Yazara göre arşiv

Servet Çetin

Yazmaktan çok neler yazmam gerektiğine dair düşünceler içinde olduğum bir dönemde, sağolsun Servet gibi oyuncular çıkıp da basına konuşunca, yemek de kendiliğinden masada buluyor kendini aynı online sipariş gibi..

Servet Çetin sınırlı kapasiteye sahip bir oyuncu olarak çok fazla çalışıp maksimum performans gösteren bir oyuncu profili çizdi. Göztepe’den başlayarak Fenerbahçe ve Galatasaray ile devam eden bir kariyer de bunun göstergesi zaten. Ancak, bir Marsilya transfer hikayesi, sanıyorum Servet’in kendisine dair düşüncelerinin büyümesine ve aynı doğrultuda haddini bilmezce konuşmalar yapmasına neden oldu.

Geçen sezonun ikinci yarısının büyük bölümünde Frank Rijkaard tarafından sisteme uyum gösteren bir yapıya sahip olamaması nedeniyle ilk 11′de oynatılmadı Servet. Bunun sonucunda, sezon sonunda Servet’in malum açıklamalarını dinledik.

”Eğer hoca ve kulüp beni istemiyorsa bu benim menfaatimedir.”

”Keşke öyle bir şey olsa, istemeseler beni ya da göndermek isteseler. Ben daha rahat transfer yapabilirim.”

Servet Çetin, Galatasaray’ın kendisi için 4 milyon avro bonservis bedeli belirlediğinin sorulması üzerine ise, ”Sanmıyorum. O fiyat olursa, ben o fiyata kulüp bulur getiririm.”

Bu açıklamalara, birçok Galatasaraylı “haddini aşan açıklamalar” olarak bakmış olsa da yönetim ve teknik heyet sanırım bunu görmezden geldi. Bu açıklamalara “Varan 1″ gözüyle bakacak olursak “Varan 2″ diye tabir edebileceğimiz açıklamalarına da bugün şahit olduk.

Servet’in NtvSpor’a Milli Takım kampında vermiş olduğu röportaj an itibariyle yazılı basına yansımamış olduğundan, konuşmanın benim için önemli bölümlerini burada özetleyeceğim.

“Benim için bulunduğum takımda oynamak çok önemli, geçen sezon hocayla olan probl… ıııhh problem demeyelim de hocanın takdiriyle bazı maçlarda oynamadım. Bu sezon hoca için de bizim için de son şans(!)…Allah’a şükür her sezon yurt dışından teklif alan bir oyuncuyum ve orada oynama hayalim devam ediyor. İnanıyorum ki bu hayalimi gerçekleştireceğim.”

Açıklamalar özünde samimi, gerçekçi ve hatta doğru çıkacak olabilir, ancak bu, olayın ayrı bir yönü. Dolayısıyla sorulması gerekenler bu noktada şunlardır diye düşünüyorum.

1. Milli Takım kampında olan bir oyuncusun. Kulüple ilgili konuları üç beş günlüğüne erteleyip oraya konsantre olman gerekirken, kulüple ilgili hem de var olan sorunları kaşıyıcı ve taraftarı irite eden açıklamalara devam etmek neden?

2. Hocayla olan problem ne demek? Evet didinen, çalışan bir futbolcusun ama Frank Rijkaard’ın sistemine uyum gösterecek bir kabiliyetin ve mantaliten olmadığı ortada. Dolayısıyla sisteme uygun olmayan bir oyuncu olmandan ötürü oynatılmaman, amiyane tabirle Rijkaard’ın sana taktığı ve probleminiz olduğu anlamına mı gelir?

3. Galatasaray futbol takımı teknik direktörünün geleceğiyle ilgili senin dışında herkes yorum yapabilir ama konumun itibariyle bir tek sen yapamazsın! Galatasaray profesyonel futbol takımı defans oyuncusu olmanın ötesinde birileri sana aynı zamanda futboldan sorumlu Yönetim Kurulu üyeliği unvanı verdi de bizim mi haberimiz yok?

Bu açıklamalarıyla Servet Çetin, benim gözümde ne Galatasaray’a ne de Milli Takım’a yakışan bir futbolcudur. Bir an önce Avrupa’ya yelken açması dileğiyle, tabii mümkünse..

Kuyruğuna kurban

Galatasaray çocukluk aşkımsa, Cevad Prekazi bu aşkı körükleyen unsurlardan biridir. Sadece onun forma numarası olması nedeniyle “8″ benim uğurlu rakamımdı. O yıllarda annem elimden tutup beni berbere götürdüğünde, saçımla ilgili tek söylediğim, “Prekazi kuyruğu istiyorum” cümlesiydi. Galatasaray’dan ayrılmasıyla emekli ettiği “8″ numara benim için de emekli uğurlu rakamlar arasına eklenmişti. Peki Galatasaray’da şu an o efsane “8″ numarayı kim giyiyor?!!

Dün Prekazi Galatasaray için neden efsane olduğunu bir kez daha kanıtladı. Şu cümlenin güzelliğine bakar mısınız: “Galatasaray aşkım, Belgrad işim.”

Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra yaptıkları ve konuştuklarıyla, Galatasaray’a değil kendilerine aşık olduklarını gösteren ve taraftarın gözünden iyice düşmeye başlayan “bir zamanın efsaneleri”, belki bir şeyler öğrenmişlerdir Prekazi’den.

“Bozuk Türkçesine rağmen” diye başlayan bir cümle kurmayacağım, çünkü neredeyse 20 yıldır Türkiye ile bağı olmayan biri için muhteşem bir Türkçesi var. Ayrıca, futbolun evrensel dili sayesinde ne demek istediğini çok da güzel aktardı ekran başındakilere.

Kendi adıma “Çok özlemişim seni çocukluk kahramanım” diyebileceğim Prekazi’yi, Galatasaray bünyesinde veya Türk medyasında yeniden görebilmek dileğiyle.. 

England Get Their Final Connection via World Wide WEBB

The Times‘ın spor ekinin muhteşem başlığı…

İngilizler ikinci turda elenmelerine karşın finalle bağlantılarını kurmuşlar. 1974 Dünya Kupası finalini yöneten Jack Taylor‘dan sonra dünya kupası finali yönetecek ikinci İngiliz hakem Howard Webb oldu. Bu durumdan İngilizler elbette kendilerine bir pay çıkarmayı başardılar.

Kim Kiminle Nerede?

Okan Koç: Denizlispor ile 2011 yılına dek süren bir sözleşmesi var.

Serkan Aykut: 2008-2009 sezonunun sonunda jübilesini ilk gözağrısı olan kulübü Samsunspor’da yapmış.

Fazlı Ulusal: Halen Erzurumspor forması altında faal futbol yaşantısını sürdürmekte (biraz TRT spikerleri konuşma formatında oldu ama).

Murat Alaçayır: Bilgilerine çok zor ulaştığım bir isim oldu. En son 2006 yılında Altay’da oynayan futbolcu daha sonra Amatöre dönüş yapıyor ve Ankara Jandarmagücü’nde forma giyiyor. Tabi kendisinin en son Ankara Jandarmagücü’nde forma giymiş olması, askerliğini yaparken bu takımda oynamış olma olasılığını güçlendiriyor.

Okan Yılmaz: Çok şaşırdığım isimlerden biri, Marsilya’dan Tepecikspor A.Ş.’ye geçişin hikayesini dinlemek isterdim. 2008-2009 sezonunun ikinci yarısını da Belediye Vanspor’da geçirmiş tecrübeli futbolcu.

Zafer Biryol: Geçen sezon Altay’da forma giymiş, ancak an itibariyle sözleşmesi sona ermiş durumda. Benim tarafımdan Göztepe’ye duyurulur.

Erdoğan Yılmaz: Herhalde futbol tarihinin son bıyıklı futbolcusudur. 2001′de Rizespor’dan emekli olan ama hep Karabüksporla hatırladığım futbolcu şu anda Kasımpaşaspor’da antrenörlük yapmakta.

Mahmut Hanefi Erdoğdu: Deniz Kutsal’ın gözdesi ama hayallerini yıkan adam halen Sakaryaspor’da forma giyiyor.

Hakan Bayraktar: Alt lig takımları için bir bomba free transfer olanağı daha. Geçen sezon Gaziantepspor’da oynayan Hakan, Mayıs 2010′da serbest kalmış durumda.

Erhan Albayrak: Hakan Bayraktar’dan bahsedip ekürisi Erhan’dan bahsetmeden geçemeyeceğim. Konyasporla Süper Lige çıkma sevinci yaşamış, ancak kendisinin de sözleşmesi Mayıs 2010′da sona ermiş durumda, bakalım Ziya Hoca onu bir üst ligde takımda görmek isteyecek mi?

Faruk Atalay: Geçen sezonu Mersin İdman Yurdu’nda geçiren eski genç yeteneklerden Galatasaraylı Faruk’un da sözleşmesi sona ermiş durumda.

Erhan Namlı: Büyük takımlarda oynamış bir diğer isim olan Erhan Namlı geçen sezonu İstanbulspor’da geçirmiş, yeni sezon için ise Turgutlusporla anlaşmış.

Bu listedeki isimlere göre yaşça küçük ama beklentilerin çok altında kalmış iki isimle şimdilik bu yazı dizisinin ilkini sonlandıralım.

Cafercan Aksu: Kendisine bu listede yer vermek içimi parçalıyor, ancak kendisine dair umutlarım nedense hala devam ediyor. 87 doğumlu Cafercan Konya Şekerspor’da oynuyor (malesef).

Mehmet Sedef: Bonservisi hala Beşiktaş’ta, geçen sezonu ise Çaykur Rizespor’da geçirmiş.

6 Ay Sonra Hayata Dönüş

 

Bugüne dek futboldan ve spordan bir diğer deyişle benim için yaşamın en keyifli yönlerinden olan bu alanlardan bu denli kopuk yaşadığım bir dönem olmamıştı. Dolayısıyla SporLog‘u da yakından takip etme imkanı bulamadım 6 aylık süreçte… Malum vatani görev, dolayısıyla (askeri tabirle) “Yapacak bir şey yok!”. En azından son 25 gün kala bu yazıyı yazma ve geçtiğimiz pazar günü de yaklaşık 200 kişi ile birlikte ve aşağı yukarı ekrana 20m. uzaklıktan Fenerbahçe-Beşiktaş maçını izleme fırsatını elde etmiş bulunuyorum, buna da şükür…

Takriben 5 ay sonra maç izlemenin bambaşka bir keyfi olduğunu belirtmek istiyorum, futbol hakkında yorum yapmaya fırsat vermeyecek kadar olumsuz maç izleme koşullarına rağmen. Yine de bu kadar ara verdikten sonra maç ile ilgili düşüncelerimi paylaşmadan edemeyeceğim. Maçtan çok gündemin bir numarası olan maçın hakeminin kararlarının çoğuna katıldığımı belirtmek istiyorum, yani bu konudaki görüşlerim genel olarak gündemdeki görüşlerden biraz farklı. Belki de 5 aylık ara, futbol kurallarını yorumlama kabiliyetimi de köreltmiştir bilemiyorum, ancak naçizane görüşüm bu yönde. Fakat, Lugano’nun elle kestiği (ya da istemsiz de olsa oynadığı) pozisyon ile, Mehmet Topuz’un, Alex’in kaleye paralel gönderdiği topta arkadan çekildiği pozisyonlarda hakemle aynı görüşte değilim.

Futbol var oldukça bu pozisyonlar ve kuralların yorumlanması tartışılmaya devam edecektir, o yüzden biz gelelim işin özüne ve güzel yönüne. Maç tempolu ve heyecanlıydı, ancak genelde bu tempo ve heyecanı yaratan takımın Fenerbahçe olduğunu söylemekte fayda var. Gerek stat atmosferi gerekse oyun disiplini anlamında. Gerçekten de derbi maçlarındaki Şükrü Saraçoğlu atmosferlerine ayrı bir parantez açmak gerekiyor, çünkü bunu hakediyor. Köklerini Fenerbahçe’den almış Deniz Kutsal’ın her zaman dediği gibi, Fenerbahçe, şovu ve eğlenmeyi iyi biliyor ve bunu en önemli maçlara yansıtmayı ve doğal sonucu olarak da olumlu neticeyi elde etmeyi başarıyor. Fenerbahçe’nin futbolun ötesinde evindeki derbi maçlarda elde ettiği başarılı sonuçlarda, bu karakterinin önemli payı olduğu yadsınamaz.

Maça dönecek olursak, ilk 35 dakika Beşiktaş’a nefes aldırmayan ve kendi oyununu rakibine fazlasıyla kabul ettiren bir Fenerbahçe, bunun karşılığında da hiçbir şey üretemeyen Beşiktaş vardı. Geride kalan 10 dakika ise Beşiktaş’ın yavaş da olsa dengeyi sağlamaya yönelik çabalarıyla geçtiğini söyleyebilirim. Fenerbahçe golünün çok erken gelmesine rağmen, Beşiktaş’ın aldığı darbelerden süratle ayağa kalkamadığını gösteren bir 35 dakikaydı bu. İkinci yarının ilk 10 dakikası yine Fenerbahçe üstünlüğü vardı yaklaşık 20 m.den gözlemleyebildiğim kadarıyla, ancak bu dakikadan sonra 80. dakikaya kadar Beşiktaş’ın oyunda ilk kez üstünlüğü ele geçiren taraf olduğu bir gerçek. Bu da 1. dakikada geriye düşüp maçı hiç gol atamadan mağlup tamamlamasına rağmen 90 dakikalık mücadelenin sadece 25 dakikasında oyunu sürklase edebilen bir Beşiktaş portresi koyuyor önümüze. Durum biraz kötü görünüyor Beşiktaş açısından. Fenerbahçe cephesi ise artık Bursaspor efsanesine son noktayı koyabilecek tek İstanbul takımı olarak ortaya çıkıyor.

Son bir söz de derbilerimizle ilgili. Evet, derbi maçlarımız yavaş yavaş atmosfer anlamında istenilen düzeye yaklaşmaya başladı, özellikle de Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynananlar. Ancak futbol olarak hala yememiz gereken bir fırın ekmek olduğu da aşikar.

Yakında SporLog‘da daha çok varolmak umuduyla…

Franklin Edmundo modası

Geldiği ilk günden bu yana futbolun ötesinde dikkatimizi çeken bir başka özelliği daha var Rijkaard’ın. Rijkaard moda konusunda da devrim yapmaya, bilinen tüm gerçekleri yıkmaya gelmiş adeta Türkiye’ye. Bu anlayışı futbolda oluşturmasını zaten bekliyorduk ancak, giyim kuşam konusunda bu denli farklı bir tarzı olabileceği aklımın ucundan geçmezdi.

Konu elbette Rijkaard’ın giyim tercihleri değil. Zaten kendisini anlayamadığım tek nokta da bu olsa gerek. Konu, bu durumdan bile kendine pay çıkarmaya çalışanlar ve bunu muhalefete tahvil etme çabasında olanlar. Giyim tarzıyla Rijkaard’ın Galatasaray’ı ve Türkiye’yi ciddiye almadığını ileri sürenlerin sayısı hiç de az değil. Kirli sakalı ve dağınık görüntüsünün, ciddiyetsizliğinin bir göstergesi olduğunu savunuyor sayıları azımsanmayacak grup.
Devamını Oku

Terim’in Milli Takımı

Herkesin malumu milli maç arasındayız. Ancak, yaşadığımız ara, sanki milli maçların oynanması için değil de kulüp takımlarımızın dinlenmesi ve kendilerini yenilemesi için verilmiş bir arayı daha çok andırıyor.

Bunun nedeni ise çok basit. Futbol Milli Takımımızın mucizelere ve hurafelere bırakmış olduğu Dünya Kupası finallerine katılma şansı. Bosna Hersek en yakın ihtimalle Estonya ile berabere kalacak ve diğer maçta da İspanya’ya kendi evinde mağlup olacak. Kağıt üstünde gerçekten çok zor.

Dün, az da olsa Fatih Terim’in basın toplantısına kulak kabarttım. Belçika maçı toplantısından çok genel değerlendirme toplantısını andırıyordu. Grup ikinciliği şansımız, Terim’in olası vedası ve tabii ki sakatlıklardı ana gündem maddeleri.
Devamını Oku

Yıldızların Becerisi vs. Takım Oyunu

Sağolsun Akın’ın yorumundan hareketle yazımın başlığı da rahatlıkla ortaya çıkıverdi. Nedir son dönemde Galatasaray ile ilgili en çok konuşulan? İyi top oynayamıyor, ancak kazanıyor. Bu tür galibiyetler çok çeşitli nedenlere dayandırıldı. Anlayamıyorum nasıl oluyor dendi, bal dendi, kadrosunda bireysel yetenekleri üst seviyede çok fazla oyuncusu var onlarla sonuca gitti dendi, kendisine denk rakiplerle oynamadı dendi, dendi de dendi..Bu yorumlar futbol bilgisi yüksek kişilerce de yapıldı ve kendi içlerinde haklılık payı da taşıyordu (tabii bal diyenlerin dışında). Ancak, Galatasaray’ı çok yakından takip edenler, son üç maç neticesinde alınan galibiyetler üzerine biraz düşünerek bu sonuçları sağlam bir zemine daha rahat oturtabilirler.
Devamını Oku

Muhteşem bir çalışma

Bir bıyık bir insanı bu kadar mı yakışıklı yapar?..

Kaynak: gelgidersin.blogspot.com

ADS - Livorno İzlenimleri

Yazımı tamamladığım, ancak fotoğrafları koyamadığım için yayınlayamadığım bu süreçte, tarihi maç hakkındaki yazıları takip etmeye çalıştım elimden geldiğince. Eleştirilerin çoğu basına ve TV kanallarına yönelikti. İlgisizliklerinden ve maçı bir kanalın bile canlı yayınlamamasından yakınılıyordu. Bu durumda ortaya yalnızca 15.000 biletli ve şanslı seyirci topluluğundan başka kimsenin tarihe tanıklık edememe durumu ortaya çıkıyordu.

Tüm resimler ve yazının devamını görmek için buraya tıklayınız.
Devamını Oku

09.09.09

Bu tip rutinleri pek sevmiyorum. Çoğunluğun aksine ne bu tarihte evlenmek ne de çocuk sahibi olmak isterim. Ancak, en sevdiğim 9 rakamını üçleme şeklinde yan yana getiren bugün, Güzel İzmir’in 87. Kurtuluş yıldönümü. Bu yüzden ayrı bir anlamlı, ayrı bir güzel geliyor 9 bana bugün. Gerek basketbolda gerekse futbolda millilerimize de şans getirmesi ve felaktelere son buldurması dileğiyle..

Gazi Mustafa Kemal’i ve Kurtuluş mücadelesinde emek veren herkesi de saygı ve rahmetle bir kez daha analım bu vesileyle.. 

Not: Şanssızlıklar ve aksaklıklar nedeniyle Adana Demirspor - Livorno izlenimlerini henüz aktaramadım. Ancak, yazı hazır ve fotoğraflar elimde, bir talihsizlik daha yaşanmazsa Pazar günü burada yerini alacaktır.

Adana Demirspor vs A.S. Livorno Calcio

İlginç bir dostluk maçı bizleri bekliyor. Yazı yazmaya başlamanın bu tür katkıları da oluyor insana. Ayrı bir gözle takip etmeye başlıyorsunuz interneti, gündemi ve spor haberlerini. 4 Eylül Cuma günü saat 21:00′de 5 Ocak Stadyumu’nda Adana Demirspor, Serie A takımlarından Livorno’yu ağırlıyor. Şimşekler Grubu’nun bastırması sonucu “Endüstriyel Futbola Hayır” sloganıyla gerçekleşecek iki işçi kökenli takımın mücadelesi, Türk futbolu açısından güzel bir örnek olarak tarihteki yerini alacaktır. Yarın, son bir haftada 4. kez Adana’ya gitmek durumundayım (artık fahri hemşehrilik teklifi bekliyorum). Dönüşümü erteleyebilirsem maçı izlemek üzere 5 Ocak Stadı’nda olmayı planlıyorum. Böyle bir durumda izlenimlerle SporLog’a dönebilirim..Böylesi nice anlamlı ve içi dolu futbol organizasyonlarına diyelim..

“Akışkan Futbol”

Total Futbol için bir karşılık bulmaya çalıştım, Türkçe manada onu en iyi karşılayabilecek iki kelimelik bir karşılık. Sanırım, “Akışkan Futbol” bunu karşılama noktasında ideal kavram. Biraz açacak olursak, total futbol denince zihnimde canlanan, hem bizatihi sahadaki futbolcuların hem de sahadaki futbolcular tarafından gezdirilen futbol topunun akışkanlığı. Yerden, doğrudan ve hızlı bir şekilde takıma arkadaşına atılan paslardır futbol topunun akışkan olmasını sağlayan bana göre. Yoksa havadan atılan, ister bilinçli ister şişirme toplar döngüsü değildir akışkan olan, olsa olsa uçuşan futbol diyebiliriz bunun adına.
Devamını Oku

Bugüne dek yeni Galatasaray

Rijkaard’ın teknik direktör olarak başa getirilmesi sonrası ilk değerlendirme yazım olacak Rijkaard’ın Galatasaray’ı ile ilgili. Özellikle belirli bir zaman dilimini arkada bırakmayı bekledim, sevgili Melih Şabanoğlu’nun deyimiyle “kıvırcık saçlı futbol profesörü”nün yarattığı takım ve oturtmaya çalıştığı sistem ile ilgili detaylı bir analiz yapabilmek için.


Devamını Oku

BloggerV.com üyesidir.