Arşiv Ocak, 2008

Beşiktaş’ın Durumu Üzerine

Beşiktaş neden gol yemeden gol atamıyor ? Nobre’nin yükselen performansına paralel olarak İbrahim Toraman’daki düşüş, aynı zamanda Baki Mercimek’in yaptığı hatalar, Beşiktaş’ı haftalardır yenik duruma düşürüyor. İlginç olan yenik duruma düştükten sonra bile Beşiktaş’ın maçı kazanmayı bilmesi. 4 büyüklerden biri olması, kendine olan güvenin de yükselmesini sağlıyor. Holosko’nun takıma gelmesiyle Nobre’nin kendini bulması ve takımın offensif yönünün artması, Beşiktaş’ı şampiyonluk yolundan koparmıyor. Bununla da kalmıyor, Beşiktaş, Süper Lig’de 20 maç sonunda topladığı 43 puanla son 4 yılın en iyi sezonunu yaşıyor. Fakat gol yemeden gol atamamak nereye kadar gidecek ? Gaziantepspor, Kasımpaşa, Manisaspor, Ankaragücü, Konyaspor maçları kazanılır ama iyi oynayan bir takıma karşı, geriye düştükten sonra maçı kazanmak bu kadar rahat olabilir mi ? Hiç zannetmiyorum. Bunu ilerleyen zamanlarda hep beraber göreceğiz.

İzmir’in Futbolu

Türkiye’mizin en çağdaş şehri, Ege’nin incisi İzmir. İnsanıyla, deniziyle, havasıyla gelenin aklını başından alır. O kadar çok şeyden söz edebiliriz ki İzmir için ama konu futbol olunca hevesi kursağında herkesin. Gün geçtikçe eskiyen stadları, tesisleri ve spor altyapısıyla eski Smyrna şimdilerde Süper Ligte anılmaz oldu.

Göztepe ve Karşıyaka aralarında atışa dursun Altay, İzmirspor, Bucaspor, Altınordu, hepsi dar gelir ve sınırlı oyuncularla günü kurtarmanın ötesine geçemiyorlar. Metin Oktay gibi dev bir kral ve birçok yıldız yetiştirmiş bu  şehir bu günlerde futbolda uzun bir kış uykusunda sanki ve pekte kalkacağa benzemiyor. Kaçımız yakın zamanda Metin Oktay gibi İzmirli bir futbol efsanesi tanıyabilecek acaba? Kaçımız Alsancak stadında böyle bir ustayı İzmir takımlarından birinde büyük bir Avrupa kulübüne karşı izleyebilecek? Futbolu bir tiyatro oyunu gibi düşünürsek yöneticiler bu sahneyi yaratanlar, teknik heyet oyunu hazırlayanlar ama oyunu sahneleyenler ve izleyicilere göz zevki verip yine gelmelerini sağlayacaklar oyunculardır.

Hatırlarım babam şu anki Şükrü Saraçoğlu stadına hayatımdaki ilk futbol maçına götürmüştü beni. 2 Nisan 1989 günlerden pazar günüydü. Maça geç kaldığımız için görebileceğim ilk golü (oğuz’un golünü) kaçırmıştım. Maç 2-0 Fenerbahçe lehine bitmişti. Çok güzel bir maçtı. Rakip bir dönemlerin güçlü İzmir takımı, Karşıyaka’ydı. Bir İzmir takımıydı ve bu maçı çok iyi hatırlamamın bir diğer nedeniydi. Fenerbahçe 103 golle bir rekora imza atıp, Schumaherli, Oğuzlu, Rıdavanlı, Aykutlu kadrosuyla ligi şampiyon bitirmişti. Karşıyaka her ne kadar ligi 11.sırada bitirmiş olsada o dönemler İzmir’in yükselen değeriydi. Ne var ki Karşıyaka’nın sonuda diğer İzmir takımları gibi olacaktı ve bir sene sonra ligi 8.sırada bitiren Karşıyaka 1990-1991 senesinde küme düşecekti. Sonraki senelerde senaryo diğer İzmir takımları Altay ve Göztepe içinde ayın oluyordu ve bu takımlar bir türlü ligin güçlü, lokomotif takımlarından biri olamıyordu.

Bu durumun en önemli nedenleri ekonomik gücün ve sağlam altyapının eksikliği olsada birincil koşul yönetimsizlik yani ilgisizlik. Diğer yazılarımda birçok Türk takımını yanlış sistemden ve yönetimlerinden dolayı eleştirsemde İzmir takımlarında çerçeve biraz daha farklı. İşin içine yönetimsizlik giriyor.

Sponsorların desteğini çekmesiyle ekonomisi tepe taklak olan Karşıyaka’da keza Göztepe’nin arka arkaya 4 sene ligten düşürerek amatör lige gerilemesi, Altay’ın en parlak yıllarından uzak,şimdilerde 2.ligte kalma çabaları, İzmir takımları için o dönemki yönetimsel altyapının ve başarısının ! sadece birkaç örneği.

Toplulukları birlikte harekete geçiren ve inanarak başarıya koşmalarını sağlayan o sihirli değnek nerede bilmiyorum ama bulunduğu yeri bilenler varsa şimdilerde İzmir takımlarının çok ihtiyacı var. Başta saydığım bu güzel şehrin takımlarından Göztepe, Karşıyaka, Altay, İzmirspor, Bucaspor veya Altınordu’dan birinin, futbolun zevki için mutlaka Süper Ligte yer alması gerekiyor.

Şu sıralar sihirli değnek yok ama planlı yönetim,güçlü altyapı ve sponsorluk anlaşmalarıyla bir kaç sene içinde haftasonları Alsancak Stadında 1.lig maçına gitmek hayal değil çünkü İzmir’in futbolu var, futbol severleri var…

Miami Heat’ in Çöküşü!

2005-2006 sezonunun şampiyonu, Shaq ve Wade’ li kadrosuyla adeta rakiplerini silip süpüren, maçlarını izleyenlere büyük bir zevk veren Miami Heat artık o eski günlerinden çok uzaklarda. Ne kendi sahasında ne de rakip sahada sonuç değişmiyor Miami için, hep hezimet, hezimet. Aslına bakacak olursak takas dönemini iyi değerlendirememeleri, Shaquille O’ Neal’ ın artık kariyerinin sonlarına gelmesi, büyük yıldızı Dwyane Wade’ in sakatlığına koç Pat Riley’ in sağlık sorunları nedeniyle görevinden bir süre ayrı kalması eklenince bu tablo kaçınılmaz oldu: Doğu konferansında 9 galibiyet, 33 mağlubiyetle son sırada yer almaları. Herşeye rağmen ben Wade gibi bir yıldızın tek başına bir takım olduğunu ve sakatlığının izlerini son maçlarda attığını düşünüyorum. Tam anlamıyla eski performansına dönen Wade’ in tutulması çok güç olacaktır ve takımını play-off’ lara taşımak için tüm gücünü sahaya yansıtacaktır. Dün gece 15 maç sonra ilk galibiyetini alan Miami Heat umarız şeytanın bacağını kırmış olur, güzel bir seri yakalar ve yine o eski günlerine döner.

Televizyonda Spor İzleme Zevki

Geçen senenin sonunda www.ntvspor.net internet servisini hizmete koyan Doğuş Grubu ocak ayı itibariyle bir başka hizmeti NTVSPOR kanalı test yayınına başladı.

Daha önceleri internet sitesinden takip ettiğim NTVSPOR artık televizyon kanallarına taşındı ve bence çok doğru bir karar verildi. Şu sıralar NTVSPOR Digitürk 79. kanal, D-Smart 45. kanaldan ve Türksat 2A uydusundan izlenebiliyor. Her ne kadar kanal test yayını adı altında hizmet verse de canlı maçları, spor belgeselleri ve eurosport konseptinde verdiği altyazılı haberleriyle izlenmeye değer. Henüz kanal yayın kadrosunu ve spor içerikli programlarını tanıtmasa da dünya’daki en iyi spor kanalları örneklerine bakarak kanalın az çok hangi tema üstüne kurulacağını tahmin edebiliyoruz. NTVSPOR’un tam anlamıyla yayına başlamasıyla NBA maçlarını, Avrupa futbol maçlarını bu kanala kaydıracağını ve çeşitli uluslarası şampiyonaları yayınlayarak sporseverlere sunacağını düşünüyorum. Ayrıca saat başı spor haberlerinin ve sporun her dalından programlarının yayınlarının daha ayrıntılı olarak 1 ay içinde şekillenceğini bekliyorum.

Kaliteli bir spor servisi olan NTV ailesinin bu işin altından da başarıyla kalkacağına inanıyorum ve kendilerine uzun ve güzel bir yayın hayatı diliyorum..

Genç Yıldızlara Yatırım Hızla Devam Ediyor

Hızla gelişen bir sektör futbol. Dünya’da futbol ekonomisi 200 milyar doları aşmak üzere. Futbolcu ücretleri, stad ve tv gelirleri, sponsorluk anlaşmaları, bilgisayar oyunları, mağaza zincileri ve takım ürünleriyle futbol artık spordan öte bir iktisat ve finans yönetimi. Takımların geleceklerini sağlama almada izledikleri önwmli bir yolda genç yıldızları küçük yaşta bünyelerine katmak.

Zamanında ülkemizde Galatasaray genç afrikalı futbolcular Stephen Appiah, Richard Kingston, Ernest Adjei, Isaac Addo, Yakubu Amadou, Yaw Rush, Iddi Salifu ve Ammenu Musa’yı , Trabzonspor Aurelio, Da Silva, Jarro ve Eduardo adlı 4 brezilyalı genci, Gençlerbirliği Kona, Moshoeu, Kushe gibi genç oyuncuları getitrerek ucuz maliyetle geleceklerine yatırım yaptılar ve Türk futboluna bir dönem renk kattılar.

Ancak şimdilerde bu işin maliyeti oldukça arttı. Nitekim bir dönem gelen bu futbolculara baktığımızda Aurelio ve Appiah dışında Türk futboluna ve takımlarına direk etki yapan bir oyuncuyu göremiyoruz. Zira bu oyuncuların gelişleri ve gidişleri astarından pahalıya geliyor ve bu furya şimdilik rafa kalktı. Yıldız oyuncuların çok zor yetiştiği günümüzde artık trend çoğu büyük Avrupa kulübünde gelecek vaad eden oyuncuları uzun süreler izlendikten sonra yüksek bonservis bedellerini ödemeye göze alıp, transferleri gerçeklerştirmek.

Ülkemizde son dönem bu trende bir örnek var mı?

2 sene önce Fenerbahçe’ye gelen ve kiralanarak henüz takımlarında bir varlık gösteremeyen Brezilyalı Da Silva’yı saymazsak yok. Ülkemizde yabancı kontenjanı ve artan maliyetler nedeniyle takımlar geleceğe yönelik oyunculara yatırımdan çok ilk onbirlerinde direk oynatabilecekleri oyuncuları ve yaşlı yıldız oyuncuları transfer etmeyi tercih ediyor.

Geçen sene Milan 17 yaşındaki Brezilyalı Alexandre Pato‘yu transfer etmek için 20 milyon euro ödemeyi göze alarak büyük bir yatırım yaptı. Uluslarası yönetmeliğe göre yeni yeni forma giymeye başlayan Pato’dan Milan meyvelerini toplamaya başladı bile.

Öte yandan 7 milyon euro’ya Deportivo’ya transfer olan 19 yaşındaki Meksikalı Andreas Guardado, 2 milyon euroya Benfica’ya tranfer olan Gana asıllı 18 yaşındaki Amerikalı Freddy Adu, 10 milyon pounda Liverpool’a transfer olan 20 yaşındaki Brezilyalı Lucas  diğer önemli transferler. Ülke takımlarında düzenli forma şansı bu genç futbolcular kulüp takımlarında da formlarını arttırıyorlar ve fiyatlarını katlamaya başladılar bile.

Ara transfer dönemine baktığımızda Boca Juniors’tan transfer edilen 19 yaşındaki Ever Banega için Valencia tam 18 milyon euro, Nihat’ın takımı Villareal ise 20 yaşındaki Arjantinli Marco Ruben için tam 4.3 milyon euroyu ödemeyi göze aldı. Bugünde Chlesea bir başka genç Arjantinli 18 yaşındaki Franco Di Santo‘yu 3 milyon pounda transfer ederek bu trende ayak uydurdu.

Sonuç olarak baktığımızda takımlar gözlerini kırpmadan bu rakamları ödemeyi kabul eidyor. Genç oyuncular için fiyatlar, mevkileri önemsemiyor. Takımlar yıldız oyuncu yaratmak için her türlü maliyetin altına giriyor ve takımlardan bir çoğu bu stratejide kazanan taraf olacak. Günün birinde Ronaldinholar, İbrahimoviçler, Gerardlar yerine bu oyuncuların isimlerini duyuyor olacağız ve biz Türk taraftarlar bu yeni oyunculara imrenerek bakacağız. Halbuki “Bu oyuncular büyük Avrupa takımlarına transfer olmadan önce hiçte ulaşılamaz değillerdi.” diye düşüneceğiz.

Aslında bizim düşünmemizden çok bunu Türk takımlarının başında bulunan yöneticelerin düşünmesi daha önemli. Ben burda yazımın başında futbol ekonomisi içinde yazdığım kalemlere bir de “gözlemci” kelimesini eklemek istiyorum. Gözlemcilerin ve gözlemci kavramının bir takımın anahtarı olduğu ve takımı nerelere götürebileceğini geçmiş örneklere bakarsak gelecek için tahmin etmemiz pekte zor değil. Bizim takımlarımızda bir futbol sistemi yok ve sistem olmadığı için takımlar adına, sadece hatır ve  para dışında bu işi profesyonel yapan gözlemci birimleri mevcut değil. Ülkemizde bu işi şimdilik komisyoncu yöneticilere ve menajerlere bıraktıp. O yüzden bir süre daha arkamıza yaslanıp gazetelerin Avrupa sayfalarında genç yıldız transferlerini ve yükselen yetenekleri okuyacağız.

Afrika’da Futbol Rüzgarı

Afrika’nın göbeği Kenya’da siyasi ve ekonomik sorunlar süre dursun,  karmaşaların gölgesinde 26.Afrika Uluslar Kupası “Gana 2008″ başladı.

Turnuvanın 3. günü bugünkü maçlarla devam ediyor. Şu ana kadar, daha önce kupaya en çok uzanan, favorilerden Mısır’ın yanı sıra Fildişi Sahilleri, Gana ve Fas’ta şampiyonaya galibiyetle başladılar. En büyük süprizler daha önce turnuvada 5 kez final oynayan Nijerya ve Kamerun’un ilk maçlarına yenilgiyle başlamalarıydı. Birçok avrupa kulübünün yakın takibinde olan turnuvada gözler, hiç şüphesiz geçtiğimiz hafta takımından ayrılmak istediğini açıklayan Fildişili Drogba ve uzun zaman sonra sahalara dönen Barcelonalı Eto’o da olacak. İlk maçlarda fazla etkili olamayan bu futbolcuların ilerki maçlarda ön plana çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor. En çok Fransa Liginin futbolcu verdiği turnuvada genç yeteneklerden 1989 doğumlu Ganalı Andre Ayew (Marsilya), 1987 doğumlu Nijeryalı John Obi Mikel (Chelsea), 1985 doğumlu Nijeryalı Salomon Kalou (Chelsea) ve 1985 doğumlu Fildişili Andre Bikey (Reading) grup maçlarında dikkatleri üzerine en çok çeken futbolculardı. Turnuvanın 2.maçı olan Namibya-Fas maçında hat-trick yapan B.A.E’nin Nadi El Ain formasını giyen 25 yaşındaki Soufiane Alloudi şimdiden manşetlerdeki yerini aldı.

Neden bilmiyorum ama benim favorim ilk maçında Benin karşısında bekleneni veremeyen Mali. Orta sahada Liverpool’lu Sissoko ve Real Madrid’li Mamadou Diarra ve hücum hattında takım arkadaşları Sevilla’lı Keita ve Kanouté şu an Avrupanın en formada olan bu futbolcuları performanslarını artttırırlarsa zorlu rakiplerini eleyerek tarihlerinde ilk kez bu kupayı müzelerine götürebilirler.

Benim gibi Afrika Uluslar Kupasını seyretmekten zevk alan futbol severlere, tüm maçların eurosport kanalından canlı yayınlandığını hatırlatmak isterim.

İyi seyirler..

Kaç “Cüneyt Koryürek” Tanırsınız ?

Kaç insan tanırız, televizyonda gördüğümüzde pür dikkat kesildiğimiz? Kaç insanın sesini duyduğumuzda, o programın dinlemeye değer olduğunu anlarız? Kaç insanın adı bir spor dalıyla özdeşleşmiş, dünya çapında o spor dalında bir otorite haline gelmiştir? Cüneyt Koryürek’ten söz ediyorum. 19 Ocak günü spor dünyası çok önemli bir adamını kaybetti. Atletizm denince Türkiye’de akla ilk gelen insandı o. 100 metre dalında, yorumlarıyla dünyadaki en yetkin insanların başında geliyordu; fakat bu sefer, trafik canavarı 100 metrede birinci geldi. 76 yıllık hayatına 7 Olimpiyat 8 Dünya şampiyonası, birçok Golden League ve sayısız turnuva sığdırmanın yanı sıra, başarılı oyuncular da yetiştirmiş olan Cüneyt Koryürek, yurtdışında aldığı eğitimin ardından, Türkiye’de Cevdet Sunay’ın tercümanlığını yapmış ve ardından Ankara’da Daily News Gazetesi’nin yazı işleri müdürü olmuştu. Aynı zamanda Koryürek çok iyi de bir gurmeydi. Yorumlarında, hayata ve spora bakış açısına çoğu zaman hayran kaldığımız, belki de birçoğumuzun 2008 Beijing Olimpiyatları’nı dört gözle beklememizin ilk sebebiydi. Geçtiğimiz kasım ayı kazanın gerçekleştiği Elmadağ’daki ofisinde kendisiyle tanışma fırsatını yakalamıştım. Hayata bakış açısını özetleyen bir cümlesi kaldı aklımda : ‘’Hayatta kaybetmek yoktur, kazanamamak vardır, bu yarışta kazanamazsam, ikinci yarışta kazanırım.’’

Dünya rekorları kırılır gider; fakat Olimpiyat şampiyonluğu kalıcıdır, Cüneyt Koryürek de bir Olimpiyat şampiyonuydu ve hep kalıcı olacak gönüllerde…

Buzda Dans

Dondurucu soğuk ve sahalardaki buzlanma ne bu sahalarda futbol oynayana, ne de bu futbolu izleyenlere keyif veriyor. Futbolcular ve seyirciler sahayı gördüklerinde aynı tepkiyi veriyorlar: ”Eyvah!Bu sahada nasıl futbol oynanır?” Lig maçlarının yanına birde Fortis Türkiye Kupası maçları  eklenince takımlar sürekli olarak böyle sahalarda mücadele etmek zorunda kalıyorlar ve ortaya göze hiç hoş gelmeyen sadece mücadeleye dayalı bir futbol ortaya çıkıyor. Seyir zevki vermeyen mücadeleden çok asıl önemli olan atlatılan hayati tehlikeler. Sivasspor-Trabzonspor maçı -25 derecede oynanınca futbolcular donma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, bazı futbolcuların kulakları şişti ve tedavi görmek zorunda kaldılar. Sivas Süper Amatör Lig’ de oynanan bir maçta ise bir futbolcunun üç parmağı dondu ve bu futbolcu maçın ardından hastaneye kaldırıldı. Sahalar buzla kaplı, tribünler soğuk nedeniyle dolmuyor, maça gelen seyirciler battaniyeyle gelmiş fakat hala titriyorlar, kameralar ise donma yüzünden arızalanıyor. Sahada yüzleri moraran, şişen futbolcular kadar hakemlerin de işi zor. Böyle soğuklarda maçı yönetmeye çalışan hakemler, ne pozisyonlara konsantre olabiliyorlar, ne de donan elleri yüzünden kart çıkarıp kalem tutabiliyorlar. Süper Lig maçlarının arasında bu havalarda Türkiye Kupası maçları oynatmalarına ise hiçbir anlam veremiyorum. Sanki kupa maçlarının soğuk havalarda oynanması için bir zorunluluk varmış gibi her sene aynı döneme fikstürü denk getiriyorlar. Bu zor şartlarda bu maçların oynanmaması ve kupa fikstürünü bahar aylarına kaydırmanın  daha doğru olacağını düşünüyorum. Eğer federasyon illaki bu dönemlerde bu maçları oynayacaksın diyorsa, o zaman Anadolu kulüplerine yardım elini uzatsın ve sahalara alttan ısıtma sistemi kursun, futbolcular da, taraftarlar da bu çileyi çekmekten kurtulsun. Şunu unutmamalıyızki; 40 derece sıcakta futbol oynamak ne kadar tehlikeliyse, -25 derecede oynamak da o kadar tehlikelidir. Bu şartlarda futbol oynatan federasyona hayret ediyorum doğrusu. 

Beşiktaş En İyi Transferini Yaptı

Devre arası öncesi Beşiktaş‘ın transferin hızlı takımı olacağını yöneticiler, Menajer Sinan Engin ve T.Direktör Ertuğrul Sağlam dile getirmişlerdi. 4 futbolcuyla yollarını ayıran Beşiktaş ayrıca yüksek bir bonservis ücretiyle Holosko’yu kadrosuna katmıştı. Holosko transferi ve yankıları süre dursun Beşiktaş bugün en iyi transferine imza attı ve 17 yaşındaki genç golcüsü Batuhan Karadeniz‘i sessiz sedasız bir operasyonla gözlerden uzak bir takıma, Köln‘e 6 aylığına kiraladı.

Avrupa’da birçok kulübün genç oyuncularının gelişimlerini arttırmak ve hızlandırmak için yaptığı bu kiralama yöntemini bu sefer Kara Kartallar, Batuhan Karadeniz için uygulamıştı. Henüz 17 yaşında olan ve Türkiye ligi maçlarında forma şansı bulduğunda bekleneni veremeyen, hatta karşı karşıya pozisyonlarda pas vermek yerine şut çekmeyi tercih ettiği için arkadaşları tarafından dahil eleştirilen Batuhan, şimdi bu eksiklerini güçlü ve sert Alman futbolunda kapamaya çalışacak.

Günümüzde Avrupa’da genç yaşta kiralanan ve takımlarına döndüklerinde transferin ve ilk onbirin değişmezlerinden olan futbolculardan Milanlı Andrea Pirlo, Interli Adriano, Barcelonalı Samuel Eto’o, Valencialı Silva bu sistemin yakın zamandaki en güzel örnekleridir. Ülkemizde de Arda Turan Galatasaray’dan Manisaspor’a kiralanmasından sonra dikkatleri üzerine çekmiş ve şık futboluyla 2005-2006 sezonundaki Mlada Boleslav Şampiyonlar Ligi maçında Galatasaray’da hakketiği formayı kapmıştı.

Ülkemizde de bu sistemin gelişmesini ve bu tip yıldız adaylarının yedek kulübelerine kilitlenmesi yerine başka takımlara kiralanarak futbol oynamaları sağlanması gerekirse genç yaşta A Takımda sorumluluk verilmesi gerekmektedir. Futbolda kalkınma ve başarı ancak altyapı ile sağlanır çünkü bir takımın iskeletini, ruhunu ve oyun yapısını sizin çimlerinizde yetişmeş bir oyuncudan başkası oluşturamaz. 

Beşiktaş yönetimini ve teknik heyetini bu bağlamda tebrik ediyorum. Batuhan gelecek yıllarda çok çalışarak ve inanarak potansiyelini yükseklere çıkarabilir.

Bu Oyuncuya Dikkat

İtiraf etmeliyim ki, Gökhan Kaba’yı ilk kez Fenerbahçe – İstanbul Büyükşehir Belediye maçında canlı olarak izleme fırsatı buldum ve daha önce izleyememiş olmanın üzüntüsünü yaşadım. Gökhan’ın bu maçta dikkatimi çekmesi sadece attığı gol değil Lugano ve Edu gibi tecrübeli ve bir o kadar da başarılı savunma oyuncularından kurulu Fenerbahçe savunmasını tek başına yormayı ve zorlamayı başarmasıydı. Tabii ki de Gökhan’a hücumda destek veren Sertan, Efe ve İlyas’ın katkıları yadsınamazdı, ancak tek başına kaldığı pozisyonlarda bile bir forvet olarak çektiği etkili şutlarla yüzü kaleye dönük oyunu ve top saklama becerisiyle de sırtı kaleye dönük oyunu da çok iyi becerebildiğini gösterdi bizlere. Bunun yanında top tekniğinin de hiç fena olmadığını ve hatta çok çalışarak daha iyi bir düzeye taşıyabileceğini düşünüyorum, çünkü Gökhan’da bu kumaş var. Zaten Abdullah Avcı oynatıyorsa bir bildiği vardır mutlaka dediğinizi duyar gibiyim, ancak şunu da unutmamak gerek, Adriano’nun takımda olduğu dönemlerde Gökhan Kaba’nın sahada yer aldığını görmedim ve Gökhan’ın 1983 doğumlu yani 25 yaşında bir futbolcu olduğunu ve gerçekten de yetenekli bir oyuncu olduğunu göz önünde bulundurursak, artık kulübede harcanmaması ve devamlı olarak forma şansı bulması gerektiği düşüncesindeyim. Umarım Abdullah Hoca, bundan sonraki maçlarda Adriano’nun yanında Gökhan’a da yer verir ve böylece kanımca izlemeye doyamayacağımız bir İstanbul B.Ş. Belediyespor görürüz yeşil sahada. Bununla birlikte en önemlisi, Türk futbolu ve Milli Takımımız belki de çok önemli bir yıldız daha kazanmış olur.

Not : Hazır belediyelerin spor kulüpleriyle bağlantılı bir yazı yazmışken bu kulüplerle ilgili basında çıkan eleştirilere katıldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Yani halkın verdiği vergiler ile kurulan ve büyüyen bu kulüp yapılanmasına karşıyım, ancak bu yazımı bu durumu gözetmeden yazdığımı da belirtmeliyim.

2008 Yılı Ulusal Tenis Kış Turnuvası Başlamak Üzere

Amatör olarak yıllardır ülkemizde yoğun ilgi gören, son yıllarda da İpek Şenoğlu, Marcel İlhan, Ergun Zorlu, Haluk Akkoyun, Pemra Özgen ve Çağla Büyükakçay gibi uluslararsı sporcuların başarılarıyla profesyönel anlamda da gelişen tenis sporu, ocak ayında 2008 yılı Ulusal Tenis Kış Turnuvasıyla yeni bir heyecana hazırlanıyor.

7 farklı yaş grubunda ülkemizden birçok kulübe mensup sporcunun katılacağı turnuvalar 28 ocak’ta 10 yaş grubu mücadeleleriyle başlayacak ve tüm kategorilerde 10 şubat’a kadar devam edecek. Tenis severlere duyurulur..

Bir son not; Dünya’da 2007 yılı ekim ayında ATP klasmanında 347.liğe kadar yükselen Özbek asıllı Türk sporcu Marcel İlhan yine kendi yaş grubunda turnuvanın en büyük favorisi olacak. 1.90 cm boyunda, 1987 doğumlu olan Marcel kazandığı birçok ulusal ve uluslarası kupalarla Türkiye’nin teniste gelecek vaad eden en önemli sporcularından biri olarak gösteriliyor. Özellikle uluslarası alanda başarılı sporcular üretmede yetersiz olan ülkemizde, SporLog camiası olarak Marcel İlhan’a ve katılımcı tüm sporculara başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz.

Nihat Kahveci

BJK altyapısında futbola başlayan Nihat Kahveci, 1997/1998 sezonunda o zamanki Beşiktaş Teknik Direktörü John Benjamin Toschak’ ın takımı gençleştirme operasyonunun meyvesi olmuş, güçlü sağ ayağı, uzaktan sert şutlarıyla kısa zamanda kamuoyunun ilgisini çekmiş ve Beşiktaş’ ın yıldızı olmuştu. Hatta bir idmanda Toschak’ ın ”Nihat biraz daha sert vurursan direkleri yıkacaksın” sözü beni çok şaşırtmış, hep Nihat’ a karşı oynayan takımların zavallı kalecilerini düşünmüşümdür. 6 sezon Beşiktaş’ ta oynarken genelde sağ kanat olarak tercih edilen Nihat, 2002/2003 sezonunda Real Sociedad takımına transfer olduğunda asıl özelliğini ortaya çıkarmaya başladı. Kahveci, transfer olduğu ilk sezon takıma girmekte zorlansada sonraki sezon ne kadar iyi bir forvet olduğunu adeta tüm dünyaya İspanya’ da yılın futbolcusu  seçilerek kanıtladı. 2004/2005 sezonunda ciddi bir sakatlık yaşasada, Nihat Kahveci, La Liga gibi bir ligde son 3 sezonda Ronaldo ile birlikte en çok gol atan futbolcu olmayı başardı. 2006/2007 sezonuyla Villareal macerasına başlayan Nihat, daha sezon başında çok büyük bir sakatlık geçirdi ve sahalardan bir yil kadar uzak kaldı. Herkesin kafasında aynı sorular vardı: Acaba Nihat sakatlıktan tamamen kurtulabilecek mi? Kurtulsada eski formunu yakalayabilecek mi? Futbol tarihinde ne futbolcular vardır sakatlıkları yüzünden sahalardan erken kopan, kopmasalarda bir daha asla eski formuna kavuşamayan. Peki Nihat Kahveci’ ye ne mi oldu? Bir yıl sonra futbola fırtına gibi döndü, Türkiye Milli Takımı’ nı Avrupa Şampiyonası’ na taşıdı, Villareal’ in hem UEFA’ da hem ligde en büyük gol silahı, yıldızı oldu. Robert Pires, Jon Dahl Tomasson, Guiseppe Rossi gibi yıldızların olduğu bir takımda Nihat, adeta bu üç ismin de işini yapıyor, sağdan, soldan, ortadan gelerek gollerini sıralıyor. Nihat, yaşam tarzı, çalışkanlığı, hırsı ve yeteneğiyle hem Villareal’ in hem de milli takımımızın efsane yıldızlarından biri olacağının sinyallerini verirken Avrupa’ da Türk futbolunu en iyi şekilde temsil edip göğsümüzü kabartıyor. Böyle devam et Nihat, Türkiye seninle gurur duyuyor.

İşin Rengi Değişmeden : Alex’siz Fenerbahçe

Bu akşam Turkcell Süper Ligi’nin 2.yarı ilk maçında Fenerbahçe kendi evinde İstanbul B.B. ile 2-2 berabere kaldı. Maçın 80 dakikası hiçbir pozisyon üretemeyen Fenerbahçe 2-0 dan sonra bulduğu 2 golle Kadıköy’de 1 puanı kurtardı. Kimi internet siteleri bu sonuca ”Bunada şükür.” yorumları yaptılar. Gerçektente Fenerbahçe aldığı bir puana bu kadar sevinmeli mi?

Teknik direktör Zico, Alex’in yokluğunda aynı mevkide yine Ali Bilgin’e görev verdi. Sene başından beri Alex’siz bu oyun yapısıyla takımın üretken olmadığını savunana yorumcular bir kez daha haklı çıktılar. Bir takım bütün oyun düzenini bir oyuncu üstüne kuruyorsa, o oyuncunun yokluğunda bu kısır döngü kaçınılmaz oluyor. Özellikle Türkiye liginde. Kemal “Formayı geri vermeyeceğim.” demecinden sonra sahanın her yerine ayak basmaya çalıştı ama fazla yararlı olamadı. Aurelio, Gökhan, Lugano ve R.Carlos yine takımın en çok çalışanları olsada Ali Bilgin, Deivid, Semih ve Edu vasatı aşamadılar. Hücum yönünde 80 dakika hiçbir takım organizyonu yapamayan Fenerbahçe Colin Kazım ve Wederson’ un girişleriyle biraz daha hareketlendi. Ancak puan kaybı kaçınılmaz oldu. Alex’in geriye gelip topla hareketlerinin, adam eksilten çalımlarının ve ara paslarının Kadıköy’de sergilenmediği bu akşamda Fenerbahçe dümensiz bir yelkenli gibiydi. Alex bir kez daha ne kadar gerekli ve yararlı oyuncu olduğunu gösterdi. Bu maçta Alex’in olmayışıyla bir kez daha akıllara sonraki maçlarda ne olacağı sorusu geldi? Zico’nun artık Alex’siz maçlara bir önlem alması ve gerekirse Colin Kazım gibi hava topu ve tekniği olan bir oyuncuyu Ali Bilgin’in yerine düşünüp, maçlara çift forvet çıkması gerekiyor. Ama ülkemizde durum böyle olmuyor ve özellikle transfer dönemlerinde tek çare yine oyuncu almak gibi gözüküyor. Emin olunki bu skordan sonra Fenerbahçe süre gelen alışkanlığıyla 2 hafta içinde bir kaç transfer yapacaktır ve umarım bu durum takımın dengelerini bozmaz.

Kesin olan şu ki : Evet Fenerbahçe bu 1 puana sevinmeli ve artık bozulmuş plak gibi tek tip oyun sistemi etrafında dönmemeli ve yeni kordinasyonlar üretmelidir. 3 kulvarda da ilk yarıda bu kadar güzel işler yapılmışken bu uzun maratonda Zico’nun elindeki taşları daha iyi kullanması gerekiyor. Yoksa Alex daha da yokken işin rengi değişebilir.

Yeni Nesil Futbol Analistleri

Yazımın başlığında özellikle yazar kelimesini kullanmaktan sakındım, çünkü az sonra sözü geçecek kişiler birer yazar olmalarının yanında gerçekten başlı başına birer futbol analisti benim gözümde. Uğur Meleke, Gökmen Özdemir, Ogan Tarhan, Mert Aydın, Mehmet Demirkol şu an için sadece aklıma gelenler. Bu kişilerin yazılarına gazetede veya kendilerine televizyonda rastladığınızda o an için tüm ilginizi yazılarına ve yorumlarına yoğunlaştırın. O zaman yaptıkları analizlerin mantıksallığının, futbola bilimsel bir gözle bakarak yaptıkları yorumlarının ve en önemlisi günümüze ve geçmişe dair futbol bilgi birikimlerinin farkına çok daha iyi varacaksınız. En önemli özellikleri ise (sanırım biraz da Championship Manager oynama fırsatına erişmiş bir nesil olmalarından), futbol bilgilerini Türkiye ile sınırlı tutmayıp uluslararası boyuta taşımış olmalarıdır ve bir önceki kuşak spor yazarlarından ayrıldıkları en önemli nokta da budur. Burada özellikle Uğur Meleke’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Yazılarında ve katıldığı TV programlarında dünya futboluna dair verdiği gerek güncel gerekse tarihi bilgiler şu an için alanında ondan iyisi olmadığını açıkça göstermektedir. Futbola farklı bir bakış açısı kazandıran, futbolun sadece cahil insanların ilgilendiği bir alan olarak görülmesini engelleyen ve son zamanlarda adı sadece şiddetle anılan futbolla zayıflayan bağlarımızı yeniden güçlendiren bu insanlara kendi adıma ve sadece futbolu futbol olduğu için sevenler adına teşekkürü bir borç bilirim ve tabii ki özellikle onları ilk olarak tanıma fırsatını bizlere sağlayan Radikal gazetesine; teşekkürler…

BloggerV.com üyesidir.