Çıldırmak Üzereyim!!!

Yazımın başlığından da anlayacağınız gibi bazı şeyler kafamı bir hayli bozmuş durumda. Nedir o şeyler diye merak ediyorsanız işte size cevabı:

1) Türk Futbol izleyicisi ve yorumcuların tatminsizliği

2) Özellikle transferler hakkında yapılan çelişik ve saçma sapan yorumlar

3) Milli takımımızın başına hala bir teknik direktörün getirilmemiş olması

4) Euro 2016 adaylığımız

5) Galatasasaray ve Kayserispor arasındaki anlamsız gerginlik

6) Kasap futbolcu geyiği

7) Ve son olarak Yıldırım- Üstünel Wars Episode I

Tabiki bu konuların hepsi hakkında sıkıntı ve görüşlerimi yazmaya başalarsam, tamamlamak en az 10 günümü alır ve o esnada pek çok yeni gündem maddesi bunlara eklenir.

O yüzden, bu aralar bana kafayı bir hayli sıyırtan şu tatminsizlik ve transfer meselesine değinmek istiyorum.

Canım memleketimin bazı futbol yorumcuları ve onlara aldanan izleyicilerinde, ülke futbolunun 15 senede nereden nereye gelip, nasıl bir atılım yaptığı unutularak, sürekli bir negatif eleştiri ve tatminsizlik hali oluşmuş durumda. Bu hal o kadar sinir bozucu olmaya başladı ki, artık ne olursa olsun herşeyin ama herşeyin ilk olarak negatif tarafına bakılmaya başlandı.

Bizim yorumcular ve bazı futbol takipçilerinin yaptığı şey; 3 gün öncesine kadar evlerinde kullandıkları tüplü televizyonu unutup, kendilerine hediye alınan full HD LCD televizyon için, daha televizyonu prize takmadan “bu çok iyi olsaydı LED TV’ler piyasaya çıkmazdı, neden bu LED TV değil de LCD, hem bunların görüntü kaliteleri Full HD olsa da Türkiye’de Full HD yayın yok ki, buna bu kadar para verilmesine gerek yoktu, zaten kablolu tv ve yerel yayının formatı LCD’ler için çok iyi değil, memlekette o kadar tüplü televizyon varken buna ne gerek, hem bizim eski tüplüler daha sağlam” demekten başka birşey değil. Oysa, normalde olması gereken, aldığınız son teknoloji ürünün ilk olarak olumlu yanlarına bakmaktır, çünkü o ürün olumlu yanları için alınmıştır. Ne biliyim ilk önce, artık televizyonum daha az yer kaplayacak, uydu ve digital platformları yüksek çözünürlükte izleyebileceğim, PS 3 ve XBOX oynayabileceğim, görüntü ışıktan daha az etkilenecek vs. şeklinde yorumlar yapılması gerekmez mi?

Gerçekten bu hale nasıl geldiğimizi anlamakta güçlük çekiyorum. Hiç unutmam 80′li yıllarda tanıdığınız birisi çift kaset çalarlı müzik seti aldığında, konu komşu onun evine doluşup nasıl birşey olduğuna bakmak isterdi. Bir kişi de çıkıp “bu müzik seti güzel ama ses sistemi stereo değil mono, hoperlörleri daha iyi olabilirdi, ileri-geri sarması daha hızlı olan modellerden niye almadın da gittin buna o kadar para verdin, senin eski radyolu teyp bunla aynı işi görürdü” şeklinde abuk subuk konuşmazdı.

Konuyu futbola bağlamak gerekirse, bizim yorumcuların bir kısmı ile bazı futbol izleyicileri de, Türk futbolunu ve özellikle de transferleri değerlendirirken yukarıda verdiğim örnekten farksız davranıyorlar ve sadece ama sadece yapılan iş ile ilgili bir açık bulup onun üstünden saatlerce konuşmaya çalışıyorlar. Bari yorumlar farklı olsa, ne yazık ki onlar da hep aynı. Mesela çok klişe bazı örnekler vereyim :

1)Bu oyuncu çok iyi olsaydı, zaten büyük avrupa klüplerinin gözünden kaçmazdı, Türkiye’ye geldiğine göre büyük oyuncu değil

Çok basit bazı Cevaplar :

a) Ribery Galatasaray’a geldiğinde bu adam Anelka’nın bonusu, bu kadar gelecek vadeden bir Fransız neden Avrupaya değil de Galatasaray’a gelsin dediniz, adam şimdi bütün dünya büyüklerini peşinden koşturuyor, hiç biriniz ben eskiden böyle demiştim diye yorum yapmıyorsunuz.

b) Anelka kariyerinin sonunu yaşıyor, bir daha büyük klübe gidemeyeceği için Türkiye’ye geldi, başarılı olsa Premier Lig’de kalıcı olurdu dediniz, adamı apar topar gönderdik Bolton’a, geçen yıl Chelsea’de gol kralı oldu.

c) John Carew zaten bitmişti, formda olsa Beşiktaş yerine İspanya’da büyük bir klübe giderdi dediniz, adam Lyon’dan ayrıldığında taraftarlar klübe email ve mektup yağdırarak protestolarını ilettiler, yerine transfer edilen oyuncunun yüzüne bakmadılar. İşin ironik kısmı ise, takas yoluyla Lyon’dan gönderilen Carew’in yerine Aston Villa’dan takas edilen oyuncunun, geçen yılın Turkcell Superlig gol kralı Milan Baros olmasıydı.

d) Kaleciliğini beğenmeyip, bundan adam olsaydı Sevilla’nın birinci kalecisi olurdu, ala ala Sevilla’nın yedek kalecesini aldınız dediğiniz De Sanctis’in Napoli formasıyla İtalya’da yaptıkları ortada. Hürriyet Gazetesinin 10 Şubat 2010 tarihli haberine göre, gösterdiği üstün performansdan dolayı De Sanctis’in bonservis bedeli 20 Milyon Euro’yu aşmış ve De Sanctis, Buffon’u geçerek Serie A’nın en değerli kalecesi durumuna yükselmiş durumda. Ayrıca, İtalya Milli Takımı Teknik Direktörü Marcello Lippi’nin 2010 dünya kupası kadrosunda, kale için ilk düşündüğü isim olması da çok muhtemel.

2) Bu adam iyi olsaydı Avrupa’da (özellikle de İngiltere’den gelmiş futbolcular için kullanılır) dikiş tuttururdu, bu kadar paraya değmez.

a) Sadece el insaf demek istiyorum, bunu söylerken önce elinizdeki örneklere bir bakın. Hagi, Alex De Souza, Taffarel, Nouma gibi Türkiye Liglerinde efsane olmuş futbolcuların hangisi Avrupa macelerında üstün başarılar yakaladılar. Kaldı ki, bir futbolculunun bazı liglerde başarılı olamamasının pek çok nedeni vardır. Alex ve Taffarel’in Parma macereları ile Hagi, Jari Litmanen, Maradona ve Gary Lineker’in Barcelona macareları buna en iyi örneklerdir. Ayrıca, Metin Oktay, Hakan Şükür, Fatih Tekke, Emre Belözoğlu, Arif Erdem, Oktay Derelioğlu, Alpay Özalan, Okan Buruk,  Hakan Ünsal gibi Türk futbolunun en önemli isimleri de Avrupa maceralarında başarılı olamamışlardır. Fenerbahçe taraftarının takım ruhuyla özdeşleştirdiği Tuncay Şanlı’nın hali de ortadadır. Peki ya bu oyunculardan hangisini takımınızda oynatmak istemezsiniz. Tuncay, Stoke City gibi 5. sınıf bir takımda ilk 11′e giremese de, bugün Turkcell Superlig’e geri dönüyorum dediği an 3 büyük de onu almak için uğraşmaz mı? Stoke City’de oynayamıyor diye Tuncay kötü futbolcu mu oldu şimdi? Peki ya yere göğe sığdıramadığımız Mehmet Aurelio?  O da İspanya 2. liginde oynuyor ama kötü futbolcu mu?.

Alex, Arda, Servet, Gökhan Gönül, Volkan Demirel, Lugano, Semih, Mehmet Topal gibi ligimizin yıldız oyuncuları acaba Avrupaya transfer olsalar başarılı olabilirler mi? Peki başarız olurlarsa artık bunlar kötü futbolcudur mu diyeceğiz?

Birkaç haftadır gazeteleri elime aldığımda ya da spor programlarını izlediğimde ne yazık ki benzer yorumlarla karşılaşıyorum. Mesela Gökhan Ünal için Trabzonspor’da ne yaptı da Fenerbahçe aldı, Trabzonspor’un son transferi Gutierrez için Kolombiya liginde ben de 30 gol atardım deniyor. Jo için, iyi futbolcu olsaydı Man City ve Everton’da dikiş tuttururdu, Dos Santos için, iyi olsa Barcelona bırakmazdı ya da Totenham’da tutunurdu, Neil için, Everton’da forma şansı bulamayacağını anladı ve o yüzden Galatasaray’a geldi deniyor. En komiği de, Beşiktaşlı Ramazan’ın iki maçta 23 gol yediğine yer veren haberler, sanki adam o golleri penaltıdan değil de 90 dakikalık maçlarda yemiş gibi.

Yukarıda sözünü ettiğim isimlerden Ramazan hariç hepsi, çok ciddi kariyerleri olan, gol krallıkları, asist krallıkları, milli olma rekorları, en değerli oyuncu seçilme gibi pek çok ödüle sahip, ligimizin kalitesinin üstünde, çok önemli futbolculardır.

Unutmayalım ki çok değil 10 sene evveline kadar, şimdiki Romanya liginden pek de farklı olmayan bir ligimiz vardı. Gerson’lar, Wagenhaus’lar, Gützschow’lar, Iorfa’lar, Nartallo’lardan bu günlere geldik. Havaalanlarındaki rezil karşılama törenleri de o günlerde ligimize hiç bir düzgün yabancı futbolcunun gelmek istememesinin verdiği açlıkltan kalmadır.

Lütfen siz siz olun o günleri unutmayın, yaşınız hatırlamaya yetmiyorsa bile şöyle bir araştırın da sırf eleştiri içeren, olayın sadece olumsuz taraflarını ele alan yorumları okuyup izlerken, doğru ve yanlışı ayırt edin.


Uğur Kanar tarafından yazılan son 5 yazı

Yorum Bırakın