Yine Yeni Yeniden. (Kulüpler Birliği Kupası)
1990 yılları görmüş ve de doya doya yaşamış bizim nesil için sezon öncesi yapılan TSYD Kupalarının anlamı bir başkaydı. Yeni transferleri, yeni oyun düzenlerini görebileceğimiz, renklerine gönül verdiğimiz takımımızla uzun ve de sessiz bir yaz dönemi sonrası ilk kez kucaklaşma şansını yakalayabileceğimiz bu turnuva önceleri yalnızca İstanbul ile sınırlı olsa da ilerleyen zamanlarda Anadolu’ya da yayılmakta gecikmemişti. Kimi zaman kıran kırana geçen ve ciddi sakatlıklara neden olan bu turnuva giderek önemini yitirdi ve 1999-2000 yılında 3 büyük kulübün isteği üzerine Galatasaray’ın aldığı son kupa ile tarihin derinliklerinde yerini aldı.

2005 senesinde düzenlenen Dünya Üniversite Yaz Oyunları sayesinde Dünya standartlarında birçok spor tesisinse kavuşan ve o günden bu yana önemli uluslar arası turnuvalara ev sahipliği yapan İzmir, şu günlerde yeni bir organizasyonun heyecanın yaşıyor.
Bundan 3 ya da 5 sene önce Zidane eğer futbol oynuyor olsaydı bu haberi duymak çok sıradan olurdu herhalde. Neyseki Zidane futbolu bıraktı da bu tür haberlerde bahsi geçmiyor. Teknik direktör olsaydı sanırım bu sefer de “Zico’nun yerine Zizou” manşetleri atılırdı.
Ligin son haftasında V.Manisa karşısında oynanan maçta Beşiktaş’ın ünlü taraftar grubu Çarşı takımını desteklemek için yine her zamanki yerindeydi. Astığı pankartlarla, tezahüratlarıyla güncel olaylara dair görüşünü açıkça belli etmekten kaçınmayan grubun bu sefer karşı olduğu birçok şey vardı. “Başkana, Sinan Engin’e, yönetime, futbolculara” kısacası o gün sahada olan herkese karşıydılar. Bir de yeni stada karşıydılar tabi. Bu tepkilerini de yaptıkları tezahüratlar ile dile getirdiler. Peki, Çarşı neden stada karşıydı?
Hasretle beklediğimiz, uzun yıllar evsahibi olabilmek için çabaladığımız, organizasyonu düzenlemeye hak kazanınca da “acaba iyi mi yaptık, bu zaten zengin sporu bize gelmez” dediğimiz, adıyla sanıyla, nam-ı değer Formula 1 Türkiye ayağı geçtiğimiz pazar günü İstanbul’da koşuldu. Bu koşuldu lafı da çok garip aslında. Zira bu araçlar bırakın koşmayı saatte 300 km. hız ile adeta uçuyorlar. Bu anlamda “koşuldu” taribi bana pek sıcak gelmiyor. Uçuldu demek daha yerinde sanırım.
2007 – 2008 futbol sezonu 10 Mayıs Cumartesi günün oynanan maçlarla sona erdi. Birçoğunun beklediği gibi Galatasaray 17. Şampiyonluğuna ulaşarak ligi mutlu bitiren ekip oldu ve taraftarlarını sevince boğdu. Bir futbol tutkunu olarak kendimi dün akşamdan itibaren bir boşlukta hissettiğimi itiraf etmeliyim. Uzun zamandır ilk defa bir Pazar akşamını futboldan uzak geçireceğim. Meğer ne çok futbola bağlıymışız. Hafta içi yaşadığımız stresi ve yoğun tempoyu 3 güne sığan maçlar da ne güzel atıyormuşuz da farkında değilmişiz. Şampiyonluk mücadelesi, Şampiyonlar ligi heyecanı, kümede kalma savaşı derken 34 hafta süren maraton bir anda bitiverdi ve büyü bozuldu.
Spiker : Bir gün Galatasaray’a ve Türkiye’ye geri dönmeyi düşünüyor musunuz?
Toplum olarak her zaman atalarımızla ve onların yaptıkları ile gurur duymuşuzdur. Orta Asya bozkırlarından beri mücadeleci ve bağımsızlığına düşkün bir millet olmakla övünürüz. Osmanlı’nın adaleti ve de bürokrasisi her zaman gurur kaynağımızdır. İlkbaharda pikniğe gittiğimiz zaman çimen üstünde güreş tutmaya bayılırız. Ne de olsa güreş ata sporumuzdur. Bir yanımız fazlasıyla hümanisttir. Mevlana felsefesini yaratmakla övünürüz her zaman. Espri yapmayı da biliriz çünkü Nasreddin Hoca da bu topraklarda yetişmiştir.
2008 Avrupa Futbol Şampiyonasına doğru geri sayım hızla devam ederken geçtiğimiz hafta UEFA tarafından şampiyonada görev alacak hakemler açıklandı. Beklenildiği ya da umulduğu gibi şampiyona boyunca oynanacak maçlarda hiçbir Türk hakemi görev alamayacak.

Son Yorumlar