
Güneşi batırmayı severim ben. Bir kadeh kırmızı şarap alıp Sezen Aksu dinlemeyi. Bu faslı her zaman yapamamayı, gerçekleştirmek için şanslı olmayı ve şans kapısının terasa düşmesini severim. Bazı zamanlar ruhu resetlemek güzel. O zamanlarda keyif erbabı hiç ummadığı şekilde huzuru yakalayabiliyor. Okumadığı bir kitaptan alıntı yapabiliyor. Özellikle o anı tam olması gereken yerde yaşarsa.
Londra’da değiliz ama Chelsea‘nin şampiyonluğunu hissediyoruz. Bu kez de Mourinho çıkıp “Chelsea benim eserim sayesinde şampiyon oldu” diyebilecek mi? Üst üste 2. şampiyonluktan sonra hiç zannetmiyorum.
Münih‘e hiç gitmedim fakat Bayern‘in zaferini yaşıyoruz. 10 yılda Avrupa’nın en büyük 4. liginde 7. kere şampiyon olmak kolay değildir. Bundesliga’da ikinci büyük takımdan ya da ezeli rekabetten bahsedebilir miyiz? Bayern Münih ve diğerleri dersek elbette.
Ve diğer liglerin şampiyonları; Ligue 1′ün en büyüğü Marsilya, LA Liga’nın muhtemel efendisi Barcelona ve mucize olmazsa Serie A’nın gediklisi Inter.. Hepsinden birer fotoğraf yapıştıralım odamızın duvarına. Masa üstümüzde bize en yakın noktaya hayran olduğumuz takımın resmini koyalım. Play station’da tekrar tekrar aynı ekibi seçelim ve sahiplenmişlik duygusuyla kilometrelerce uzakları hoyratca yaşayalım. Ya sonra?
Turkcell Süper Lig’inde sona yaklaşıyoruz. Anlamıyorsunuz fakat yoruluyoruz. Futbol sepetinde hiçbir konuyu içine sığdıramıyoruz. Tüm gereksiz ıvır zıvırları yanımıza alıyoruz ancak elimizde ne elma var ne armut. Çamlak çömlek bile patlatamıyoruz plastik topta… Patlamayı sadece yalan haber sanıyoruz ne var ki yalan haberden ufacık korkmuyoruz. Yalnız zirvede olmak isteyen bencil hayatlara özenip yalnızlıktan ödümüzü kopartıyoruz. Her duyguyu yaşamak gerekmiyormuş gibi kolay yolu seçiyoruz. Başarının mutlu duygusunu sahiplenmekten daha zor olan, başarısızlıkta çevredekilere ayakta durmayı-örnek olmayı öğretmek değil midir? Daha büyük bir erdem değil midir taşın altına el koymak? Taşın altına elini koyabilen toplumlarda DOST yaşamları görürsünüz çünkü o zamanlarda dost eli uzatmak daha kolay olur.
Unutturanlara hatırlatayım; biz 3 tarafı denizlerle çevrili aydınlık bir ülkede büyüdük. Siz söylemeden önce de rakip takımın kazanmasını istemedik ama bunu hayat gayesi haline getirmeden, yaşamın zevkli bir tarafı olarak görerek karşımızdakine takılmayı öğrendik. Tasasız büyüklerimizden haksızlığa karşı göğüs germeyi öğrendik ve bundan medet umanlara göz açtırmamayı da.. Biri çıkıp takımımıza leke attığında ona itibar etmemeyi, kendi geçmişinde şeref zerresi var mı buna dikkat etmesini bildik. Rakip kazanınca yücelik duygusuyla tebrik etmeyi, materyalden öte kalanın dostluk olduğunu gördük dedelerimizden. Dostluğun gerek ezeli olanını gerekse yeni filizleneni yaşadık..
Anılarımızda filmlerle mutlu olmayı sevdik. Fakat tutkumuzu trolleştirenlerin şimdiyi o eski filmlerle zehirlemeye çalıştıklarını gördük. İnek Şaban, Güdük Necmi, Damat Ferit‘in saf taraftar hislerini kendi zavallı hırslarıyla kimlik bulma yarışına sokanları izledik. Ancak bilmedikleri birşey vardı; Hababam Sınıfı’nın öğrencileri haylaz, okul müdür yardımcısı sinirliydi fakat hepsi insanın içine işleyen iyi birer karekterdi. Kimse kötülük peşinde koşan bir öğrenciden ya da hainlik düşünen Mahmut Hoca‘dan bahsedemez. İşte eski filmlerin bizleri büyülemesi o yüzdendir.
Evet şu an Sezen Aksu dinliyorum ve en kısa zamanda Hababam Sınıfını izlemek istiyorum. Bahar serinliği mesaisini bitirirken haklı cümleyi işitiyorum: “Fenerbahçe Kulübü kürek, yüzme, voleybol, basketbol ve muhtemelen futboldaki başarılarıyla tarihinin en harika senesini yaşıyor.” Rıdvan Dilmen neşeli insanlara yakın olan eski bir film gibi.. Her nerede olursanız olun ve hangi tutkuya bağlanırsanız bağlanın, tasasız hayatların bulunduğu yerleri sevin. Türkiye Süper Ligin bitimine 1 hafta kala tekrar hatırlıyorum: unutulmaz an sevdiklerinizle tam olması gereken yerde yaşanır.
Son Yorumlar