Chilena

İlk rövaşatayı İspanyol futbolcu Ramon Unzaga 1914 yılında, iltica ettigi Şili’de atmış. Bundan dolayi bu harekete önceleri “Chilena” da denilmiş. 1930′larda ise Brezilyali Leonidas da Silva , 1960′larda da Pele attıkları rövaşatalar ile dünyaca ünlü olmuşlar. Yukarıdaki fotoğraf Pele’nin 1968 yılının eylül ayında bir maçta attığı rövaşatadır.

Bravo TBF!

Basketbol camiasında yıllardır konuşulur, Beko Basketbol Ligi‘nin hakettiği yeterli ilgiyi görmediği, salonların boş kaldığı. Tabii olaya İstanbul’dan bakarak konuşunca, bunlar doğru olabilir. Maçlara senede 1-2 tanesi hariç ilgi yok gibidir. Fakat durum, İstanbul’da olduğundan farklı aslında.

Mesela İzmir’in basketbol temsilcisi Karşıyaka, 40 yıldır bu ligde mücadele 38 senedir düşmeden her sezon 1. ligde bulunan yegane takım. Bundan daha önce de bahsetmiştik zaten. Mevzu bu değil. Taraftarı da 50 yıldır yanında. Nesiller geçiyor ama yine Karşıyaka tribünlerinde gençler, öğrenciler heyecanla spor salonunun yolunu tutuyor. Şampiyonluk senesinin üstünden 20 yıldan fazla süre geçmiş de olsa, başarıya uzak kalınmış da olsa, kültür, alışkanlık veya basketbol sevgisi, ne dersek diyelim tribünler hep Türkiye ortalamalarının çok üstünde. Karşıyaka her maçta taraftar desteğini alması tabii ki önemli fakat bazı maçlar var ki, bu maçlarda normalden daha fazla bir destek gerekmekte.  Bu maçlardan biri de bu haftasonu oynanacak olan Karşıyaka - Fenerbahçe maçı. Devamını Oku

Takas Raporu

All-Star haftasonuyla, normal sezonun -resmi olmasa da- ilk yarısı bitti kabul edilir. All-Star’ı takip eden haftada takas bitiş tarihi gelir. En hareketli hafta olur genelde. Yumurta kapıya gelince hareket eden tüm takımlar, bir anda büyük takasların içine girerler. Bu sene de öyle oldu ve son dakika golü gibi takaslar arka arkaya geldi.

Daha önce Dallas ve Washington takasından bahsetmiştim. (bkz. NBA’de Dev Takas) Böyle bir takasla ortalık hareketlenmişti. Birkaç tane daha büyük adım atıldı. Öncelikle bu takasla ilgili olarak bir not belirteyim. Drew Gooden takasla Los Angeles Clippers‘ın yolunu tuttu. Neden böyle bir hamle yaptı Clippers onu da yazımın devamında açıklayacağım. Devamını Oku

Gücün ‘Futbol’ Tarafı

Futbol denince akla efsanevi Pele ve Maradona gelir. Dünya Kupası denince de Valderrama. Bir döneme saçlarıyla damga vuran Kolombiyalı orta saha oyuncusudur O. Şimdi de gücün futbol tarafında karşımıza çıktı bu üçlü. İşte klanı böyle tamamladılar.

Cnbc-e ekranlarında dün seriyi Star Wars Episode VI ile bitirdik. Pekte güzel oldu, söz açılmışken Doğuş Medyaya teşekkür ederiz. Yazın 2010 Dünya Kupasının da bu denli güzel olması umuduyla, Episode VII’ye kadar;

Güç sizinle olsun (:

Öfke Nefrete Yol Açar

Eski sevgilisi Vanessa Peroncel’le gizli aşk yaşadığını öğrendiği, eski takım arkadaşı Chelsea’li John Terry’nin elini havada bırakan Manchester City’li Wayne Bridge‘in, 4-2 sona eren mücadelede sadece el sıkmamakla kalması bile bu fotoğrafa göre bir mucize.

İki bakış arasındaki fark yıllar içinde nelerin değiştiğini anlatıyor.

Daum Kadar Dahi Değilim!

Daum’un dahiliği dillere destan. Hatta o kadar dahi ki 8′de 8′lik zafer serisiyle övünen Daum, futbola kızan taraftara “Böyle rekor gördünüz mü” diye sitem etmişti. O zaman şimdi de taraftar niye sitem etmesin? Onlar da acaba böyle bir rekor görmüşmüydü: 7 maç ve sıfır galibiyet!

Ülkemizde iki maçla dahi olmak çok kolay. Aptal yerine koyuyorlar insanları. Yıllardan beri kariyerinin en büyük paralarını takımlarımızdan kazanmış Daum’u dahi yapan sevgili basınımıza teşekkür ederiz. Onlar olmasaydı ne Daum dönüp dolaşıp ülkemizden zengin olacaktı ne de Fenerbahçe bu günleri görecekti!Neyseki ben Daum kadar dahi değilim de şu an bunları yazabiliyorum.

Voleybol’a Dair (Bölüm I)

Kendimi voleybol hayatıma, TED Ankara Koleji orta birinci sınıfta bir basketbol seçmesine gittiğimde, katılmış  buldum!

Okulda basketbol seçmeleri vardı. Devamlı görüştüğüm  arkadaşlarımın çoğunluğu okul takımımızda oynayan basketbolculardı ve ben de bir basketbolcu olacaktım. Boyum uygundu, kabiliyetimde yeterliydi. Tek eksik olan, BASKETBOL seçmesi diye, VOLEYBOL seçmesine gitmiş olmamdı. Seçmeyi yapan, aynı zamanda beden eğitimi hocamız olan milli voleybolcu Orhan Oruç hoca idi. Onu görünce, anladım ki yanlış seçmeye gelmişim (:

Ama iş  işten geçmişti. Orhan Hoca beni görünce  “gel bakalım Aydın, geç sıraya” dedi.. Adaylar karşılıklı pas atıyorlardı.. 2-3 paslaşmadan sonra “tamam, bırakabilirsin, takıma alındın” dedi.

İşte voleybol hayatıma da o gün başlamış oldum…

Takıma seçilmiştim. Ortaokul takımında oynamaya başladım. Ortaokul takımı olması sebebi ile hafifi antremanlarla okul maçlarına çıkıyorduk. Biraz büyüyüp işi öğrenince, 2-3 sene içerinde genç takıma geçtim.. 2 sene genç takımda oynadım. Ankara şampiyonu olarak o 2 senede üst üste Türkiye şampiyonası finallerine katılmıştık. Sosyal Sigortalar, Fenerbahçe gibi takımlarla sıkı maçlarımız olmuştu.

Genç takımdan sonra, Ankara Kolejliler A takım kadrosuna dahil edildik. Bir anda, her ne kadar basketbol aşığı olsamda, hayran hayran seyrettiğimiz voleybolcu ağabeylerimizle aynı takımda antreman yapmaya, top oynamaya  başlamıştık. Teenage yaşları terk ettiğimizde, Ankara Koleji voleybol takımının as kadrosunda, en az günde 1 kere 2,5 saat antreman yapan, her hafta en az iki maç oynayan bir voleybolcu olmuştuk.

Radyodan siyah beyaz tv’ye geçiş, siyah beyaz tv’den renkli tv’ye geçişte olduğu gibi, şu anda birçok aktif sporcunun belki de hatırlamadığı, o zamanki mahalli liglerde top koştururken, bir anda 1971 senesinde “Türkiye Deplasmanlı Voleybol Ligi kuruldu” haberi geldi…

A takıma katılışımızın ilk senesiydi. Mahalli lig maçlarını seyrederken, ilk senemizde deplasmanlı liglere dahil olmuştuk. Takımımızı, daha sonra Federasyon Başkanlığı da yapacak Naci Bayamlıoğlu çalıştırıyordu. “Mahalli Liglerin” yerini “Deplasmanlı Liglerin” alması ile birlikte de hayatımız çoğunlukla Ankara-İstanbul-İzmir ve diğer şehirler arasında gidip gelmeye başlamıştı.

Ankara’da TED Ankara Kolejliler Spor Kulübümüz, çok ufak paralarla ve çoğunluk kendi öğrencilerinden seçtiği sporcular ile basket, voleybol ve diğer branşlarda faaliyetlerini sürdürüyordu. Bu maddi şartlara rağmen, voleybol takımımız büyük bir atılım yaparak, Türkiye’nin ender yetiştirdiği teknik adamlarından biri olan Cafer Aksakal yönetiminde, zamanının avrupada dahi en büyük smaçörlerinden biri olan ve çok genç yaşlarında Semih Oktay‘ı, ayrıca Sedat Yavuz ve İsmet Kır‘ı transfer ederek Türkiye Deplasmanlı Voleybol Liginde uzun seneler başarıdan başarıya koşmuştur.

TED Ankara Kolejliler voleybol takımı 1970′li senelerde fırtına gibi esmeye başlamıştı. Türkiye Lig Şampiyonluğu elde edememesine rağmen birçok lig ikinciliği kazanmıştır. Senelerce üst üste Türkiye Kupalarını (o zamanki adıyla Spor Bakanlığı Kupası) müzesine götürmüştür.

Galatasaray Spor Kulübünün ve Türk milli takımının efsane voleybolcuları Pasör Erdal ve Smaçör Küçük Yalçın, Göztepe’li Yaşar Abimiz kulübümüze  transfer edilmişlerdir. Onlarlada uzun seneler yan yana oynama fırsatı elde etmiş olduk.

TED Ankara Koleji‘nin okul bünyesinden bir çok öğrenciyi  Türk sporuna kazandıran kulübümüz, daha sonraki senelerde voleybol, basketbol ve diğer branşlarda  maliyetleri  artması ile birlikte başarılarını devam ettirememiş ve bir alt kümelere düşmüşlerdir. Hernekadar okul bünyesinden gelen sporcular hemen hemen hiç ücret almasa da, rekabet için diğer kulüplerden transfer edilen sporcuların maliyetleri altında, başka hiçbir yan geliri de olmayan kulübümüz baş edememiştir.

Kulübümüz, 1960-1970′li senelerde (hala da çok büyük bir taraftar kitlesi mevcuttur) 5.000 kişilik öğrenci potansiyeli, mezunları ve diğer taraftarları ile birlikte Ankara Selim Sırrı Tarcan ve Atatürk spor salonlarını voleybol ve basketbol lig maçlarında ve avrupa kupa maçlarında hınca hınç doldurmayı her seferinde başarmıştır. Ankara da voleybol denince akla gelen ilk kulüplerden biri Ankara Kolejlilerdir.

Şimdi liglerde boy dösterememesi -ne yalan söyleyeyim- içimizi sızlatıyor..

Voleybol hayatımızda geçen bu süre içerisindeki anılarımızla birlikte ileriki günlerde yine beraber olacağız,

Sevgiyle kalın.

S.A.K

Toraman-Topal-Şentürk-?

Guus Hiddink yönetiminde Guus Hiddink’siz ilk maçına çıkacak olan A Milli Takımda, 3 Mart’ta Honduras karşısında forma giyecek oyuncular açıklandı. Yeni teknik direktörümüzün çalışma ofisi Rusya, iş sahası Güney Afrika (Dünya Kupası) ve işvereni Türkiye olunca, bu kompleks yapıdan böylesi bir aday kadro çıkmış anlaşılan. Neyse ki Touluse’da harikalar yaratan! Colin Kazım‘a yetişilmiş, 33 yaşında 2.ligte Betis’te sürekli forma giyen! Aurelio izlenmiş ve Sabri‘nin 1 hafta içinde iyileşeceği hesaplanmış. İbrahim Toraman, Mehmet Topal ve Semih Şentürk gibi kötü! futbolcular yine unutulmuş.

“Değişimin en yavaş olduğu ülkeler” sıralaması yapılsaydı inanın Türkiye listede bile olmazdı.

A MİLLİ TAKIM ADAY KADROSU:

KALECİLER: VOLKAN DEMİREL (FENERBAHÇE), ONUR RECEP KIVRAK (TRABZONSPOR)

SAVUNMA OYUNCULARI: GÖKHAN GÖNÜL (FENERBAHÇE), SABRİ SARIOĞLU (GALATASARAY), EMRE GÜNGÖR (GALATASARAY), SERVET ÇETİN (GALATASARAY), CEYHUN GÜLSELAM (TRABZONSPOR), REMZİ GİRAY KAÇAR (TRABZONSPOR), CANER ERKİN (GALATASARAY), ÇAĞLAR BİRİNCİ (DENİZLİSPOR),

ORTA SAHA OYUNCULARI: HAMİT ALTINTOP (BAYERN MÜNİH), VOLKAN ŞEN (BURSASPOR), MEHMET AURELIO (REAL BETIS), NECİP UYSAL (BEŞİKTAŞ), EMRE BELÖZOĞLU (FENERBAHÇE), NURİ ŞAHİN (BORUSSIA DORTMUND), ARDA TURAN (GALATASARAY), OZAN İPEK (BURSASPOR)

HÜCUM OYUNCULARI: TUNCAY ŞANLI (STOKE CITY), MEVLUT ERDİNÇ (PSG), HALİL ALTINTOP (E. FRANKFURT), KAZIM KAZIM (TOULOUSE)

Plastik Şişeden Formalar

Bu yaz Güney Afrikada düzenlenecek Dünya Kupasında yer alacak Nike’ın sponsorluğundaki milli takımların formaları dün tanıtıldı.

Robert Koren (Slovenya), Vince Grella (Avustralya), Clint Dempsey (Amerika), Nani (Portekiz), Pato (Brezilya), Edson Bradfeeld (Hollanda), Cy Lee (Güney Kore), Ryan Nelson (Yeni Zelanda) ve Nenaid Mkijis (Sırbistan) formaların tanıtımı için fotoğraf çekimlerine katıldılar.

Aslında formalar bahane yapımları şahane derim ben. Nike bu formaları tamamen yeniden kazanılmış polyesterden üretmiş. 13 milyon plastik şişeden elde edilen toplam 254.000 kg polyester kullanılmış yapım aşamasında. Her 8 kullanılmış şişeden 1 forma üretiliyormuş. Çevreci hareket ve tahminen ucuz maliyetle harika bir iş çıkarmış Nike, doğrusu tebrik etmek lazım.

Devlerin Buluşması

İkisi de birer efsane, ikisi de hiçbir zaman unutulmayacak, Muhammed Ali ve Pele spor dünyamızı güzelleştirdiğiniz için size sonsuz saygılar…

Bir All-Star Böyle Geçti…

        

NBA ALL-STAR bence NBA yönetiminin büyük başarısıdır. Her sene aynı şeyi, çok değişikmiş gibi sunabilmek ve neredeyse her sene benzeri şeylerin sahnelendiği bir olayda, heyecan yaratabilmek gerçekten zor iş. Bunu başarabiliyor. Bu sene Dallas’ta oynanan gösteri maçının en ilgi çeken yönü kuşkusuz 108.713 kişinin canlı izlemesi. 

Herşeyin en büyüğünü biz yaparız iddiasından mıdır bilinmez, Amerikalıların herşeyde rekor kırmak gibi bir adetleri var. Biraz da değişiklik lazımdı All-Star’a. Ne yapılmalıydı diye düşünüldü. Dallas’ın Amerikan Futbol takımınının stadı uzun çalışmalardan sonra 108.713 kişinin canlı izleyebildiği ! bir mabede döndü. Bu da bir basketbol maçını izleyebilen en fazla kişi. Herhalde bu rekor Amerika’dan başka bir yerde kırılamazdı. Oldukça ihtişamlıydı görüntüsü. Stadın üstü kapatılarak ortasına kurulan dev ekran ise gerçekten inanılmazdı. 40 metreye 20 metre ebatlarıyla tam bir teknoloji harikasıydı. Gerek görüntü kalitesi, gerekse de gösterilerin güzelliği ihtişamı daha da arttırdı ve bana göre All-Star haftasonunun ilk sırasında yerini aldı. Bu linkten salonun hazırlanışını izlemek de mümkün..

Gelelim organizasyona. Açıkçası ilk günü, yani çaylaklar takımıyla, ikinci yılını oynayan oyuncuların takımı arasındaki maçı hiç canlı izlemedim. Çok büyük ihtimalle sonucu belli oluyor. Bu seneki gibi istisnalar hariç, lige ısınmış olan ikinci yıl oyuncuları ( sophomore) açık farkla kazanırdı. Demek ki iyi çaylak oyuncular var ligde.

İkinci gün ise, merakla beklenen smaç yarışması ve diğer aktiviteler fazla heyecan vermedi. Vasatı aşamadı. Steve Nash yetenek yarışmasını kazanırken, Paul Pierce da üç sayıda iddiasını kanıtladı. Sevenler olabilir, haksızlık etmemek gerekir ama bana bu kadar antipatik gelen bir başka adam daha yok şu NBA’de. Maalesef yine Nate Robinson, yine vasat smaçlarıyla, yine jüri yardımlarıyla kazandı. İki sene önce Andre Iguodala’nın, geçen sene, 2009′da da, Rudy Fernandez’in hakkı yendi. 2 kez üst üste olmak üzere 3 kez kazanan tek isim oldu 1.75′lik Nate Robinson. Ben de artık tadı kaçan bu organizasyonu izlemeyeceğim.

Cumartesi gecesinin kayda değer bir diğer aktivitesi, üç sayı yarışması. Buradan da, her zaman etkili bir şutör olarak bildiğimiz Paul Pierce, açıkçası kendisinden beklemediğim bir şekilde iyi yarıştı ve şampiyon oldu. Aslında şut stili olarak hızlı atıcı olmadığını düşündüğüm Pierce, bu konuda da iyi olduğunu kanıtladı. Böylece Pierce formda olduğunu gösterdi. Şampiyonluk yolunda Celtics’in oldukça ihtiyacı olacak bu sene.

Pazar gecesi ise, organizasyonun amacı olan Batı ve Doğu karması maçı vardı. All-Star menüsünün ana yemeği en son servis edildi. Burada zaten tek amaç, gösterinin devam etmesidir. Bireysel olarak süper yeteneklerin olduğu bir maçtan insanlar da doğal olarak süper smaçlar, olağanüstü sayılar bekliyor doğal olarak. Bunlar da vardı. Doğuda MVP Wade başta olmak üzere, LeBron, Chris Bosh, Kevin Garnett ve Dwight Howard, Batıda ise, Carmelo Anthony, Amare Stoudemire, Deron Williams güzel hareketleriyle geceyi renklendirdiler. Yine son periyodu MVP için yarışmaya döndü her sene olduğu gibi. Yarışı bu sene Dwyane Wade hakkıyla kazandı. Kobe’nin olmamasıyla bir rakibi eksilen Wade, Lebron James’in önünde, en değerli oyuncu oldu. Yaptığı şık hareketlerine, güzel istatistikler de ekledi. 28 sayı 11 asist 6 ribaund 5 top çalma ile oynadı. Devre arasında Türkiye’yi de ilgilendiren bir olay yaşandı. Dünya Basketbol Şampiyonası için ABD aday kadrosuna çağrılan oyuncular tek tek tanıtıldı. Bu sırada dev ekrandan Türkiye tanıtım videosu geçmiş. 108bin Amerikalı ve tüm dünyanın izlediği bu organizasyonda Türkiye reklamının bulunması da oldukça güzel oldu. Umuyoruz tanıtılan NBA yıldızları tam kadro olarak ülkemize gelirler.

Doğu Karması maçı Wade’in Carmelo Anthony’e yaptığı iyi savunmayla kazanmayı başardı. Bütün maçı farklı önde götüren Doğu, Chauncey Billups’a engel olamasa da, maçı 141-139 kazandı.

Özetle, NBA yönetiminin artık saha dışında da ilgi çekecek bir takım yenilikler bulması şart. Saha içindeki mücadele zaten üç aşağı beş yukarı aynı. Bakalım gelecek yıllarda neler izleyeceğiz?

Ordinaryüs’ten Selamlar

Hayatımın en mutlu günlerinden biri…

Bu yazının önemi derseniz, ne sahip olduğum saygıdan bahsedebilirim ne de o anki kalp atışlarımın hızından. Bizi kabul eden Lefter Küçükandonyadis’i görmek paha biçilemez. Ordinaryus’a göre ilkbaharda hava Büyük Ada’da bir başka oluyor. Bana göre O’nunla kısa sohbet son maçını izlemek gibiydi…  

Fenerbahçe sevgisi halen bir yerlerde hissedilebiliyorsa, bunu en derin hissettiren Lefter Küçükandonyadis ve ailesine sonsuz minnettarız. Onun da dediği gibi “Her zaman umut var, Fenerbahçe’de her zaman yeni Lefter’ler olacak.” 

Ama her zaman bir tek ”Lefter’ var olacak…

Saygılarımla,

BJK İstişare Heyetleri

Başkan Yıldırım Demirören’in kongre öncesinde açıkladığı BJK İstişare Heyetleri, kulübün başkan yardımcısı Erdoğan Toprak başkanlığında hayata geçti.

Beşiktaş Kulübü’nden yapılan açıklamada, BJK İstişare Heyetleri’nin Beşiktaş’ın birçok konuda uzmanlar tarafından değerlendirilmesini, tartışılmasını ve uzman görüşleri ile raporlanmasının sağlanacağı bildirildi. Bu heyetlerin toplamda 21′i bulacağı da açıklandı.

Beşiktaş Kulübü’nde geçmiş dönemlerde yöneticilik yapan Hüsnü Güreli, Reha Muhtar, Can Akın Çağlar, Aydın Ayaydın ve Fikret Ercan gibi isimlerin de heyetlerde yer alması (özellikle Hüsnü Güreli) sevindirici. 

BJK İstişare Heyetleri şu isimlerden oluşmaktadır;

BJK FİNANS İSTİŞARE HEYETİ

- Hüsnü Güreli (Yeminli Mali Müşavir, Baker Tılly Güreli Müş. Ltd. Yönetim Kurulu Başkanı)
- Can Akın Çağlar (Ziraat Bankası Genel Müdürü)
- Nejdet Hüddam (Finans Müdürü)

BJK MEDYA İSTİŞARE HEYETİ

- Erdoğan Aktaş (atv Genel Yayın Yönetmeni)
- Tayfun Devecioğlu (Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)
- Ekrem Dumanlı (Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)
- Fikret Ercan (Hürriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü)
- Derya Sazak (Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı)
- Prof. Dr. Aydın Ayaydın (Vatan Gazetesi Köşe Yazarı)
- Reha Muhtar (Vatan Gazetesi Köşe Yazarı) 
- Faik Gürses (Doğan Haber Ajansı Spor Müdürü)
- Güntekin Onay (NTV Program Yapımcısı)

BJK ULUSLARARASI İLİŞKİLER İSTİŞARE HEYETİ

- Ali Demirhan (Mirhan Holding Yönetim Kurulu Başkanı)
- Serhat Soysal (İşadamı)
- Mustafa Namlı (İşadamı)

BJK ÜRÜN VE MARKA GELİŞTİRME İSTİŞARE HEYETİ

- Yalçın Ayaydın (Ayaydın Grup Yönetim Kurulu Başkanı)
- Turgut Toplusoy (Roman Giyim Yönetim Kurulu Başkanı)
- İlker Özbilek (İlkcan Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı)
- İrfan Öztekin (Algida Türkiye Satış Koordinatörü)
- Deniz Arda (İşadamı)

BJK AKADEMİK İSTİŞARE HEYETİ

- Enver Yücel (Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Mütevelli Heyeti Başkanı)
- Prof. Dr. Zekai Görgülü (Yıldız Teknik Üniversitesi)
- Prof. Dr. Hıdır Demir (İstanbul Üniversitesi)

“En değerli sermayemiz Beşiktaşlılar’dır” felsefesinden hareketle, “Kendimden önce Beşiktaş” diyerek, özellikle de gönüllü olarak çalışacak ve konularında uzman Beşiktaşlı üyelerden oluşan istişare heyetlerinin bu konularda en az yöneticiler kadar etkili olmasını beklemekteyim. Türkiye’de ilk kez uygulanacak bir sistem diye biliyorum. Ben bu sistemi mahkemelerimizin uyuşmazlıklarda çözüm yolu için başvurduğu bilirkişi sistemine benzettim. Beşiktaş yönetimi de mahkemeler gibi tam olarak bilgi sahibi olmadıkları, uzmanlık alanlarına girmeyen konularda işin uzmanlarına, yani bilirkişilerine başvuracaklar ve konu hakkında detaylı rapor sahibi olup kendilerinden çok daha emin bir şekilde hareket edebilecekler. Uygulamaya geçen bu sistemin düzgün işlemesi halinde Beşiktaş’a çok fayda getireceğine inanıyorum.

Türk Futbolunun Utanç Tablosu!

Hatırlarsanız 10 Şubat 2010 tarihli yazımda Türk Futbolundaki tatminsizlik, nereden nereye gelindiğinin unutulmasından bahsetmiştim. Dün gece, Fenerbahçe ile Bursaspor arasındaki mücadelede taraftarın baskısıyla oyundan çıkartılmak zorunda kalan Güzia’nın göz yaşlarına hakim olamaması bu durumun zirve yaptığı anlardan biriydi.

Futbol maçını izlemeye gelenler, toplumsal mutsuzluğumuzun kişisel sıkıntılarına yansımasının hıncını çıkartırcasına Güiza’yı protesto ediyorlardı. Taraftarlar oyuncusunu motive etmekten uzak, tamamen aslanların arasına atılmış bir kölenin arenadaki mücadelesini izlercesine bir buçuk sene evvel omuzlarda karşıladıkları Güiza’yı ıslıklıyor ve Semih Semih diye bağırarark onu aşağılıyorlardı.

Bu kadar para alıyorsun OYNAAYAACAAKSIIIN şeklinde bir tepkiyle, belki de kendilerinin kazanamadıkları paranın hıncını ondan çıkarıyorlardı, sanki o kadar parayı Güiza’ya ceplerinden vermişler ve Güiza zorla Türkiye’ye getirtilmiş gibi.

Sonuç, oyundan alınırken ağlayan bir futbolcu, dünya medyasına yansıyan üzüntü verici görüntüler. Zaten ailevi sorunlar yaşayan bir insanın dramı. Güiza’yı bu kadar insafsızca protesto edenlerin hiç aile sorunları olmadı mı? hayatları boyunca hiç morallari bozulmadı mı? çok merak ediyorum. Ya da dediğim gibi, zaten her daim yaşadıkları sorunların hıncını bu çocuktan mı çıkarttılar? Bu soruların cevabını vermek gerçekten çok güç ancak dün gece yaşananlar gerçekten çok üzüntü verici anlardı ve büyük Fenerbahçe taraftarına hiç yakışmadığını da belirtmekten kendimi alıkoyamıyorum. Umarım, erdemli Fenerbahçe taraftarı kısa zamanda bu çocuğun gönlünü alır da, biraz olsun işler rayına girer.

BloggerV.com üyesidir.