Arşiv Nisan, 2008

Genç Yetenek Yaz 0405′ e Yolla Yıldız Adayları Takımına Gelsin :)

UEFA 17 Yaş altı Avrupa Futbol Şampiyonası bu sene 04 - 16 Mayıs tarihleri arasında Antalya’da yapılacak.

3 Nisan’ daki kura çekimi sonucunda 8 ülkenin takımlarının katılacağı turnuvanın grupları şekillendi. Buna göre 4′ erli 2 gruptan oluşacak klasmalarda A Grubu’ nda Türkiye, Hollanda, İskoçya ve Sırbistan, B Grubu’nda ise Fransa, İrlanda Cumhuriyeti, İspanya ve İsviçre takımları yer alıyor.

Birçok futbol sever için geleceğin yıldızlarını görmek adına çok önemli olan bu organizyonun Antalya’ da yapılması turnuvaya olacak ilgiyi ülkemizde daha da arttıracağı kesin. Şimdilik maç yayınlarını hali hazırsa satın alan bir tv kanalımız yok ancak çok iyi bir spor hizmeti sunan NTVSPOR‘ un bu şampiyonayı yayınlamak isteyeceğinden umutluyum. Dileriz böyle bir girişim yaparlar.

Zamanında Zidane, Figo, Van der Vaart, Fernando Torres gibi yıldızların parladığı gençler şampiyonlarında olduğu gibi bu Mayıs ayında altyapılarını güçlendirmeyi hedefleyen takımların gözleri Antalya’ da olacak.

Takımlarımız böyle bir organizasyona gözlemcilerini ve altyapı sorumlularını nasıl hazırlıyorlar ve önceden nasıl bilgi topluyorlar bilmiyorum ama Avrupa’ nın dev kulüplerinin yetkilileri şimdiden uçak biletlerini ayırttılar bile.

Dünya’ nın dört bir yanında kariyerinin ve formunun dibine vurmuş futbolcuları transfer etmeyi düşünen kulüplerimiz umarız transfer politikalarını değiştirirler ve Şampiyona’ yı iyice analiz ederler.

04.05 tarihi yaklaştıkça ve kadrolar açıklandıkça genç yeteneklerle ilgili ayrıntılı yazılarımızı sizlere sunmaya gayret edeceğiz.  

17 yaş altı Milli Futbol Takımımıza şimdiden başarılar dileriz.

Dalton Pardon Altıntop Kardeşler

Bu günlerde futbol medyası futbol dışı bir konuyu tartışıyor : Hamit ve Halil Altıntop Kardeşlerin Milli Takım primlerinin yattığı banka hesaplarından uçup giden 1 milyon YTL’ den fazla parası.

Konu üstüne çok fazla yazılıp çizilmese de soruşturma öyle bir boyuta gelmiş ki olayla ilgili söz konusu bankadan ve Futbol Federasyonundan resmi bir açıklama geldi bile. Banka, konuyla ilgili müfettişler bazında araştırma ve denetim yapıldığı ve olayla hiç bir çalışanlarının bağlantısı olmadığını açıkladı. Benzer açıklama da Federasyondan geldi ve onlarda hiçbir federasyon çalışanının böyle bir olaya dahil olmadığını açıkladılar.

Daha sonra akıllara acaba Altıntop kardeşlerin arasındaki başka bir durumdan dolayı mı böyle bir olayın ortaya çıktığı sorusu geldi. Nitekim bu teoriyi doğrularcasına konuyla ilgili bir yetkilinin Hamit Altıntop’ a ait bir SMS mesajını kamuoyuna sunması olayın tuzu biberi olmuştu. SMS mesajına göre Hamit Altıntop bankadaki parasını kız arkadaşına aktarıyordu. Zira bunula ilgili de Hamit Alytıntop’ un açıklaması gecikmedi ve cep telefonundan Milli Takım kampı sırasında başka biri tarfından böyle bir SMS’ in atıldığını iddia etti.

Bankayla işi olan her insan hesaplar arası hareketlerin kayıt altına alındığını çok rahat bilir. Demek ki bu daha ayrntılı bir vaka. Agatha Christie romanları misali bu polisiye olay süre gide dursun konuyla ilgili denetimler gerekli merciler tarfından halen yürütülüyor. Yargının kararı ne olur bilinmez ama umarız bir an önce olay açıklığa kavuşur ve Altıntop’ lar futbollarıyla manşetlerdeki yerlerini alırlar.

Batı Yakasında Değişen Birşey Yok (1)

Eskiden Fatih Altaylı Hürriyet Gazetesi’nde yazarken küçük bir köşesi vardı.

“Ne zaman adam oluruz” diye. Her gün farklı bir yorumla, toplumumuzda aksayan yönleri tek cümle ile özetler ve de bunları yapmadığımız zaman temiz bir toplum oluruz diye bitirirdi. “Yere tükürmediğimiz zaman ya da trafikte birbirimize insanca yol verdiğimiz zaman.” diye uzayıp giden listeyi her gün kah tebessümle kah da yuh artık bunu da yapanlar var mıdır diyerek okurdum.

Her seferinde de kendi kendime aslında ne zaman adam oluruzun cevabını bulurdum. Ne zaman adam oluruz lafına toplumca verebileceğimiz tek yanıt bence; “ne zaman ki olaylara başkasının gözlüğüyle bakabilir ve de empati kurabiliriz işte o zaman adam oluruz” derdim.

Hasan Doğan yönetimi iş başına geldiği zaman herkes geçmişe bir sünger çekme yarışındaydı sanki.  Senelerdir Haluk Ulusoy’a etmedik laf bırakmayan Fenerbahçe tribünleri umutluydu. Son yıllarda şampiyon olamamalarını kendilerinden çok Futbol Federasyonuna bağlayan Beşiktaşlılar Federasyonun değiştiği ilk gün temiz sayfayı önlerine koyuverdiler. Başarılı Avrupa macerasının ardından uzun bir sessizliğe bürünen Galatasaray camiası ise içsel çekişmelerin gölgesinde gelişmeleri yakında takip etmekteydi.  Anadolu kulüpleri ise kraldan da kralcı bir vaziyette, herkesten fazla adalet beklemekteydiler.

Aslında beklentiler aynıydı ama çıkarlar her zamanki gibi çatışmaktaydı.

Geçtiğimiz haftalarda Bobo’nun haksız yere (?) atılması sonucu Beşiktaşlılar isyan bayrağını çekmede geç kalmadılar. Kayserispor karşılaşmasında Fenerbahçe’ye verilen, yine çoğuna göre haksız bir penaltı ve 5 dakika oynanan uzatma sonrasının hemen ardından Beşiktaş ve de Galatasaraylılar beyaz sayfayı kirletmek için birbirleriyle yarıştılar adeta. Hemen ertesi akşam Ankara’da Gençlerbirliği’ne verilmeyen penaltı sonrası ise Galatasaraylı yöneticiler 3 maymunu oymada geç kalmadı. İlk yarının uzatma anlarında Gençlerbirliği’nin atağının kesilişine sessiz kalmayı tercih ettiler. Bir gün önce temiz sayfadan bahsedenler kendileri ile çeliştiler.

Ne zaman adam oluruz sorusuna tekrar geri dönersek, ne zaman ki olaylara rakibin penceresinden bakmayı öğreniriz işte o zaman adam oluruz ve belki de o zaman kendi beyaz sayfamızı kendi önümüze sözde değil, hakikatte koyarız. 

Geçmişte Serdar Bilgili İnönü’de Fatih Terim’e küfür edildikten sonra çıkıp tüm Galatasaray camiasından özür dilemiş ve haksız olduklarını kabul etmişti. Özhan Canaydın ise 6-0’lık mağlubiyetten sonra Fenerbahçe’yi ayakta alkışlamayı gurur yapmamıştı. Maalesef sonuç olarak ikisi de temiz sayfa açma yolunda ilerlerken birer sembol olarak hafızalarda kaldılar. Serdar Bilgili’nin başkanlığı döneminde yaşadıklarını açıkça ifade etmemesi perde arkasında yaşananlar konusunda biraz olsun fikir vermesi açısından çok önemli. 

2008 Avrupa Şampiyonası öncesi, liglerin bitimine az bir süre kala şampiyonluk ve de düşme yarışının kızıştığı şu günlerde federasyonun komple teorileri ile yıpratılması futbolumuz açısından çok endişe verici ve de üzücü. Çözüm mü? Çok basit. Tabi ki de federasyon istifa.

Alt Yapı Fabrikası

Geçen günlerde okuduğum bir habere göre Beşiktaş Kulübü Özkaynak Düzeni, Türkiye’ nin en iyi alt yapı teşkilatı haline gelmiş. Bu başarının mimarları Yemen Ekşioğlu ve Mehmet Ekşi’ yi tebrik ediyorum. Beşiktaş alt yapısı, Türk futboluna bir çok yıldız katmış tam bir futbolcu fabrikası. Yusuf Tunaoğlu, Sanlı Sarıalioğlu, Rıza Çalımbay, Metin Tekin, Feyyaz Uçar, Ali Gültiken, Sergen Yalçın gibi yıldızları futbolumuza katan bu kulübümüz yeniden eski günlerine döndü ve fabrika yeniden çalışmaya başladı. Son iki sezonda alt yapıdan yetişen 20 oyuncunun A takımda forma giymiş olması bunun göstergesi. Türkiye’ nin futbolcu yetiştirme sorununun çözümüne en büyük katkıyı yapan Beşiktaş aynı zamanda bunun sonucu olarak da Genç Milli takımlarada en çok futbolcu gönderen takımımız.

Beşiktaş bir çok genç oyuncuyu futbolumuza kazandırmak için atılımlar yapsa da, rakiplerini bu konuda geride bıraksa da, rezerv lig olmadan bu futbolcuların Süper Lig’ e fiziken ve tecrube olarak hazırlanması zor gözüküyor. Gerekli yatırımlar yapıldıktan sonra genç oyuncularımızın rezerv ligde mücadele etmeleri en küçüğünden en büyüğüne bu ligde top koşturan futbolcuların hem ulusal liglerimize, hem de Avrupa’ daki maçlarımıza hazırlanmaları açısından önemli bir proje olduğunu düşünüyorum.

Son olarak A Takımı futbolcularının alt yapıya nasıl destek olduklarına dair örnek bir futbolcudan bahsetmek istiyorum: İbrahim Üzülmez. Türkiye’ de bir çok futbolseverin antipatik bulduğu bu futbolcu, belkide hiç bir futbolcunun yapmadığını yapıyor ve  manevi destek vermenin yanında sürekli olarak da maddi destek vererek adeta çocukların kahramanı durumunda. En son okuduğum habere göre İbrahim, daha 15 gün önce alt yapıya, ihtiyaçlarda kullanılmak üzere 3 bin Euro para göndermiş. İbrahim Üzülmez’ i bu davranışından dolayı kutluyor ve tüm futbolcuların, takımlarının alt yapılarını maddi-manevi desteklemelerini diliyorum.

Tebrikler Fenerbahçe

Fenerbahçe futbol takımı  bu akşam Şampiyonlar Ligi çeyrek final mücadelesi rövanş maçında Chelsea karşısında 2-0′ lık skorla yenilerek ilk maçın avantajını koruyamadı ve Avrupa dosyasını bu senelik kapadı.

Çok söze gerek yok aslında.

Fenerbahçe Chelsea önünde Stamford Bridge’ teki mücadelesiyle bir kez daha gururlandırdı bizi. Belki istediği skoru alamadı ancak bu sene hem futbol bazında hemde basketbol branşında yatırımlarının karşılığını aldı diyebiliriz.

Geçen hafta Basketbol takımının Fiba Euroleague’ teki ve bugün futbol takımının Şampiyonlar Ligindeki mücadeleleri tatlı bir veda, avrupa’ ya bir göz dağıydı aslında. Dünya kulübü olma yolunda kurulan ütopyanın ilk meyveleriydi bana göre.

Fenerbahçe’ nin bu sene Avrupa mücadelelerinden en büyük kazancı oturmuş sistemidir. Eğer idari ve teknik anlamda varolan sistemine daha çok altyapı ve ekonomik yatırımları da yaparsa belki gelecek senelerde bu platformda Fenerbahçe’ nin Avrupa zaferlerini yazıyor olabiliriz.

Altyapı olarak basketbolda Ülker’ in desteğiyle bu sorun biraz daha aşılmış olsada futbolda oyuncu yetiştirme ve alternatifsizlik nüks edebilir.

Bu akşam Chelsea önünde Semih ve Kezman seçeneklerinden başka bir forvet oyuncusunun olmayışı, orta alanda Maldonado ve Selçuk’ un bütün bir sezonun yükünü çekmeleri ve en önemlisi Alex’ ten başka lider bir oyuncunun maçlarda sazı eline almaması alternatifsizlik için en iyi örneklerdi.

Stamford Brigde’ te bir Premier League takımıydı Fenerbahçe bugün. Tüm Türk takımları için çok güzel bir şablondu. Gelecek yıllarda birden çok Türk takımını üst seviye mücedelerle Avrupa’ da ve Süper Ligimizde göreceğimizen hiç kuşkum yok.

Ama o ana kadar Teşekkürler ve Tebrikler Fenerbahçe.

Bir Nesil Onlarla Büyüdü : Efes Pilsen Basketbol Takımı

Bir nesilin gelişmesinde okul vazifesi görmüştü Efes Pilsen Basketbol Kulübü. Şu anki gençlere nazaran internet kafelerde sanal oyunlar oynamak yerine o zamanki çocuklar sokak potalarını hınca hınç doldururdu. Efes Pilsen’ in özellikle Avrupa maçları Şampiyonlar Ligi maçları gibi beklenirdi herkes tarafından televizyonlarının başında.

Kim basketbol oynarken bir Naumoski bir Conrad McRae olmazdı ki. Basketbol okulları da bu zamanki gibi belli tekellerde değildi. Her mahallenin kendi okulu vardı. Gençler için Ufuk Sarıca, Tamer Oyguç gibi olmak, Volkan Aydın gibi basketbol oynamak bir emeldi dizi yıldızı Memati olmak yerine. Okullar basketbola ilgi gösterirdi.

Daha sosyal bir toplum olmak için farklı bir şanstı Efes Pilsen.

Bir nesil basketbolu onlarla sevdi. Efes Pilsen’ in şampiyonluklarıyla sevindi Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray Basketbol Takımlarının adı anılmazken.

Şimdilerde ise ligte play-off mücadelesi veriyor mavi beyazlılar. Karşıyaka mağlubiyetiyle Amerikalı Antrenör Blatt belki Efes tarihinde ilk defa, lig oynanırken görevinden alındı. Amerikalı ve yerli gelen oyuncular kaliteyi yukarlara taşıyamadılar ve bu sene başarısızlık beklentiye dönüştü.

Belli medya grupları dışında bu düşüşe kimse deyinmedi belki ama kayan bir kutup yıldızıydı. Türk Basketboluna yıllarca yön veren, daima kuzeyi, ileriyi gösteren bir semboldü. Bundan sonrasında eskisinden daha çok taraftar ve kamuoyu desteği arıyor Efes Pilsen. Bu düşüş bir anda gelmedi ve bir anda eski günlere dönüş olmayacak kuşkusuz. Ancak zamanında onların başarılarıyla sevinen her bireyin sesini duyurma zamanı Efes Pilsen’ e.

Efes Pilsen’ in geçmişi kazandığı kupalardamıydı? Yoksa yaptığı transferlerde mi?

Hiçbirinde değildi. Tabi Türk Basketbolunun miğferi olan bahsi geçen Aydın Örs’ leri, Tamer Oyguç’ ları, Ufuk Sarıca’ ları, Hüseyin Beşok’ ları saymazsak. İsimleri kalıcı yapanlar o takımlarla bütünleşmiş yıldızlardır ve bir zamanlar Efes Pilsen bu oyuncularla bütünleşmişti.

Türk Basketbolunun Tofaş gibi Mavi-Beyaz rengini hiç kaybetmemesi dileğiyle..

Günlerden Dün

Bu yazım 3 Ocak 2008′teki Pek Yakında Sinemalarda : “Futbol’da Şiddet” başlıklı yazıma bir atıftır.

***************************************************************

Günlerden dün. Bugünü bir kenara bırakın.

Dünkü hakem hataları, dünkü bikinili-formalı programlar, dünün verilmeyen penaltıları kısaca dün konuşulanlar bizim bugünümüz.

Dün karlı çıkanlar bugün günü kurtaranlar, yenilenler ise futboldan bir gram zevk almaya çalışanlar. Ben günü kurtaramadım çünkü ben futbolumuzdan ve konuşulanlardan zevk almadım.

Dün en ilgimi çeken tartışma, içinde yöneticileri, hakemleri ve bikinileri barındırmayan tartışmalardı.

Dün düşündüm kendi kendime. “Bir insan neden bikini giymek ister ya da rakip forma uğruna iddiaya girer ve bunu gündeme taşır” diye. Aslında cevabı, kelimeleri hakemlerden öteye gidemeyen yöneticilerin söylemlerinin temasıyla aynıydı : üretememek.

Bakış açısından söz etmiyorum. Bakış açısı olan bir insan farklı konuları gündeme taşıyabilir. Doğru veya yanlış tartışabilir ancak dün yaşadıklarından bugün ders çıkarır. Aynı yanlışları yapmaya devam etmez ve insanlara iyi yoldan hitap etmeyi seçer, o kulvardan ilerlemeyi düşünür.

O yüzden bugün günlerden dün. Spor insanları dünden kurtulduğu an farklı açıdan düşünecekler ve bizlere aynı filmi defalarca izletmeyecekler.

Bugün yaşanamaz. Eğer yaşanırsa gençler büyümüş olur. Söz sahibi olurlar ve fikir üretirler. Dünde kalınırsa kimse yaşlanmaz ve bugün belli koltuklara oturmuşlar yerlerini daha da sağlamlaştırırlar.

Tartışmalarda konuşalacak daha çok konu var, gençler, spordan zevk almaya çalışanlar biraz daha sıraya geçsin…

Film dün vizyona girdi bile…

Şimdi ne olacak?

Abdullah Avcı sezon sonuna kadar İstanbul Büyükşehir Belediyespor’da kaldı ve bana kalırsa kariyeri açısından en doğru kararı verdi. Bir düşünsenize, ligin bitimine 5 hafta kalmış ve şampiyonluğun en önemli adaylarından olan bir takımın başına geçiyorsunuz. Sizin oluşturmadığınız, kimyasını çok iyi bilmediğiniz bir takımın başına geçiyorsunuz ve bu kritik 5 haftada alacağınız olası mağlubiyetler veya takıma alışamama nedeniyle şampiyonluğun kaybedilmesi kendi kariyeriniz için özellikle Türkiye’de büyük sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, alınan karar Abdullah Avcı’ya aitse çok akıllıca olduğunu düşünüyorum, çünkü bu formunu sürdürmesi halinde büyük bir takımı çalıştıracağı kesin; 5 hafta önce veya sonra…

Olaya Galatsaray cephesinden bakacak olursak durumun bu kadar akıllıca ve parlak olmadığı kesin! Galatasaray yönetimi, belirli bir plan doğrultusunda Kalli ile yola devam etmeme kararını almış ise karar yerinde diye düşünüyorum. Yani teknik direktör alternatifi belliyse Kalli’nin gönderilmesi Galatasaray prensiplerine uymamasına karşın doğru olacaktır, çünkü Kalli gerek takımın başında sık sık yer alamaması gerekse normal bir teknik direktörün hiçbir zaman yapmayacağı teknik ve taktiksel hatalar nedeniyle son dönemde Galatasaray’a büyük zararlar veriyordu. Ancak, birdenbire böylesi bir zamanda teknik direktör boşluğuna düşen Galatasaray yönetiminin alternatifi olduğunu düşünmüyorum. En azından Adnan Polat’ın düşüncesi olan “Sadece 5 lig maçı ve kupa maç(lar)ı için değil gelecek sezon sonuna kadar takımı çalıştıracak bir teknik direktör düşünüyoruz” planı işleyecek gibi görünmüyor, özellikle Abdullah Avcı alternatifinin de sona ermesinden sonra. Bana kalırsa Galatasaray yönetimi işbaşı yaptığından beri en önemli sınavını veriyor ve bu süreç Adnan Polat ve arkadaşlarının kritik dönemlerde kritik kararlar alırken bunun getireceklerini ve götüreceklerini nasıl hesap ettiklerini, kulübü ne kadar profesyonel yönettiklerini ve önemli bir karar alırken bu kararın alternatifini hazırda bulundurup bulundurmadıklarını açık bir şekilde ortaya koyacak. Daha önceki yazılarda da belirttiğim gibi günümüz futbol kulübü yöneticiliği aynı holding yöneticiliği gibi, önemli kararlar alınırken yukarıda sözünü ettiğim durumları hesap ederek hareket etmeyi gerektiriyor.

Bakalım Galatasaray ne kadar profesyonel yönetiliyor?..

Yorum Farkı

Fenerbahçe, Chelsea’ yi yenerek bir kez daha tüm Türkiye’ ye  büyük bir gurur yaşattı. Bu futbolcuların hepsine helal olsun. Ben böyle maçlarda, ne oynanan oyuna bakarım, ne de şansa ve şanssızlıklara. Benim böyle büyük, gerilimli maçlarda baktığım şey skordur. Maç sonunda skor kimin lehineyse o takım rövanş için avantajlıdır. Fenerbahçe süper oynasaydı, 50 şutu direkten dönseydi ama sonuçta yenilseydi, Avrupa basını iyi oyundan, dönen şutlardan bahsetmeyecekti, ama onun yerine ” Fenerbahçe’ nin evinde yenilmezliğine  Chelsea son verdi ” diye yazacaklardı. Bir önceki gecedeki maçta, Schalke Barcelona’ yı 2. yarıda sahasına hapsetti de ne oldu? Sonuçta kendi evinde Schalke yenildi ve bir anlamda turu da kaybetti, ama Fenerbahçe İngiltere’ ye skor avantajıyla gidiyor ve turu geçme şansı da yüksek.

Fenerbahçe-Chelsea maçından önce, Chelsea’ yi destekleyen Galatasaray’ lı ve Beşiktaş’ lı taraftarları anlamak mümkün değil. Hey ” Ne mutlu Türküm ” diyenler, sizlere sesleniyorum! Hem ” Ne mutlu Türküm ” diyorsunuz, hem de Türk bayrağını göğsünde taşıyan bir Türk takımının Avrupa’ dan elenmesini istiyorsunuz. Ben, bir Türk olarak, Galatasaray’ ın başarısından, tüm dünyanın bizden bahsetmesinden nasıl gurur duyduysam, yine Fenerbahçe’ nin başarısında da milli duygularım ön plana çıktı ve Fenerbahçe’ yle gurur duydum. Fenerbahçe’ nin diğer iki büyük takımımızı bütçesi, stadı ve kadro kalitesiyle geçtiği doğru, fakat Fenerbahçe bu günlere havadan gelmedi, başarılı yönetimi ve başkanıyla yıllar önce bu hedefi koydular ve sabırla hedeflerine ulaştılar. Beşiktaş ve Galatasaray ise yönetimleriyle adeta yerinde saydılar. Artık kıskançlığı bırakıp şanlı Türk bayrağının Avrupa’ da dalgalanmasının haklı keyfini ve gururunu yaşamanın tüm Türk halkı için vaktinin geldiğini düşünüyorum. 

Gerçeklerle Yüzleşmek - Fenerbahçe

Uzun zamandır yazamıyordum geçerli sebepler nedeniyle, ancak bu dönemde sadece yazmaktan geri kaldım, spordan ve özellikle futboldan uzak kaldığım söylenemez. Bu bağlamda bu haftanın Türkiye’de sabırsızlıkla beklenen ve sonucunda Türk halkına haklı gurur yaşatan Fenerbahçe’nin Chelsea ile karşılaştığı maça değinmek istiyorum. Her şeyden önce Fenerbahçe’ye sonsuz teşekkürler, ancak henüz hiç bir şey bitmedi aksine yeni başlıyor ve bu durum biraz gözden kaçıyor gibi geldi spor medyasında.

Eminim ki, Fenerbahçe-Chelsea maçını izleyen milyonlar, 65. dakikaya kadar çok kötü duygular içinde maçı takip ettiler, hatta hiç de haklı olmayarak Fenerbahçe seyircisi bile yavaştan homurdanmaya ve Önder’i inceden yuhlamaya bile başlamıştı. Chelsea, önde olmasına karşın Fenerbahçe’yi sahasına hapsetmiş, top yapmasına izin vermiyor ve adeta boğuyordu. Bana göre Fenerbahçe’de maçın tek ve en iyi adamı Aurelio muhteşem bir pas atarak Chelsea’nin bir anlık dalgınlığından yararlandı ve Kazım’a golü attırdı. Bu gol Fenerbahçe’nin çok az daha kıpırdanmasını sağladı, ancak yine pozisyon yoktu hatta Fenerbahçe Chelsea ceza sahasına yaklaşamıyordu. Bu kez de sahneye Deivid’in mucizevi füzesi çıktı ve Fenerbahçe maçtan galip ayrıldı. Çok açık konuşmak gerekirse, Fenerbahçe, oynadığı futbol bakımından sezonun en kötü maçını çıkardı, ancak galip gelmesini bildi. Evet gurur duyduk, ancak bu durum, gerçeklerin üstünü örtmemiz gerektiği anlamına gelmiyor; Fenerbahçe Londra’da böyle oynarsa, Chelsea yakaladığı pozisyonları affetmez ve hiç de istemediğimiz bir sonuçla İstanbul’a döneriz. Zico ve Fenerbahçeli futbolcular, bu gerçeklerle yüzleşmeli ve tedbirleri almalıdır. Evet, çok önemli bir zafer gecesiydi, herkes hakedilen şekilde sokaklara döküldü, ancak o gün geçti ve maçın henüz daha ilk yarısı bitti ve gün şapkayı önümüze alıp düşünme, hataları süzgeçten geçirme günü! 

Son bir parantez de Chelsea’yi destekleyen veya Fenerbahçe’yi desteklemek istemeyen Galatasaray veya Beşiktaşlılara açmak istiyorum. Ne Fenerbahçe’yi destekleyen rakip takım taraftarlarına ne de desteklemeyenlerine kimsenin karışmaması ve spor müsabakalarının milli duygulara ve milliyetçiliğe indirgenmemesi gerektiğine inanıyorum. Sonuçta bir Beşiktaş veya Galatasaray taraftarının, kendisinden halihazırda gerek bütçe olarak gerek stad olarak gerekse de kadro yapısı olarak zaten önde olan Fenerbahçe’nin arayı daha da açmasını istememesi kadar doğal bir şey olamaz diye düşünüyorum. ”Futbol benim için ikinci plandadır, bu sayede Türkiye’nin adı duyuluyor ve ülke puanı artıyor” şeklinde düşünen kişinin görüşleri de tabi ki son derece saygı duyulur niteliktedir. Bu iki düşünceye de saygı göstererek yaşamayı öğrenebilmeliyiz bence…

BloggerV.com üyesidir.