Türkiye 2010 Değerlendirmesi (I)
Mert Uyar | 28 Aralık 2009 | Yorum Yok | Tweet
Geçen hafta çekilen kuralardan sonra, 28 Ağustos’ta başlayacak Dünya Basketbol Şampiyonası grupları belli oldu. Kayseri’de oynanacak A grubunda, Arjantin, Sırbistan, Almanya, Avustralya, Angola ve Ürdün olarak belirlendi. İstanbul’daki B grubunda ise, Amerika, Brezilya, Slovenya, Hırvatistan, İran ve Tunus olurken Ankara’daki C grubunda ise Milli Takımımızın rakipleri, Yunanistan, Porto Riko, Rusya, Çin ve Fildişi Sahilleri oldu. İzmir’deki D grubunda, İspanya, Fransa, Litvanya, Kanada, Yeni Zelanda ve Lübnan takımları kıyasıya bir mücadeleye girecek. B grubunda ABD ile İran’ın siyasi konumu gereği arabulucu olan ülke konumundaki Türkiye’de oynayacak olmaları ilginç bir rastlantı. Siyaseti bırakalım, sportif olarak düşününce, ABD’nin ağır bastığını, hatta sadece İran’a değil, herkese oranla turnuvanın açık ara en büyük favorisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fakat işi sıkı tutmazlarsa, acı bir turnuva deneyimi daha edinebilirler.
Gelelim GRUP ANALİZLERİNE; burada görüşlerimi aktarırken, sakatlıkları yok sayarak ve takımların tam kadro geleceğini düşünerek yapıyorum.
Yaz başında, takımlar kadrolarını açıkladıkları zaman daha sağlıklı bir analiz yapmak mümkün olacak. Kayseri’deki A grubunda, 2002 İndianapolis’ten kalma bir hesap var. 2002’nin finalistleri o zamanın Yugoslavya’sı ile Arjantin bu grupta baş favoriler. Arjantin 2002’deki kadronun hemen hemen aynısı ama Yugoslavya’nın yerinde yeller esiyor. Sırbistan & Karadağ olarak olarak adı değişmişti ama o bile uzun sürmedi ve Sırbistan ayrı Karadağ ayrı birer ülke oldular. 2002 yılının finali, bir Arjantin sever olarak beni çok üzmüştü. Haksızlığın alasının yapıldığı finali unutmam mümkün değil. Sanırım Arjantinliler de bu haksızlığı unutmamışlardır. Arjantin’in tam kadro gelmesi halinde bu gruptan 1. çıkacağını düşünüyorum. Artık genç sayılmazlar, sezon içinde yaşayabilecekleri sakatlıklar performanslarını düşürebilir. Özellikle de Ginobili’nin sakatlıklardan çektiğini düşünürsek, işlerini zorlaştıracak başlıca faktörlerden birisi o. Tabii ki sadece Manu yok, NBA’deki diğer yıldızları, Luis Scola, Fabricio Oberto, Carlos Delfino, Andres Nocioni, Walter Herrman ve Ruben Wolkowyztki gibi her pozisyonda geniş bir rotasyon var. Avrupa’da oynayan oyun kurucu Pablo Prigioni ve elemelerde kadroda olmayan en tecrübeli oyun kurucuları Pepe Sanchez’in olası katılımıyla madalyanın favorisi konumunda Arjantin.
2009 finalist, Dusan İvkovic’in öğrencileri, tüm kademelerde uluslar arası altyapı şampiyonu, 2006 İzmir Ümitler Şampiyonası şampiyonu olan Sırbistan, Polonya’da tehlikeli olacağının sinyallerini fazlasıyla verdi. Burada asıl soru, 2009 kadrosunun korunup korunmayacağı. Darko Milicic ve Nenad Krstic gibi NBA oyuncuları bu kadroyla uyumlu. Diğer Sırp oyunculardan, ülkemizden oynayan Igor Rakocevic, NBA’in en iyi dış şutörü diyebileceğimiz Peja Stojakovic, yine NBA’de forma giyen bir başka forvet Alexandar Pavlovic dahil edilir mi bilinmez ama 2009 kadrosu bile sert basketboluyla ve rakibi bıktıran uzun hücumlarıyla ve yine dış şut tehditleriyle grubun favorilerinden. 2009’daki takımdan da biraz bahsetmek gerekir. Milenko Tepic, Milos Teodosic, İvan Paunic, Uros Tripkovic gibi çok tehlikeli dış oyunculara sahipler. Novica Velickovic, Miroslav Radjulica, Kosta Perovic ve Nemanja Bjelica gibi hem çok genç hem de uzun ve atlet bir pota altı rotasyonu var. Tek tek düşünülünce belki çok etkili değiller ama altyapının bütün kademelerinde beraber oynamış bir takım olarak geldiler ve birbirlerini çok iyi bildikleri için takım olarak müthiş etkili oluyorlar. Tahminim ilk üçte yer alarak gruptan çıkacaktır.
Almanya, 2009’da Dirk Nowitzki olmadan oynadı ve çok iyi mücadele etmesine rağmen, sınırlı kapasitesiyle varlık gösteremedi. Nowitzki, bir şanssızlık olmazsa Türkiye’ye gelecek ve ülkesini sırtlayacak. Dirk’e yardımcı olarak takımda kimler var? Mesela Alman kökenli Amerikalı Chris Kaman ABD’de hiç oynamadığı için Alman Milli Takımına geçti. Bu sene özellikle fırtına gibi esiyor Kaman. Yeteneksiz diye eleştiriliyordu fakat yazlarını iyi değerlendirmiş, çünkü her sezon biraz daha iyi oynuyor. Orta mesafe şutu ve pota altında çabukluk kazanmış. 20 sayı ortalamasına 10 ribaund da ekledi. Bir aksilik olmazsa Türkiye’ye gelecek. Onunla birlikte yılların Almanya pivotu, ülkemizde Antalya Büyükşehir Belediyespor’da forma giyen Patrick Femerling de forma giyecektir tahmin ediyorum. Bu oyuncular dışında, yıllardan beri Avrupa’da oynayan Alman oyuncular Sven Schultze ve Stefan Hamann tecrübeleriyle takıma 2010’da yardımcı olacaklardır. Altyapıya önem veren Almanya, meyvelerini de yavaş yavaş almaya başladı. Bir sezon ülkemizde forma giyen Jan Hendrik Jagla, Heiko Schaffartzig, Robin Benzing gibi genç oyuncular da milli takıma mücadeleleriyle katkı sağlamaya çalışacaklardır
Avustralya’yı 4. sırada yazmam, küçümsediğim anlamına gelmesin. Aksine sert ve hızlı basketbollarıyla etkili olacaklardır. Andre Bogut gibi NBA Draft’ının 1. sırasından seçilmiş bir pivotları ki, her sene oyununu biraz daha geliştiriyor Bogut, yanında da David Andersen gibi müthiş atletik, şutör ve fark yaratan bir forvetleri var. Keskin şutör guardı, şu anda Beşiktaş forması giyen Newley etkili olması beklenen bir isim. Takımın geri kalanında ön plana çıkan büyük bir yıldız olmasa da, takım oyununa dayalı, savunma yapabilen ayrıca ceza atışlarını iyi atacak dış oyuncuları mevcut. Shane Heal gibi bir oyun kurucudan sonra göze batmasalar da, sistem içinde iyi işleyen bir kadrosu var. Burada çok önemli, Sırbistan’ı da ilgilendiren bir gelişme var. O da Alexandar Maric. Henüz, pek bilinmeyen Maric, bu sene ULEB Euroleague’de harikalar yaratıyor. Efes Pilsen’in deplasmanda oynadığı Partizan maçında olağanüstü bir performansla Efes’i yıkan adam oldu. 34 sayı 16 ribaundluk katkısı alkışlanacak türdendi. Benzeri bir katkıyı Olimpiakos’a da yaptı ve şu ana kadar iki defa haftanın en değerli oyuncusu (MVP) seçildi. Sırp kökenli olmasına rağmen Avustralya’da büyüyen Mariç altyapıda Avustralya’da oynadı. Maric’in seçimi iki takımı da önemli anlamda etkileyecek. Beşiktaş’ta forma giyen guard Newley, yine NBA’de forma giyen kuvvetli forvet Nathan Jawai, Avustralya’nın önemli kozları olacak. Bu arada kıtasından dolayı bütün uluslararası turnuvalarda boy gösteren, oldukça deneyimli bir takım olduğunu da eklemek gerek.Dünya Basketbol Şampiyonasına çok sık katılan Angola. Tamamı kendi liginde oynayan oyunculardan oluşan Angola Afrika Kıtası Şampiyonu olarak turnuvaya geliyor. Gruplarda sürpriz yapabilme ihtimali var ama zayıf. Son torbadan bu gruba düşen takım ise, Asya Şampiyonasında 3. sırayı alarak gelen Ürdün. Bu tip turnuvalarda fazla deneyimi olan bir takım değil. Bir dönem Efes Pilsen’de oynayan Rashad Wright’ın vatandaşlığına geçtiği ve sürüklediği Ürdün, grupta bir sürpriz yaratmaya çalışacak. Grubun iddialı takımları tam kadro gelirse, hem Angola hem Ürdün kupaya erken veda edecektir tahminimce.
Gelelim İstanbul’a, B grubuna. İstanbul grubu takımlarını az önce saymıştım. Burada grubun en iddialısı, şampiyonluğun en büyük adayı ABD ile başlayalım. ABD, bir zamanlar dünya basketbolundaki takımları küçümseyerek, NBA yıldızlarıyla gelmiyordu. 2000’li yıllarda yediği darbelerle, işin ciddiyetini anladı. 2002’de Indianapolis şehrin yapılan Dünya Şampiyonasında 6. sırayı alarak feci bir sonuç elde etti. 2000 Sidney Olimpiyat oyunlarında çanlar çalıyordu ABD için. Litvanya yarı finalde galibiyeti bir basketle kaçırıyor. Fransa’ya karşı finalde istenilen oyunu oynayamıyor, sadece altın madalya’yı kazanıyordu. 2004 yılında, Yunanistan’da Olimpiyat Oyunlarında, ancak bronz madalya alabildi. 2006’da Japonya’da, tam kadro gelmeleri bile yetmedi ve Yunanistan müthiş bir skor gücüyle ABD’yi elemeyi başardı. Halbuki, 2003 ve 2004 draftlarından gelmiş süper yıldız oyuncular, hem tecrübelenmiş hem de basketbollarını geliştirmişlerdi. Lebron James, Dwyane Wade, Carmelo Anthony, Chris Paul ve Dwight Howard gibi yıldızlar da uluslar arası arena’da ABD’yi başarıya taşıyamamıştı. Şok üstüne şok yaşayan ABD 2008 Olimpiyatlarında işi sıkı tuttu. Olimpiyat elemelerinde, tıpkı 1992 yılına benzer bir şekilde, herkese 20-25 sayı fark atıyorlardı. 1992’ye benzer dedim, bilerek söyledim. Hiçbir takım, 1992 Barcelona ve 1996 Atlanta Olimpiyatlarındaki ABD gibi olamayacak. 2008’de de finale kadar yenilmediler. Finalde, İspanya salladı ama yıkamadı. 118-107 biten maçla, ABD tahtı geri aldı. Bir konuda derslerini iyi aldıklarını düşünüyorum, o da dünya basketbolunu hafife almamaları gerektiği. 2006’da, adlarını söylemek zor diye dalga geçtikleri Yunanistan’dan unutulmayacak bir ders aldılar. Telaffuz edemedikleri Spanoulis, Diamantidis, Papaloukas ve arkadaşları ABD’yi 101-96 yenip finalist oldu. ABD, olimpiyat oyunlarında durumu kurtardıysa da, dünya şampiyonalarında henüz altın madalya alamadı. 1994’de kazandıkları dünya şampiyonluğundan sonra 2010’a geldik, altın madalya alamadılar. Bu yüzden işi sıkı tutacaklardır diye düşünüyorum. Zira grup kolay da değil.
Brezilya, ABD’nin oynamadığı elemelerde şampiyon olarak 2010’a geliyor. 2002’de yendik derken maçı 86-88 kaybettiğimiz Brezilya’nın saha içi sertliğine hiç cevap veremedik. Özel maçlar dahi başa baş giden maçları kaybettik. 2006’da şanssızlığımızı kırdık ve 73-71 kazandık. Phoenix Suns’ın önemli silahlarından Leandro Barbosa, Cleveland Cavaliers’ın kural dışı hareketleriyle ünlü forveti Anderson Varejao ve Avrupa’nın en önemli oyuncularından Caja Laboral forması giyen Tiago Splitter var. Tabii bu oyunculara, yıllardır hem sakatlık hem de ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşmuş olan fakat şu anda tam anlamıyla sağlığına kavuşmuş olan Denver Nuggets oyuncusu Nene Hilario da eklenebilir. Çok kuvvetli bir pivot olan Nene sağlıklı olduğu takdirde Brezilya formasını yazın giyecektir. Temelde bu oyuncular üzerine kurulu takımın kalan iskeleti fazla değişmiş değil. Badalona’da oynayan Marcelinho Huertas, daha önce üçlükleriyle başımıza bela olmuş Marcelinho Machado ve 2002’den tanıdığımız, Kinder Bologna’da oynayan diğer bir şutör Guillerme Giovannoni. Çok sert ve mücadeleci bir yapıya sahipler takımca. Geniş bir rotasyona sahip değiller. Aksine benchten gelerek destek verecek oyuncuları da yaş ortalaması çok yüksek oyunculardan oluşuyor fakat yine de asla hafife alınmaması gereken oyuncuları var. Leandro Barbosa önderliğinde hızlı ve sert basketbollarıyla grubun favorilerinden. Kıta şampiyonasında şampiyon olmaları da bunun kanıtı.
Slovenya, mükemmel bir kadro fakat takım olamama sıkıntısı ve istikrarsızlıklar, arkası gelmeyen başarılar. Yine de çok potansiyelli bir takım. Uzunlarıyla, atletik oyuncularıyla, oyun kurucu ve şutörleriyle tam anlamıyla eksiksiz bir kadro. NBA’de 11. yılında olan Radoslav Nesterovic, yine bir başka pivot Primoz Brezec, Avrupa’daki kaliteli forvetleri Erazem Lorbek, Matjaz Smodis, Efes Pilsen’de forma giyen Bostjan Nachbar, Uros Slokar, Marco Tusek, genç pivot Gasper Vidmar gibi hem şut atabilen hem de içeride savunma sertliğini arttıran oyunculardan kurulu. Sani Becirovic, Jaka Lakovic, Beno Udrih, kardeşi Samo Udrih, Jaka Klobuchar NBA’de Phoenix Suns’da forma giyen oyun kurucu Goran Dragic, Erazem Lorbek’in kardeşi olan şutör Domen Lorbek, Fenerbahçe’de forma giyen Emir Preldzic, ayrıca da her zaman benchten gelerek etkili olabilecek, Jurica Golemac, Goran Jagodnik gibi çok tecrübeli oyunculara da sahip. Tam 18 tane oyuncu saydım aklıma ilk gelen. 1993 yılında FIBA üyesi olan eski Yugoslavya ülkesi olan Slovenya müthiş Yugoslav ekolünden faydalanmakta. Bu kadar iyi oyuncu takım olamayınca sonuç hüsran oluyor. Şu ana kadar aldıkları en iyi derece 2009 Polonya’da elde ettikleri 4.lük. Yaşadıkları problemlere rağmen her zaman tehlikeli bir takımlar. 2001’de bizi ateşe atan mağlubiyeti 71-57 ile Slovenya’dan aldık. 2006’da çeyrek finalist olma yolunda 90-84 yenerken bize ecel terleri döktürdüler. 2007 yılında İspanya’daki Avrupa Şampiyonasında karşılaştığımızda varlık gösteremeyerek 66-51 kaybettik. 2009’da ise namağlup olarak karşı karşıya geldik. Stratejik hata sonucu önce bıraktığımız maçı toparlamaya çalıştık. Engin bomboş şutu buldu ama sayıya çeviremeyince gruplardaki tek yenilgimizi 69-67 ile aldık. Polonya’da aldıkları 4.lük ile 2010 Türkiye’ye gelme hakkı kazandılar. İyi bir Slovenya grupta kesinlikle favori olacaktır. Yetenekleri fazlasıyla var.
Gelelim Hırvatistan’a. Kısa mazisine rağmen son derece büyük çekişme yaşadığımız bir takım Hırvatistan. Yugoslavya’dan ayrıldıktan sonra, dağılan ülkeler arasında belki de en büyük başarıları yakalayan ülke oldu. 1992 Olimpiyat oyunlarında final oynadılar. Dino Radja, Toni Kukoc, Alexandar ve Drazen Petrovic, Stoja Vrankovic gibi Avrupa’nın sayılı yıldızlarından oluşan bir kadroya sahiptiler. 1992 Olimpiyatlarında, ABD ile final oynayıp gümüş madalya, 1993 Avrupa Şampiyonası’nda bronz madalya, 1994’de Dünya Şampiyonası ve 1995 Avrupa Şampiyonası’nda bronz madalya aldılar. 1997 yılında beklenen başarıyı yakalayamadılar. Zan Tabak, Gordan Giricek, Josip Sesar gibi yıldızların ilk turnuvalarıydı. 1999’da ilki gerçekleştirip 70-63 kazandığımızda Toni Kukoc son defa milli formayla mücadele ediyordu. Tarihimizin en ağır yenilgisini 113-63 ile aldığımız Hırvatistan’a karşı galibiyet serimiz 2001’de devam etti. Film gibi bir maçtan sonra 19 sayıda geriden gelerek kavga dövüş kazandığımız maçla, biz tarihimizde ilk defa yarı final görürken, Hırvatlar kötü talihini yenemedi. 2003’de rekabet artarak devam etti. Kovacic, Giricek, Tabak, Vujcic gibi çok kaliteli oyunculara sahip kadrosuna rağmen sinir harbini 75-72 yine kazandık. Adeta derbi gibi bir rekabet yaşanıyordu. Tarihimizdeki en kötü rekorlarımızdan birisi yine Hırvatistan’a karşı oldu. Çok kaliteli kadrolarına rağmen 1990’lı yılları arar oldular. Yeni nesil yıldızlarıyla istikrarı yakalayamadılar. Nicola Prkacin gibi bir tecrübe, Nikola Vujcic, Mario Kasun’dan sonra kaliteli uzun yetiştiremeyen Hırvatistan, savunma sertliğinde istikrarı bulamayan bir takım. Stanko Barac, Kresimir Loncar gibi genç uzunların gelişmesi durumunda, pota altı gücüne kavuşabilirler. Fakat mevcut kadrolarında, Mario Kasun gibi savunma sertliğinden uzak bir oyuncu yüzünden hala 2010’da 35 yaşında olacak Prkacin, 32 yaşındaki savunma sevmeyen Vujcic’ten medet umuyorlar. Hücum gücü son derece iyi olmasına rağmen, savunma yapmayı sevmeyen bir takım olarak istikrarsız bir şekilde bazen iyi bazen de kötü sonuçlarla devam ediyorlar. Her şeye rağmen asla hafife alınmaması gereken bir takım
İran, Asya şampiyonu olarak geliyor. Yine de şampiyon sıfatıyla gelmelerinin bile fazla bir şey değiştireceğini sanmıyorum. Ürdün ile yapacağı maç durumunu belirleyecektir. İran’ı güçsüz olarak görmek tabii ki yanlış olur. Sonuçta, herkes sahaya beş oyuncuyla çıkıyor ve mücadele etmek en önemli faktör. Öte yandan da, gücü belli olan Asya Kıtası var. Şansları var, her takımın şansı var ama grubu da oldukça zor. Hele ki rakipleri de tam kadro gelirse, şansları % 5 civarında olabilir. Tamamı İran’da oynayan oyunculardan kurulu bir takım. Hamed Ehadadi’den başka bir oyuncusunu duymadım. Futboldan bahsediyor olsaydık, hiç olmazsa bir Ali Daei vardı bir zamanlar, onu söyleyebilirdik. Kıta elemelerinde Avrupa’da oynasalar, ne olimpiyat ne de dünya şampiyonası görebilirler. Bu sadece, İran için değil, Ürdün, Lübnan, Çin, Angola gibi kıtalarının diğer takımları için de geçerli. Basketbolda, Amerika ve Avrupa başı çekiyor. Biraz da Avustralya kıtasının iki temsilcisini katabiliriz. Yine de turnuvaya renk getireceklerdir. Mücadeleleriyle bir üst tura çıkabilirlerse, önemli bir başarı elde ederler. Özellikle de ABD ile maçları ilgi çekici olacaktır. Umarım maçlarına siyasi propaganda ya da protestolar damga vurmaz. Sadece sportif olarak izleyebilir ve alkışlarız.
Kamerun’u yenerek Afrika 3.’sü olmayı başaran Tunus, gerçekten tam bir kapalı kutu. Hakkında en ufak bir bilgim yok. Fakat Afrika Kıtası 3.sü lmak da bu turnuvaya daha çok ziyaret amaçlı geleceklerini gösteriyor. Gruptan çıkmaları büyük sürpriz ve başarı olur.
İlk iki grubu genel olarak incelemiş olduk. Tabii ki asıl sağlıklı analiz, kadrolar açıklanınca olacak. Yaz ayları daha da heyecanlı geçecek. İlerleyen günlerde milli takımımızın da bulunduğu C grubuyla, İzmir’deki D grubunun kısa bir analizini yapacağım.
Mert Uyar tarafından yazılan son 5 yazı
Kategori: Basketbol
Yazar Hakkında:


