Arşiv Şubat, 2009

5 dakikalık bir maç

Beşiktaş için ve tribünler için eziyet maçı gibiydi aslında. Siyah beyazlı futbolcular sahaya çıkmış futbola benzer bir şeyler oynamaya çalışıyorlardı. Organize değildi desek az olur, özellikle ilk yarıda gol atmak için çaba bile göstermedi Beşiktaş, İstanbulspor gol atmak için uğraştı durdu. Şu bir gerçek ki ilerde, ortada, hatta defansta tek etkili oyuncu Nobre, ikinci bir oyuncu sayacak olursak orta sahada tüm atakları kesen, koşuşturan Ernst, diğerleri fasa fiso. İkinci yarı Beşiktaş saldırdı, fakat net pozisyon vermedi İstanbulspor, katı savunma yaptılar. Delgado rezalet oyunundan sonra Denizli tarafından oyundan alınınca ve yerine Holosko girince çok etkili bir Beşiktaş izlememiz gerekirken hiç bir değişiklik olmadı futbol adına. Dakikalar ilerledikçe bir futbolcu vardı ki bu takımı ben yönetirim golü de attırırım dercesine o müthiş ortalarını sıralamaya başladı. Rodrigo Tello, iddia ediyorum Avrupa’nın en etkili orta kesen oyuncularından biri. Kornerden bir ortasında Nobre’nin kafasına attı topu, direkten döndü, bir diğer mükemmel ortasında Nobre’nin yine kafasıyla top ağlarla buluştu, fakat ofsayt gerekçesiyle gol iptal edildi, halbuki alakası yok, net gol, sonra en sonunda kafayla kendi işini kendi gördü golünü attı. Hemen ardından Beşiktaş’ın yediği gol evlere şenlik. Serbest vuruşlardan önce oyuncu değiştirmek kafa karıştırmak için etkili oluyor anlaşılan, ama bu kadar kafa karışmaz ki kardeşim! 5 oyuncu boş bırakılır mı? Beşiktaş’ın attığı ikinci gol ise yine Tello’nun ortasında Gökhan’ın garip kafasıyla ofsayttan gelen bir hediye adeta. Sonuçta 5 dakikalık bölümünü izleseydik maçın, hiç bir kaybımız olmazdı, olan geri kalan 85 dakikamıza oldu.

Lucho&Lisandro

Bulent “The Soldier” Uygun has led the club up the league

Başlık bana değil, ESPN’de Jon Carter tarafından etraflıca yapılmış bir “Türkiye Süper Ligi ve Sivasspor” araştırması sonucu yazılan bir makaleye ait. Makalenin başlığı ise benim yazımda kullandığımdan farklı ve bence çok şey ifade ediyor: “Sivasspor upsetting the order”; yani “Sivasspor düzeni altüst ediyor”.

Türkiye’de kabul edilen bir gerçektir, herkes futbolu iyi bilir (veya iyi bildiğini zanneder) ve herkesin futbol üzerine söyleyebilecek çok şeyi vardır. Bu durumu zaten televizyonlarda yayınlanan programlardan ve yazılı basında yayımlanan yazılardan da çok iyi anlıyoruz. Ancak, ülke dışından birinin çıkıp da Türk futbolu hakkında bu kadar güzel bir analiz yazısı yazacağını tahmin edemezdim, öyle ki yazı içeriğinde, unutulmaya yüz tutmuş birçok geçmiş futbol verisini de okuyucusunun önüne seriyor. Türkiye’de malesef bu derece kapsamlı futbol analiz yazıları halen yazılamıyor, nedenini bu mesleği icra edenlere sormak gerek…

Okumak isteyenler, yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirler:

http://soccernet.espn.go.com/columns/story?id=622044&sec=europe&root=europe&&cc=5739

Efes 9.kez…

Avrupa’ya erken veda ettikten sonra lige ve kupaya yüklenen Efes Pilsen, İzmir’in ev sahipliği yaptığı Teknosa Türkiye Kupası finalinde Erdemirspor’u 79-70 yenerek sezonun ilk kupasını namağlup müzesine götürdü. Çeyrek finalde Beşiktaş, yarı finalde Fenerbahçe Ülker’i yenerek ismini finale yazdıran Efes Pilsen, Halkapınar Spor Salonu’nda oynanan karşılaşmada Erdemirspor’u da yenerek kupayı dokuzuncu kez havaya kaldırdı. Organizasyonda sergilediği başarılı performansla  Kerem Tunçeri“En Değerli Oyuncu Ödülü”ne (MVP) layık görüldü.

Kaptan dümenin başına geçti

Galatasaray’ın kapısından sessiz sedasız kaptan olarak ayrılan Bülent Korkmaz dün teknik direktör olarak geri döndü. Korkmaz biri opsiyonlu 2.5 yıllık mukavele imzaladı. Boş mukaveleye imza atan genç hocanın, yıllık 1.1 milyon dolar alacağı öğrenildi.

Bülent Korkmaz geçen hafta Lig TV’de yaptığı açıklamada ‘Ben olsam Arda’yı kaptan yaparım’ ve Lincoln’ü kastederek, ‘Onu kazanmak için çok taviz verilmiş. Siz bir takım mı kazanacaksınız, yoksa 1 oyuncu mu? Ben takımı kazanmak isterim. Takımın içine gireyim. 10 günde kim uygun değil anlarım’ demişti. Dünkü basın toplantısında bu sözleri hatırlatılan Bülent Hoca, konuyu geçiştirmeye çalışarak, ‘Lincoln ve Arda ile ilgili o zaman kendi fikirlerimi söylemiştim. Lincoln’ün son haftalardaki performansı ortada. Takımla ilgili genel anlamda başkan ile konuşmadık. Maçları atlatınca bu konuları konuşacağız’ şeklinde görüş belirtti. Bu dediklerinden az çok kafamızda şu anki Galatasaray teknik direktörünün şablonu oluştu. Bilmem anlatabildim mi?

Parlas’ın asisti üzerine son Galatasaray gelişmeleri

Akın Parlas’ın yazısının sonunuda attığı gollük pası değerlendirmemek olmazdı diye düşünüyorum. Bu vesileyle Galatasaray’daki son gelişmeleri kendi bakış açımla mercek altına almak isterim. 

Öncelikle şunu belirtmek gerek, Galatasaray yöneticilerinin olayları, Galatasaray taraftarından biraz daha farklı ve her şeyin ötesinde çok daha akıl-mantık çerçevesinde değerlendirmesi gerekir. Galatasaray taraftarı fevri davranabilir, çünkü onlar duygularıyla hareket ederler. Sevdikleri, gönül verdikleri takım (hem de çok klas ayaklarla donatılmış bu takım), ligin dibine demir atmış bir takımdan beş gol yedi diye ve sadece bu bakış açısıyla olayları değerlendirerek takımlarını ve yönetenlerini eleştirme hakkına sahip olurlar. Ancak Galatasaraylı yöneticiler de olaylara daha farklı bakabilmeleri ve mantıklı kararlar alabilmeleri beklendiği için o koltuğa seçilmişlerdir. Hatta Galatasaray’ın bu konuda diğer Türk futbol kulüplerine oranla farklı bir duruşunun olduğu da yıllardır dillendirilen bir gerçektir. Geçmişteki Galatasaray yönetimleri de büyük oranda bu duruşu sergilemişlerdir. 

Fakat, Adnan Polat ve yönetimi ilk geldikleri günden bu yana, herkesin imrendiği bu Galatasaraylı duruşunu gösteremedi. Çok başarılı transferler yaptılar, ancak bir proje dahilinde ilerlemedikleri aşikardı. Bir proje dahilinde ilerliyorsanız ve bu projenin uygulandığı alan futbol ise en az bir yıl bu projenin gelişmesi için, ertesi yıl da meyvelerini toplamak için beklemek gerekir. Yanlış anlaşılmasın, Skibbe’yi antrenör ve teknik direktör olarak başarılı bulmadım, fakat takımın başına çok da etraflıca düşünülmeden ve tasarlanmış bir projenin parçası olarak getirilmediği bugün çok daha açık ortaya kondu. Bu nedenle, eğer aranıyorsa bir suçlu, bu kesinlikle ve kesinlike Skibbe değil, onu baştan takımın başına getiren GS yönetimidir.

GS yönetimi bununla da kalmadı, yine bir taraftar gibi fevri ve duygusal hareket ederek Skibbe’yi göndermekle ikinci hatasını yaptı, hem de Bordeaux maçı arifesinde. Daha doğru bir ifadeyle kumar oynadı ve yılların efsane futbolcusunu da aynı zamanda aslanların önüne attı. Daha önce de belirttiğim gibi, bu Adnan Polat ve yönetiminin ilk amatörce hareketi değildi, geçen sene son haftalarda Kalli’nin gönderilerek, takımın yardımcı antrenörlere emanet edilmesi bir başka kumar ve amatör hareketti, ancak o kumar tuttu ve Galatasaray şampiyon oldu.

Şundan çok eminim ki bu sene Galatasaraylı taraftarlar lig, kupa vs. her şeyi tolere edebilirler, ancak tek bir şey istiyorlar o da Kadıköy’deki final maçı ve onu her şeyin ötesinde istiyorlar. Ancak bugunkü operasyon, Galatasaraylı taraftarların hayallerini süsleyen final yoluna, mevcut yönetim tarafından konulmuş bir dinamit olarak tarihe geçecektir. 

Efendi, karizmatik ve sinirlerini her daim kontrol altında tutabilen ve hiçbir çirkin olaya karşmamış Skibbe’nin yolunun açık olması ve alınan kararların taraflara hayırlı olması dileğiyle..

Bir başkadır benim Süper Lig’im

Bu nasıl bir lig anlamadım gitti valla. Düşünün galiba bu sene olacak dediğimiz Trabzonspor evinde kazanması banko olan bir maçı 2-0 gibi net bir skorla kaybediyor, ardından geçen hafta 7 gol atan Fenerbahçe Gençlerbirliği’ne yenilirken bu sefer 7 yemediğine şükrediyor ve en son olay en acısı, Bordeaux deplasmanı fatihi Galatasaray kendi evinde Kocaelispor’dan şaka gibi 5 gol yiyor ve tarihi hezimet yaşıyor üstüne de Skibbe’nin ipi çekiliyor. Cuma günü Beşiktaş 3-0 kazandığında akına gelirmiydi 6 puan kazanacağı ya da Sivasspor’un zirvede yerini iyice sağlamlaştıracağı. Gerçekten garip bir lig izliyoruz bu sene, önümüzdeki haftayı kestirmek çok zor. Bu işten en çok kazanan kim mi? Tabiki iddaa ve sürpriz oynayanlar:)

Not: Aslında Skibbe’nin gönderilişi hakkında da bir şeyler yazsam mı diye düşündüm sonra dedim ki, ben en iyisi bu işi Galatasaray’ı daha yakından takip eden arkadaşlarıma bırakayım kesin onlar çok doludur.

Arkana yaslan ve sakinleş

Futbol basit bir oyun. En azından ben ve Akın konuşmalarımızdan onu çıkarıyoruz. Hatta sonuç çıkarırken ülkemizdeki meşhur “ben olsam yapardım” tarzı atıflarda da bulunuyor, bu da yetmezmiş gibi bilgelik taslıyoruz.

Yanlış mı yapıyoruz? Kesinlikle hayır! Eğer öyle olsaydı futbol dünyanın en yaygın ve popüler spor dalı olmaz, ülkemizde de bu kadar futbolla alakalı yazar, dergi, yayın, kanal yani rekabet alanı oluşmazdı.

Futbol basit bir oyun diye düşünüyoruz yeni arayışlar içine girmeden. Ankara’da alıp soluğu o formanın hali ne diye edepsizlik etmeden alamıyoruz kendimizi. Formanın sadece renk ve desenlerden oluşmadığını, her formanın, her yer, her insan gibi hikayesi olduğunu kendi ruhunu yansıttığını düşünüyoruz her oyuncunun belli kapasitesi olduğunu düşünerek.

Volkan Demirel, Selçuk Şahin, Uğur Boral, Edu Dracena, Deniz Barış, Colin Kazım ve Daniel Guiza‘dan hangisinin Fenerbahçe ile özdeşecek, geleceğe taşıyacak oyuncular olduğunu çıkarmaya çalışıyoruz yanımıza bakarak ve üzlüyoruz Volkan Babacan’a, Can Arat’a, Gürhan Gürsoy’a ve Doğukan Genç‘e basiretsiz yönetimlerin altında.

Nitekim bilgelik taslayabiliriz herkes tek düzelik yaşatıyorsa ve Fenerbahçe halen kötü oynayarak kaybediyorsa. Mesela Volkan Babacan artık kalede, Alex sol kanatta orta sahada bir oyuncu fazla ve Can Arat defansta. Sadece böyle idealist olunmak istenilse, cesaretin zerresini görürüz gelecek maçlar için Fenerbahçe’de.

Aragones dönemi bitmiştir ve yeni teknik direktör arayışları için “Barcelona modeli” örnek alınarak; takımı bilen, ülkeyi tanıyan, Fenerbahçe ruhunu solumuş cesur ve sistemli bir antrenör ile yeni sayfa açılmalıdır. Yoksa en büyük isimler bile geçici olamya devam edecektir Sarı Lacivertlilerde geleneği sürdürerek. O zamana kadar akılcıl düşünmek için arkana yaslan ve sakinleş…

Türkiye kupası İzmir’de sahibini buluyor

21 Şubat Cumartesi
15:00 Yarı Final maçı (NTV SPOR)
17:15 Yarı Final maçı (NTV SPOR)

22 Şubat Pazar
16:00 Final maçı (NTV SPOR)

Büyükler yine eşleşmedi

Fortis Türkiye Kupası’nda yarı final maçlarının kura çekimi bugün İstanbul Ataköy Olimpiyatevi’nde gerçekleştirildi ve yarı final eşleşmeleri belli oldu: 

ANKARASPOR-BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE-SİVASSPOR

Çift maçlı eleminasyon sistemine göre oynanacak yarı finalde ilk karşılaşmalar 4 Mart Çarşamba günü Ankaraspor ve Fenerbahçe’nin sahasında, rövanşları ise 22 Nisan Çarşamba günü Beşiktaş ve Sivasspor’un sahasında yapılacak ve finalistler belli olacak.

1′i attı yattı, 1′i 1′de kaldı

15′e 6 şut, isabetli şutta 4′e 1, 33′e 7 yapılan orta, isabetli orta 9′a 1, 12′ye 2 korner, 328′i isabetli olmak üzere yapılan 483 pas…ve skor 1-1.  Trabzonspor’un koca maç kaleyi bulan tek şutu da gol oldu. Futbol bu, çok gördük böyle maçlar. Bu da o tarz maçlardan biriydi. Bir taraf mücadele etti, sürekli hücum yaptı, gol için çıldırdı. Diğeri ise bir kere geldi gol attı, sürekli defans yaptı, oyun kuramadı. Tek kale oynanan maçta deplasman takımı için 1-1 mükemmel sonuç.

Beşiktaş belki de sezonun en iyi maçını oynadı, Trabzonspor ise en kötü. Asıl sorun şuydu aslında: Beşiktaş saldırıyor, saldırıyor, ama boş, çünkü gol atamayacağı belli. Karşı karşıya pozisyonu falan yok, zaten de olamaz. Sırf defansı düşünen bir takımı da açmak çok zor oluyor Beşiktaş için. Trabzonspor da Song önderliğinde defansı oturmuş bir takım olduğu için ancak karambollere kaldı Beşiktaş’ın işi.

Peki maçın 1-1 bitmesinde Mustafa Denizli’nin hiç mi suçu yok? Tabiki var. Maç başlarken keyifle oturduğum televizyon karşısında adeta gerildim kadrolar çıkınca ekranda. Neden Yusuf? Neden Cisse? Neden tek forvet Nobre? Delgado kadrodaysa direk başla onunla, Zapo’yu al defansa, çek Sivok’u orta sahaya, hele hele Bobo’suz maçlara başlamak ne demek onu anlamıyorum. Senin en yetenekli forvetin, tribünlerin sevgilisi kenarda. Beşiktaş’ın kaleyi bulan 4 şutundan biri filelerle buluşuyor ki o golde de 3 kez gol pozisyonuna giren Bobo’nun imzası var. Keşke Serdar Özkan’la başlamasaydı da çift forvet Bobo-Nobre’yle başlasaydı diyeceğim ama nerde o yürek Mustafa Denizli’de. Sonuç olarak Beşiktaş tek kale oynadı, hakettiğini alamadı, Trabzonspor’a ise futbolun melekleri yardım etti ve istediğini alıp evine döndü.

Vahşi Batı!

Phoenix US Airways Arena’da yapılan NBA All-Star 2009 karşılaşmasında Batı Karması, Doğu Karmasını 146-119‘luk skorla yendi.

Yedekleriyle fark yaratacağı tahmin edilen Batı Karması, beklentileri boşa çıkarmadı. Shaquille O’Neal kenardan oyuna girip tüm dengeleri alt üst etti.

Maçı 27 sayı, 4 ribaunt, 4 asist, 4 top çalma ile kapatan Kobe Bryant ve 10:55 dakikaya 17 sayı, 5 ribaunt, 3 asist sığdıran Shaquille O’Neal ikilisi maç sonu MVP ödülünü paylaştı. Kobe Bryant 11. All-Star maçında, Shaquille O’Neal de 15. All-Star maçında 3. kez MVP ödülünü aldılar.
Devamını Oku

Sevgililer gününüz kutlu olsun

Dereağzı havası

10′lu yaşlarımı hatırlattı Guus Hiddink bana. Kalamış havasını, Fenerbahçe parkında güzel bir pazar kahvaltısının keyfini ya da Yelken Kulübünde sona eren marina turunu hatırlattı. Bizim nesilde okulunu kırıp Dereağzı‘nda Fenerbahçe’nin antremanlarını izlemeye gidenleri; Oğuz, Aykut, Rıdvan ve benim favori yabancım Novak‘ı görmek için Kalamış’tan Kızıltoprak yönüne ilerlerken soluğu Dereağzı’nda alanları anımsattı usulca.

Fenerbahçe‘nin ne büyük şanslar yitirdiğini, önemli fırtsatlar teptiğini.. Nice büyük futbolcuları, tenkik adamları , yöneticileri harcadığını.. O zamanlar şanı şöhreti olmadan ülkemize gelişi, gidişiyle bir olan Hiddink‘i ancak Dereağzı’nda, babam ve eski Fenerbahçeli futbolcularla yaptığı halı saha maçından kafamda canlandırdığımı düşündürttü bana Chelsea‘nin yeni patronu..

Sarı Lacivertli kulüpten sonra dünyanın dev takımlarını çalıştıran ve çalıştırmaya devam eden Carlos Alberto Parreira, Joachim Löw ve Guus Hiddink halen futbol dünyasının sayılı teknik direktörlerinden. Keramet Dereağzı’ndaysa Fenerbahçe yol yakınken o havayı solumuş, potansiyel kaliteli teknik direktör adayları Alex De Souza, Roberto Carlos, Aykut Kocaman ve Pierre Van Hooijdonk ile Aragones sonrası için uzun vadeli olarak planlar yapmalıdır. Hiddink’in Dereağzı kariyerine bakılırsa, bu şekilde daha yaşanır ve sistematik bir istatistik elde edilebilir.

BloggerV.com üyesidir.