Yıllardır bu maddelerin zararlarını kamuoyuna anlatan Dünya Anti-Doping Ajansı(WADA)‘ nın çalışmalarının aksine hala sporda doping skandalları gündeme oturmaya devam ediyor. Sporcular, kazandıklarının yanında kaybettiklerinin farkında bile değiller. Ceza almalarından daha çok kaybettikleri sağlık ve etik değerleri hakkında endişelenmeleri hem kendileri hem de spor dünyası için bu illetten kurtulmak adına atılacak önemli bir adımdır.

Aslında Sorun Olmayan Sorun

Lincol’ün performansı, Kralı Hakan Şükür’ün Galatasaray’a ve yeşil sahalara vedası, Beşiktaş maçı öncesi her iki futbolcunun da kadro dışı bırakılması, Feldkamp’ın yaş problemi, yönetimdeki gerginlikler, Aslantepe - Seyrantepe polemiği, temel atma töreni, UEFA’da yaşanan hayal kırıklığına rağmen tur atlanması, derken Galatasaray’da inceden inceye söylenen fakat tüm bu yaşananların gölgesinde yine sessiz sedasız gündeme geldi Galatasaray’daki kaleci (!) sorunu. Sezona, oynadığı takım küme düşmesine rağmen performansı ile göze batan, altyapıdan Galatasaraylı olan genç kaleci Orkun ve son 4 sezonu Mondragon’un arkasında yedekte bekleyerek geçiren fakat her görev verilişinde de başarılı kurtarışları ile göz dolduran, Almanya’da altyapı eğitimini almış Aykut ile başlamayı tercih etti yaşlı kurt Feldkamp. Bu tercihi hazırlık maçlarında pek eleştirilmese de otoriteler adeta fırtına öncesi sessizlikteki gibi eleştiri oklarını yöneltmiş hazırda beklemekteydi. Birçok yazar Mondragon gibi tecrübeli bir eldivenin gönderilmesini hatalı bir tercih olarak değerlendirirken sezon içerisinde yaşanacak gelişmeler beklenmeye başlanmıştı. Aslında sezon içerisinde tahminler beklenildiği gibi de çıkmadı. Defansta Song ve Servet’in başarılı uyumuna özellikle de Servet’in birçok taraftarı kıskandıran ve de hayrete düşüren azmi ve performansı eklenince Galatasaray sezonun ilk yarısını ligin en az gol yiyen takımı olarak tamamladı. Çoğu maçta da rakiplerine bir elin parmağını geçmeyecek kadar pozisyon verdi. UEFA Kupası maçları pek de istenildiği gibi geçmese de Orkun genel olarak Galatasaraylıları ve beni şaşırttı. Ne de olsa Orkun geçen sezon son anda küme düşen bir takımdan, çok değil 6 sezon önce UEFA Kupasını kaldırmış, Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinde en zor mevkiye transfer edilmişti. Beklentiler haliyle fazlaydı. Şimdiler ise İsveç Milli takımı kalecisi Isaksson’un adı Galatasaray ile anılmaya başlandı. 2 metre boyundaki dev kaleci fiziği bir kaleciden çok bir pivotu ardırmakta. 2006 Dünya Kupasında yıldızı parlayan genç eldiven İsveç Milli takımındaki kariyerini de düşünerek fazla forma şansı bulamadığı Manchester City’den daha fazla süre alabileceği bir kulübe gitmenin yollarını aramakta. Galatasaray ise kendi bünyesinden bir Rüştü yaratmak yerine günlük hesapların peşinde soruna geçici çözüm bulmanın yolunu aramakta.

Pek Yakında Sinemalarda : “Futbol’da Şiddet”

Süper Lig’te 17 hafta geride kaldı. Devre arasında takımlar yaptıkları hatalardan ders çıkarıp mümkün olduğunca eksiklerini kapamaya çalışıyorlar ve hazırlıklarını tamamlamak üzereler.

2.devrenin başlamasına sayılı günler kaldı. Önce Fortis Türkiye Kupası ardından Turkcell Süper Lig yaklaşıyor. Peki 2.devrede takımları, bizleri, taraftarları neler bekliyor?

İlk 17 hafta Avrupa kupalarındaki başarılı sonuçlarla, Sivasspor’un lige kattığı sempati  ve heyecanla, Milli Takımın Avrupa vizesi zaferiyle gelen birlik ve beraberlik duygusuyla orta şekerli geçti. Ancak ligin sonuna doğru bu rutin futbol izleme zevki devam edecek mi? Yoksa yine aynı sahneleri mi izleyeceğiz?

Son haftalara yaklaşırken, başrollerde hakem hatalarının ve yönetici yorumlarının olduğu, ses ve görüntüde medyanın isminin yer aldığı, tv ve masa başlarında geçen mekanlarıyla, bol taraftarlarlı bir o kadar satırlı, baltalı şiddet sahneleri içeren filmi izleyecek miyiz?

İzler miyiz bilmiyorum ama derbi maçları önceleri sinema yorumcularının kürsüye çıkıp toplantıda ortak aldıkları “Seyirci yasak!”, “Salon çevresinde kuş uçurtulmayacak!”, “Fair-Play ruhuna uygun hareket edilecek!” kararlarını duyar gibiyim.

Bence bu film gösterime girmesin.

Girmesin ki; Futbol seyircisi oynanan oyundan keyif alsın.

Girmesin ki; Spor programlarında futbol konuşulsun.

Girmesin ki; Şampiyon olan takımın, ligten düşmeyen takımın eğlenmeye, hakketiğini düşünmeye gönlü ve zamanı olsun.

Bu film çekilmesin. Yerine tarihe geçecek daha güzel filmlerle salonlar seyirciyle dolsun, başka yerlere taşınmasın, salonlara gidenler alkışlarla inletsin oldukları yeri, kanlar içinde tutkunu oldukları şey için can vermesinler sonra arkasından “Soruşturma başlatıldı,inceliyoruz.” denmesin.

Eğer bu film vizyona girecekse afişleri görür gibiyim : Pek Yakında Sinemalarda “Futbol’da Şiddet”.

Holosko? 5 Milyon Euro?

Yılan hikayesine dönen Holosko transferi nihayet sonuçlandı: İkinci yarı Holosko, Beşiktaş forması giyecek. Bu haberi ilk olarak gece yarısı internetten öğrendiğimde gerçek dışı olabilecegini düşünmüştüm çünkü transfer hakkında Beşiktaş yöneticileri verdikleri beyanlarda Holosko’nun en fazla 3.5 Milyon Euro edeceğini ve son tekliflerini Manisaspor kulübüne yaptıklarını söylemişlerdi. Fakat sabah yapılan açıklamalarda yazılan transfer bedelinin doğru olduğunu hepimiz gördük, hatta basında ‘Holosko’da mutlu son’ gibi başlıkların altında yazılan transfer bedeliyle, sonun gerçekten mutlu olup olmadığı sorusu aklımızı kurcaladı. Evet, Beşiktaş ilk transfer bombasını patlattı, hemde öyle bir patlattıki daha atılan imzanın mürekkebi kurumadan herkes bu transferi tartıştı. Anlayacağınız Beşiktaş yine transferin gündemine oturdu. Holosko, kaleye direkt giden bir hücum oyuncusu, bir santrofor değil, zaten takımın santroforu Bobo. Holosko-Bobo ikilisinin Beşiktaş’a gol yollarında kalite getireceği şüphesiz. Fakat verilen peşin para+Koray ve Burak’ın bonservisleri Holosko başarılı bile olsa onun bu başarısını gölgeleyebilecek bir miktar. 5 milyon euro’ya anlam vermek imkansız. Premier League takımları bu miktarları altyapıya ve gözlemci takımları oluşturmaya harcarken, Türk takımlarının bir futbolcu için bu paraları vermesi savurganlığın baş göstergesidir. Bir futbolcuya bu kadar bonservis vermek yerine dünyanın en iyi gözlemcilerine bu parayı verirsin öyle futbolcular bulurlarki tüm Avrupa peşinden koşturur.

Bir başka mesele ise Koray ve Burak’ın bonservisleriyle verilmesi. Koray’ın bonservisiyle verilmesini doğru buluyorum çünkü Koray, Beşiktaş’a verebileceği kadarını vermiş düzenli olarak futbol oynaması için başka takıma gitmesi gereken bir futbolcuydu. Fakat Burak yaşı daha çok genç olan ve futbol yaşantısının önünde uzun yolu olan bir futbolcu. Bu nedenle böyle genç futbolcular düzenli olarak oynadıklarında zaman geçtikçe kendilerini gösterebilirler ve saklı kalmış yetenekleri ortaya çıkabilir. Bu yüzden Burak’ın bonservisiyle verilmesi yerine kiraya verilmesini daha doğru buluyorum.

Peki bu transferden kim karlı çıktı? Bekleyip göreceğiz… 

Tevfik Lav : Hatırlanır Olmak

Günümüzde örneklerine az rastlanır bir teknik adamdı “Tevfik Lav”. Özellikle Türk ve yabancı çalıştırıcıların tartışıldığı bugünlerde, Ankaraspor teknik direktörü Samet Aybaba’nın bir ropörtajından sonra Tevfik Lav’ı tekrar hatırlamadan edemedim.

Samet Aybaba : “Yabancı antrenörlere verilen önem ve şans, biz Türk antrenörlere verilmiyor.” diyordu. Halbuki tarafsız baktığımızda kaçımız bir Türk teknik direktörünü yurt dışında herhangi bir takımı çalıştırır olarak hayal edebiliyoruz. Bana soracak olursanız bir elin beş parmağını geçmez.

Futbol bilgisi olarak yurtdışındaki antrenörlerden fazlamızın dahi olduğunu düşünüyorum. Bizim kadar futbolla içli dışlı bir başka ulus yoktur. Ancak futbolda sistemden ya da oyun anlayışından söz edecek olursak aradaki yetkinlik ve uzmanlık farkı göze çarpıyor.

Sadece yurtdışındaki takımlar için değil dört büyük takımlardan birini dahi çalıştırabilmek için futbol dışında bir teknik direktör nelerden zevk alınmalı? Nasıl yaşamalı? Finans, Pazarlama, Satın alma, Arge gibi bilim konularının kaçı ve ne kadarını bilmeli? Bunun dışında sosyal uzmanlıklar; takım yönetimi, takım çalışması, yüksek potasiyelin ortaya çıkarılması gibi konuların ne kadarını sporun içine katmalı? Bence hepsini!

İşte Türkiye’de küçük yaşta gelen eğitim ve kişisel gelişim eksikliği, yurtdışındaki yerli teknik adamlarımızın, hakemlerimizin ve lejyonerlerimizin sayısına baktığımızda tekrar göz önüne çıkıyor. Uluslarası bir başarıyı yakalamak için o milletin şarkı ve marşlarla pof poflanması, hırsla doldurulmasından önce bence kültürel, fiziksel ve düşünce olarak küçük yaştan çok çalışmak gerekiyor. Sonra zaten uğrunuza ne şarkılar marşlar bestelenir? Bu programın ve teorinin en güzel örnekleri yakın tarihte 2000′de UEFA kupasını kazanan Galatasaray futbol takımı, Avrupa Şampiyonasında 2.liği gertiren Erkek A Milli Basketbol takımımız ve zamanın Dünya Atletizm Şampiyonu Süreyya Ayhan’dı. Hepsi çok çalışmanın ve gelişimin birer başarısıydı.

İşte yaşasaydı Tevfik Lav’da kişiliği, bilgisi, çalışmasıyla bizi daha da gurulandırabilecek bir insandı. Kampta odasında bile kitaplarıyla her an yeniyi yakalamaya çalışan, belki de Türk tarihinin en önemli teknik adamlarından Tevfik Lav’ı ölümünün 4.senesine yaklaşırken tekrar anıyoruz.

Sen teknik direktörler için örnek alınabilecek en büyük Türk futbol adamlarından biriydin. Senin futboldaki başarılarını ve azmini her an hatırlayacağız Hocam…

Danimarka ve Arsenal’ın Parlayan Yıldızı : Nicklas Bendtner

Son haftalarda Arsenal’ de Van Persie’nin sakatlığı, Eduardo ve Walcott’un formsuzluklarında forma bulan genç golcü Nicklas Bendtner yetenekleri ile şimdiden taraftarının gözüne girmeyi başardı. Henüz 19 yaşında olan futbolcu bu sene özellikle Carling Cup ve Milli takımda attığı gollerle Wenger’in ilk onbir planlarını altüst ediyor. Nitekim kadrosunda birçok yıldızı barındıran Arsenal takımında, Menajer Arsene Wenger forvet hattı seçiminde Bendtner’in üstün formuyla oldukça zorlanıyor. Yakın zamanda her an Eduardo veya Adebayor’u yedek kulübesinde görebiliriz.

Geleceğin yıldız adaylarını genç yaşta altyapılarına alıp onları yıllar içinde A Takımlarına kazandırabilen takımlar arasında en başarılı kulüp olan Arsenal istatistiklere baktığımızda da bunu kanıtlıyor. Arsenal’de son yıllarda bu oyunculara en iyi örnekler : İspanyol Cesc Fabregas, İngiliz Theo Walcott, Fransız Abou Diaby, ve hepimizin yakından tanıdığı İsviçreli Philippe Senderos.Tabiki bu başarının en büyük mimarı Menajer Arsene Wenger ve ekibi.

Bu oyunculardan biri olan Nicklas Bendtner gerek oynadığı mevkii gerekse kişiliği ile bu potansiyele en çok sahip genç oyuncu. Antremanlarda arkadaşları tarafından çok sevilen Danimarkalı Nicklas Bendtner, takım içinde kısaca “Nick” olarak çağırılıyor. Birçok yıldız futbolcunun aksine ilerde oldukça hırslı çalışan ve defans oyuncularını rahatsız eden Nicklas Bendtner’ in top sürme, asist ve tekniğinin yanı sıra en iyi özelliklerinden biri de hava toplarındaki hakimiyeti. Kapalı defansları açmada birçok menajer, hava toplarına hakim, fizikli ve hızlı forvet oyuncuları ararken, Bendtner’in varlığıyla, Wenger’in bu konuda uzunca süre sorun yaşamayacağı bir aşina.

Hiç kuşkusuz Danimarka EURO2008 vizesini almış olsaydı, Nick çoğu otorite tarafından turnuvaya damgasını vurabilecek genç oyuncular listesinde ilk sıradaki yerini alacaktı. Ancak şimdilik oturup onun 2010 Dünya Kupası eleme guruplarında yapacağı gelişmeyi ve işleri izleyeceğiz.

SporLog.com 17 Haftanın “ALTIN” ve “HAYAL KIRIKLIĞI” 11′lerini Seçti

Ligin ilk yarısının analizini yaptıktan sonra futbolcuların başarılıları göz önüne alınarak SporLog.com’ un seçtiği “ALTIN” ve “HAYAL KIRIKLIĞI” 11′ leri :

İlk yarının ALTIN 11′İ:

Volkan(Fenerbahçe) - Gökhan(Fenerbahçe) - Servet(Galatasaray) - Song(Galatasaray) - Hayrettin(Sivasspor) - Gökdeniz(Trabzonspor) - Yusuf(Denizlispor) - Alex(Fenerbahçe) - Tello(Beşiktaş) - Semih(Fenerbahçe) - Mehmet Yıldız(Sivasspor)

İlk yarının  HAYAL KIRIKLIĞI 11′İ:

Hakan Arıkan(Beşiktaş) - Diatta(Beşiktaş) - Bouzid(Galatasaray) - Tolga Seyhan(Trabzonspor) - Mustafa Keçeli(Trabzonspor) - Mehmet Yozgatlı(Beşiktaş) - Ricardinho(Beşiktaş) - Hüseyin Çimşir(Trabzonspor) - Carrusca(Galatasaray) - Higuain(Beşiktaş) - Kezman(Fenerbahçe)