Arşiv 'Beşiktaş'

Dürüst İnsan Fatih Tekke

Beşiktaş, transfer döneminin son günü beklenmedik bir hamle yaparak Rubin Kazan’dan milli futbolcumuz Fatih Tekke ile sözleşme imzaladı. Herkes yabancı bir santrfor beklerken, bir Türk oyuncuyla, hem de Fatih Tekke ile anlaşılması son derece şaşırtıcı oldu hepimiz için.

Yurtdışındaki oyuncularımıza bu kadar ilgi varken, medyamız Fatih Tekke’ye hep uzak durmayı tercih etmiştir. Fatih Tekke’nin adı sadece transfer dönemlerinde ortaya çıkmış ve onu hep takımlarımıza döndürmek isteyen spor medyamızın çabaları boşa çıkmıştır. Medyamızın gözden uzak futbolcumuza ilgisiz kaldığı dönemde bakalım Fatih neler yapmış:

Zenit Saint Petersburg forması ile 2007-08 Sezonu Rusya Premier Ligi şampiyonlugu yaşamış ve UEFA Kupası Finalinde İskoçya’nın Glasgow Rangers takımını yenerek UEFA Kupasını kaldırmıştır. Final maçındaki futboluyla UEFA internet sitesinde sitenin okurları tarafından maçın adamı seçilmiştir. Ayrıca Zenit takımıyla o dönemin Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Manchester United’i yenerek Süper Kupayı kazanmıştır.

Rusya Premier Liginde, Rusya kupasında, UEFA Kupasında ve Şampiyonlar Liginde toplam 91 maça çıkmış ve 30 gol atmıştır. Zenit forması ile 73 Premier Lig maçında 24 gol atmıştır.

2010 yılının Mart ayında Rubin Kazan ile 3 yıllık sözleşme imzalamıştır. Rubin Kazan forması ile 5 maça çıkmış, fakat hiç gol atamamıştır.

Görüldüğü gibi hiç fena istatistikler değil. Kariyeri de her futbolcuya nasip olmayacak kadar başarılarla dolu. Milli takımın golcü sıkıntısı çektiği dönemlerde bile düşünülmedi Fatih Tekke. Arkasından Rusya’ya giden oyuncularımızın da kaderi aynı oldu. En önemlisi Gökdeniz’imizin, Kazım Kazım gibi bir oyuncu kadrodayken neden düşünülmediğine anlam veremiyorum.

Fatih Tekke kendisini ispat etmiş, iyi bir golcüdür. Rusya’ya giderken kariyerinin zirvesindeydi. Şimdi ise neler yapabileceğini hep beraber göreceğiz. Ben, Fatih’in futbolcu olarak Beşiktaş forması altında başarılı olup olamayacağını kestiremem, fakat yaptığı açıklamalardan insan olarak dürüst biri olduğunu şimdiden söyleyebilirim: “Ben Trabzonsporluyum ama bu formayı giydiğim müddetçe, takımıma katkıda bulunmak için bana yakışanı yapacağım. Bu kadronun Avrupa`da başarılı olacağını düşünüyorum. Ben de buna katkıda bulunmaya geldim. İnşallah bunu başarırız”  Fatih Tekke, hiç kıvırtmadan, yok “Anam Beşiktaşlıydı”, yok “Babam Beşiktaşlıydı” ya da “Ben aslında doğuştan Beşiktaşlıydım” demedi. Delikanlı gibi “Ben Trabzonsporluyum” dedi ve dürüstlüğüyle şimdiden taraftardan tam not aldı.

Fatih Tekke, The Latest Black-Eagle

TheOffside.com’da 1′dik, 2 Olduk!

Biz de çok oluyoruz yahu! Deniz Kutsal’ın daha önceki yazısında belirttiği gibi SporLog yazıları artık daha yoğun bir şekilde dünyanın en büyük futbol blogu theoffside.com sitesinde.

SporLog’un Beşiktaş yazılarını ingilizce olarak The Offside’dan takip etmek için besiktas.theoffside.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Aurelio, Necip ve Schuster’in Kafasındakiler

Beşiktaş’ın yeni transferi Mehmet Aurelio‘yu burada tanıtacak halimiz yok. Beşiktaş’ın 11′ini zorlayacak, Türk statüsünde, oynadığı mevki gereği ve futboluyla tartışılmayacak bir isim. Asıl mesele, Aurelio’nun Necip Uysal’ın önünü tıkayıp, tıkamayacağı konusu.

Necip, takmı için iyi ve faydalı olduğu sürece kesilmemelidir. Geçtiğimiz maçlarda gördük ki, sezon Necip’in sezonu.Yıldızı tam parlamışken onu söndürmek, hem Beşiktaş hem de Türk futbolu açısından kötü olur. Bu nedenle Aurelio elde kaliteli bir alternatif olarak kalmalıdır. Dizindeki sakatlık yüzünden zaten üst üste maçlar çıkaramaz. Sahaya sürüldüğünde ise Necip değil, Ernst’in yerine monte edilmelidir. Böylesinin hem takım açısından, hem de Necip’in geleceği için daha hayırlı olacağını düşünüyorum.

Bernd Schuster’in kafasında Necip’in yerine Aurelio’yu oynatma düşüncesi olduğunu da zannetmiyorum. Burda Schuster’in en büyük kazancı, zaman zaman lig maçlarında Ernst yerine Aurelio’yu uynatıp yabancı oyunculara yer açabilmek. Bu transfere onay vermesindeki amacının bu olduğunu düşünüyorum.

8 Aylık Nobre Nihayetinde

Spor Toto Süper Lig’in 3. haftasında deplasmanda Karabükspor’la karşılaşan Beşiktaş, maçı farklı bir şekilde 4-1 kazanmasını bildi. İlk yarıyla ikinci yarıda farklı yüzlerini bizlere gösteren Beşiktaş’ta, maçı kurtaran isim tam 8 aydır gol atamayan Mert Nobre oldu.

Karşılaşmanın ilk yarısında defansta yine açıklar veren Beşiktaş’a en büyük sıkıntıyı veren isim ise Emenike oldu. Karabükspor’un “kara elmas”ı özellikle İbrahim Toraman’ı hataya sürükleyip çok hareketli bir oyun sergiledi ve sonuçta da golünü attı. Geriye düştükten sonra rakip kalede gol arayan Beşiktaş’ın imdadına aylardır suskun golcüsü Nobre yetişti. Kendine has yeteneklerini kullanıp bir anda 2 gol atan ve takımını öne geçiren Nobre, adeta “golcü aramayın, ben burdayım” mesajı verdi.

Maçın ikinci yarısında defanstaki kötü görüntüsünden uzaklaşıp iyi bir futbol sergileyen Beşiktaş’ta, Quaresma yine maçın kaderini belirleyen isim oldu. Q7 bir sağda, bir solda rakibin başını döndürdükten sonra penaltı yaptırarak takımının rahatlamasını sağladı. Guti’nin kullandığı penaltı atışı da klasına yakışır cinstendi. Sonrasında ise sahneye yeniden çıkan Q7, sanal oyunlarda görmeye alıştığımız şekilde dümdüz koşarak hem oyuncuları, hem de kaleciyi geçti ve sadece düz koşuyla kendisi için de ilginç bir gol attı.

Beşiktaş’ta hala, ciddi bir rakiple karşılaşınca kalesinde goller görebileceği görüntüsü var. Ayrıca Mert Nobre’nin 2 golüne kanıp da “benim takımım golcü” kandırmacasına kapılmasınlar. Transfer dönemi bitmeden bir golcü takviyesi şart. Bu arada Nobre’nin 2. golünde faul vardı, Quaresma’nın pozisyonu ise penaltı değildi, doğruya doğru.

http://besiktas.theoffside.com/besiktas-team-news/previews/8-months-later-nobre-finally-scores.html

UEFA Avrupa Ligi’nde Kara Gecemiz

UEFA Avrupa Ligi play-off turu rövanş maçları tamamlandı. Temsilcilerimizden Beşiktaş, HJK Helsinki’yi eleyerek gruplara katılma hakkı kazanırken, Trabzonspor, Liverpool’a, Galatasaray, Ukrayna temsilcisi Kaparty Lviv’e ve Fenerbahçe‘de Yunanistan temsilcisi PAOK’a elendi.

Gecede turu geçen ve yüzümüzü güldüren tek takım HJK Helsinki’yi deplasmanda da 4 - 0 yenen Beşiktaş oldu. Bu sonuçla Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi’nde gruplara katılmaya hak kazandı.

Galatasaray, ilk maçta 2 - 2 berabere kaldığı Ukrayna temsilcisi Karpaty Lviv karşısında son dakikada 1-0 öne geçmesine rağmen 90+3′te yediği golle Avrupa’ya veda etti.

Fenerbahçe ise Yunanistan temsilcisi PAOK ile oynadığı ilk maçta aldığı 1-0′lık yenilginin rövanşında 1-0 öne geçmesine rağmen normal sürede başka gol bulamadı ve maç uzatmaya gitti. Uzatma dakikalarında rakibin golüne engel olamayan Fenerbahçe de Avrupa kupalarına veda etti.

Trabzonspor ise ilk maçta 1-0 yenildiği İngiltere’nin dünyaca ünlü takımı Liverpool karşısında 1-0 öne geçmesine rağmen müsabakanın sonlarına doğru yediği gollerle 2-1 mağlup oldu ve Avrupa’ya veda eden 3. takım oldu.

“Yeni Umutlar Yeni Shipperley’ler”

Bu post Sevgili Dostum Orçun Eryılmaz’a ithaf olunur. Büyük ihtimalle yazdıklarım çoğunluk için birşey ifade etmiyor ama tamamını okuduğunuzda belki sizin de hayatınızda Shipperley’ler olduğunu farkedebilirsiniz. En azından ben ve Orçun, bundan 13 sene önce Championship Manager’ı elimize aldığımızda ve bir Neil Shipperley furyası başladığında, ikimizden birinin şu an bu yazıyı yazacağını elbette hiç tahmin etmemiştik.

Şöyle izah edeyim.. Bahsettiğim 1997-1998 sezonuna takriben, Orçun Eryılmaz Galatasaray’ın başındayken Crystal Palace’tan Neil Shipperley’i ve Scunthorpe United’dan Mark Forrester’ı kadrosuna katar. O zamanların deyimiyle CM şimdiki kadar karmaşık değildi. Ucuz yıldız dediğimiz oyuncular daha revaçtaydı ve emin olun o adı sanı duyulmamış yeteneklerle taraflar şimdiki Football Manager’dan daha ateşli maçlara sahne olurdu. Benim Fenerbahçe takımım hakkında en ufak bir hatıram yok ama Orçun yönetimindeki Galatasaray, 1998 CM sezonunda efsane bir hal alır. Oyun editörleri 1994 senesinin Romario-Bebeto’sunu yaratmak isteseler bu kadarını yapamazlardı. O sezonun kayıtlı halinin olmasını isterdim. Forrester şov yapardı ama damgayı vuran başlıktan da anlaşılacağı gibi Shipperley’di.. Tezahüratı da “Yeni Umutlar Yeni Shipperley’ler”..

Bizim için yukarıdaki kelime bütünlüğü namını yıllar yılı yürüttü. Belki Türkiye sınırlarında kimse O’nun adını bile duymadı ama interaktif teknoloji!.. Türkiye’de birileri hala Shipperley’i hatırlıyor, uğruna tezahürat bile yapmışlar ve şu an SporLog sayfalarında (:

Şimdi ise O bizim meşhur Shipperley geldi çattı karşıma. TheOffside.com sitesi manşetinde hayat hikayesiyle ve önce-sonra diye resmedilen fazla kilolarıyla yer verdi oyuncuya. Yazıyı görünce geçmişte ailecek çekilen VHS videoları izlemiş gibi sahiplendim konuyu. Resimde de göreceğiniz gibi kilolarıyla ünlü Ronaldo artık hak getire. Bizim Shipperley görünüşüyle eskisinden çok farklı. Canladırdığımız umut emsalinden oldukça uzak. Daha da önemlisi bu benim O’nunla ilgili bir fotoğrafı ilk görüşüm, aşinalık sadece isim çağrışımı (:

Shipperley yıllar yılı bize ne kadar umut oldu ya da O’nun umut dolu tezahüratları kime ne ifade etti? Belki hiç birşey ama yakın geçmiş unutulunca bize şunu hatırlattı: umut biziz ve O’nu yaşatan bizim ufak anları sonsuza çevirdiğimiz dostluğumuz. Eğer Orçun ile halen dost olmasaydık belki bu yazı daha anlamlı olurdu, neyseki biz şanslıyız.. Forrester yardımcı oyuncuydu, peki kimler içindeki Shipperley’i yıllar yılı yaşatıyor ve geriye dönüp eski resimlerle mutlu oluyor? 40 sene sonra dahi kulağımda yankılanacak bir nedensiz, bir nedenili iki isim var: Shipperley ve Umut..

Birileri Ligimizi Küçümsüyor

Spor Toto Süper Lig’in 2. haftasında kendi evinde seyircisinin karşısına ilk kez çıkan Beşiktaş, İstanbul B.B.’ye 2-0 mağlup oldu. Daha önceki yorumlarımda söylediğim gibi Bernd Schuster halen daha işin ciddiyetini kavramış değil. Maçları hazırlık maçı gibi görüyor ve her maç değişik oyuncularla neler yapabileceğini görmek istiyor. Bugünkü maç öncesi de Schuster rakibi küçümseyerek kimsenin anlayamadığı bir kadro sürdü sahaya. Fakat kumar tutmadı ve sonuç hüsran oldu.

Maç öncesi kime sorsanız Bobo ve Zapo’nun ilk 11′de oynayacağını düşünürdü. Öyle olmadı, hatta 18 kişilik kadroya bile alınmadı bu ikili. Üstüne Guti yedek oturtuldu ve Delgado sürüldü sahaya. Anlaşılan ya kimse rakibin özelliklerini anlatmamış Schuster’e ya da inatçı bir kişiliğe sahip kendisi. Rakip takım kapanıp hızlı kontra atağa çok adamla geçebilen bir takım. Senin defansın neredeyse orta sahada kurulu ve çizgi halinde oynuyor. Geriye rakip futbolcu sarktığı zaman hızlı bir defans oyuncusunu koyman gerekir o bölgeye. Ferrari her ne kadar iyi bir defans oyuncusu olsa da, bu sisteme uyan hızlı bir oyuncu değil. Nitekim yenilen ilk golde de ağır kaldığını görmüş olduk. İstanbul B.B.’yi yeterince tanıtmış olsalar Ferrari’nin oynamaması gerektiğini bilirdi Schuster. Eğer Zapo sahaya sürülseydi defansta böyle bir problem yaşanmazdı. Anlam veremedim diğer konu ise Bobo’nun kadroya alınmayışıydı. Zaten senin ekibin bana golcü lazım diye bağırıyor, sen neden elindeki kaliteli tek forveti kadroya almazsın. Golcün olmadan sahaya çıkmak kalecisiz çıkmak gibi birşey. Forvet diye çıkardığın, güvendiğin kişiler sahada bir bir döküldü. Herşeyi Quaresma mı yapsın takımda? Guti’yi kenarda bekletiyorsun yerine Delgado’yu alışık olmadığı bölgede oynatıyorsun. Adam da çıkarken doğal olarak yuhalanıyor. Baktın ilk yarı gidişat tahmin ettiğin gibi değil, neden hemen oyuna müdahele edip Guti’yi almıyorsun? Bir pas atar bir anda golü bulursun. oyun değişir. Bana kalırsa bu maçtan sonra Delgado’nun da Holosko’nun da kredisi tükendi ve her ikisi ya da en azından biri gönderilecektir. Nihat’ı da haklı olarak yuhaladı taraftar. O da alkışlayarak karşılık verdi. Şimdilik bazıları “Beşiktaş’ın çocuğu” diyor, yakında onlar da tepkisini gösterirse hiç şaşırmam.

Bu maçta alınan yenilginin tek sorumlusu Bernd Schuster’dir. Bir kumar oynadı, rakibi küçümsedi ve kaybetti. Artık gidecek oyuncuları belirleme çabasından vazgeçsin, onları piyasaya sunup önemli oyuncu havası katacağına biletlerini kessin. Schuster, ligimizin küçümsenmeyecek bir lig olduğunu da daha kendi sahasındaki ilk maçta görmüş oldu. Tayfur Havutçu’yu tribüne göndereceğine yanına alsın da rakipler hakkındaki bilgisi artsın, ona göre davransın.

Quaresmatik Bir Geceydi

UEFA Avrupa Ligi Play-Off ilk maçında Beşiktaş Helsinki’yi 2-0 gibi net bir skorla geçerek tur kapısını da aralamış oldu. Aslında bu kadar atak ve tek kale oynamasına rağmen farkın sadece 2 olması Beşiktaş’ın acilen bitirici bir forvete ihtiyacı olduğunu bizlere göstermiş oldu. Gecenin kahramanı İnönü’yü şov arenasına çeviren Ricardo Quaresma’ydı.

Dünkü maçı izleyenlerin açıkça görebilceği birşey vardı, Beşiktaş’ın oyun mentalitesi değişmişti ve artık büyük bir takım gibi oynuyordu. Takım sürekli pres halindeydi ve defans önde kurulmuştu. Toplu hücum ve hücum hattından başlayan defans anlayışı topun Beşiktaş’ta kalmasını sağlıyordu. Zapo’nun zaman zaman ileri çıkışları, uzun pasları ve gol arayışı sevindiriciydi. Uzun zamandan beri bu kadar çok topla oynayan, isabetli pas yapan bir Beşiktaş göremiyorduk. Schuster takıma modern futbol anlayışını kazandırmaya çalışıyor. Böyle olunca hem takım hem de taraftar oyundan zevk alıyor.

Guti tek top oynamaya, forvet hattını gol yollarına sokan paslar atmaya alışkın bir oyuncu. Arkadaşları daha onu anlayamadılar, zaman zaman o da arkadaşlarını anlayamıyor. Bu nedenle Guti için biraz daha süreye ihtiyaç var. Quaresma ise tek kişilik gösterisine devam ediyor. Halı sahada futbol oynamayı seven çocuklar gibi şen ve hareketli. Goldeki yaptığı ortalardan daha çok göreceğiz, attığı gol ise sanal oyunlarda bile göremeyeceğimiz güzelliktendi. Bazen böyle dünyada az bulunan yeteneğe sahip bir oyuncunun ülkemizde ne işi var diye düşünüyor insan. Neyse fazla derine inmeyelim:) İsmail için hayal kırıklığım devam ediyor. Bu çocuğun maç içinde ne yapmak istediğine önceden karar vermesi lazım. Maç içinde ne yaptığını anlamak mümkün değil. Pasları yerini bulmuyor, ileri çıktığında faydadan çok zararı var, defansif anlayışı ise yeterli değil. Açıkçası Üzülmez’i geçmesi için daha çok çalışması gerekecek. Ayrıca dün ilk kez Hilbert’i gerçek anlamıyla izleyebilme fırsatı yakaladık. Enteresan bir oyun anlayışı var. Sağ bek kesinlikle değil, daha çok açıkta oynuyor. Güzel yanı forvet özelliğine de sahip olabilmesi. Çapraz koşular yapabiliyor. Sağda iken bir anda solda bitiveriyor. Attığı golde hiçbirimiz onu kale önünde o noktada beklemiyorduk. Ekrem Dağ yeni oluşum içinde olan takıma alışamamış gözüküyor. Eski performansından uzak kalmış. Schuster kesinlikle o bölgeye Erhan’ın yerine Ekrem’i adapte etmeli.

Beşiktaş’ın dikkat etmesi gereken başka bir konu ise orta sahada yapılan top alışverişinde olası top kayıpları. Orta alanda top kaybettiği zaman Beşiktaş kesinlikle kendi kalesine tehlikeyi görüyor. Defans önde kurulduğu için orta sahada top kaptırdığında rakibin oyuncusu hemen arkaya sarkıyor ve atılan topla kaleciyle karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle takımın orta sahada pas yaparken dikkatli olması ve topu kaybetmemesi gerekiyor. Maç sonrası yapılan yorumlarda nedense bu konuya rastlayamadım. Ben uyarımı yapayım,belki okurlar:)

Son olarak rakip futbol oynamaya değil, defans yapmaya gelmiş. Gol yeseler de hiç açılmadılar. Fizik gücü olarak iyi deseler de Beşiktaş’ın fizik durumunu daha iyi gördüm. Rövanş maçında mecburen açılacaklar ve bu da Beşiktaş’ın işine gelecek diye düşünüyorum. Bir de şu İnönü’nün çimlerinin hali ne arkadaş, patates tarlasına dönmüş saha ayıp yani. Dünya yıldızlarını getiriyosun evinde tarla gibi zeminde oynuyorsun, olacak iş değil. Stadın çimlerinde festival düzenleteceğine, önce yeni sezon için iyileştirmeler yap. Sahanın bir yanında topraktan traktör yolu oluşmuş, şaşırdım doğrusu.

Sevgiliye Kavuşma

Spor Toto Süper Lig’in açılış haftasında Bucaspor-Beşiktaş maçında tribündeki yerimi almış heyecanla maçın başlama düdüğünü bekliyordum. İzmir halkı olarak yıllardır hasretini çektiğimiz her halimizden belliydi, şehir siyah-beyaz olmuş, herkes coşkulu. Ben ise bir yandan uzun yıllar sonra bir Süper Lig maçını şehrimizde izleyecek olmamızın heyecanını, diğer bir yandan uzun zamandır sevgilisinden uzak kalmış birisinin ilk buluşma anındaki o tatlı heyecanı yaşıyordum. Maçın başlama düdüğü ile sevgililer kavuşmuş, hasret sona ermişti. Siyah-beyaz aşk filmimizin çekimlerine başlanmıştı…

İlk 45 dakika beklediğim Beşiktaş’tan uzak bir takım vardı sahada. Bucaspor beklediğimden daha diri çıktı açıkçası. Doğru dürüst pozisyona bile giremedi Beşiktaş. Bunun nedeni ise çok basitti. Quaresma’nın başladığı sol kanadı iyice kapatmıştı Bucaspor. Sağ kanadı sürekli boş bıraksalar da oradaki Erhan Güven adeta saç baş yoldurudu hepimize. Israr ediyorum, Erhan Güven Beşiktaş’ın oyuncusu değil. Orta yapmayı bilmeyen beceriksiz bir oyuncu. Anadolu takımlarında bile zor oynar. Çıplak gözle izlediğinizde daha komik oluyor. Üç kez arka arkaya top attılar, adam dağlara taşlara yaptı ortayı. Açıkçası İbrahim Üzülmez’in ortalarını arar olduk. Sonra tamamen boş bıraktılar Erhan Güven’i, kimsenin oralı olduğu yok. Guti akıllı adam, boşuna ısrar etmenin anlamı olmadığını biliyor, üç-beş seferden sonra topu aldığında Erhan’a bakmadı bile. Herkes santrafor peşine düşmüş, fakat aslında en sorunlu mevki sağ bek bana kalırsa.

İkinci 45 dakika başlar başlamaz neye uğradığımızı şaşırdık. 20 saniyede falan golü buldu Beşiktaş. Guti attığı muhteşem pasla bizlere ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu bir kere daha gösterdi. Süper Lig’de ilk maçı olmasına rağmen maestro performansıyla göz doldurdu. Tek eksiği çok top kaybı yapmış olması. Zamanla bunu da aşacağına inanıyorum. Quaresma ise ikinci yarı halı sahada oynar gibi baş döndürdü. Arkadaşları ona ayak uydurabilirse çok rahat goller bulabilir Beşiktaş. Bana göre sahanın yıldızı ise yine Necip’ti. Her geçen gün daha iyiye giden altyapıdan yetişmiş genç bir futbolcuyu izlemenin keyfi içerisindeyim. Türk futbolu ve Beşiktaş adına gerçekten büyük kazanç. Benim beğendiğim başka bir oyuncu ise Ferrari oldu. Defansta çok sağlam bir duruş sergiledi. Açıkçası pozisyon alışını dikkatle izledim. Rakibe geçiş alanı bırakmayacak şekilde pozisyon alıyor, mücadeleden hiç kaçmıyor. Özellikle maç bitiminde seyirciyle diyaloğu muhteşemdi. Biz onu çok seviyoruz, o da bizi.

Genel bir değerlendirme yapacak olursak yine istediğim Beşiktaş’ı bulamadım sahada. İkinci yarıda rakip 10 kişi kaldıktan sonra en azından bir gol bulabilecekken kendi kalende tehlikeler yaşaman can sıkıcıydı. Taraftar özellikle golü bulduktan sonra coştu ve tribün şovları başladı İzmir Atatürk Stadı’nda. Maç çok daha eğlenceli bir hal aldı. Fakat o dakikaya kadar arkamızdaki taraftarlar hep oturdu ve çekirdek yediler. Hatta bizi de oturmamız için uyardılar. Bu bana çok komik geldi. İnsanlar maç izlemeyi unutmuş İzmir’de. İnönü’de bu bir kavga sebebidir. Bir de stadın zemini rezaletti, hiç iyi bakılmamış. Atatürk Stadı futbol maçı yapmak için uygun değil, atletizm için tasarlanmış bir stad. Dürbünle seçebiliyorsun futbolcuları. İzmir’in adam akıllı bir futbol stadına ihtiyacı var.

Biz Hazırız! Peki Siz?

14 Ağustos Cumartesi günü Süper Lig’imiz hayırlısıyla başlıyor. Peki 2010-2011 sezonu öncesi, şampiyonluk yarışına girecek takımlarımızın durumları nedir? İşte benim yorumlarımla lig öncesi takımlarımız…

Transferleriyle gündemden düşmeyen ve iyi bir hava yakalayan Beşiktaş şimdiden şampiyonluğun favorisi durumunda. Dünya yıldızlarının takıma katılması ve taraftarın, yönetimle ve oyuncularla bütünleşmesi moralleri en üst seviyeye taşımış durumda. Yabancı oyuncularıyla takımın popülaritesi artmış olsa da beni düşündüren eldeki Türk oyuncular. Yabancı kontenjanı dolu ve hatta limitin üstünde, bazı oyuncularla hala yollar ayrılmadı, üstelik şişkin yabancıların arasında kalmış Türk oyuncuların da durumu belirsiz. UEFA Avrupa Ligi’nde sınırlama yok, fakat ligde bu durum sıkıntı yaratacak. Altısı sahada, ikisi kenarda, ikisi tribünde olunca hem yabancılar sıkıntı yaratabilir hem de eldeki Türk oyuncuların verimi yetersiz olabilir. Bana kalırsa eğer ligde şampiyonluk isteniyorsa Beşiktaş’ın Türk oyuncularının maksimum performans göstermesi gerekecek.

Bana göre Beşiktaş’a hazır deniyorsa Trabzonspor‘a da en az onun kadar hazır dememiz gerekir. Şenol Güneş önderliğinde yakaladıkları geçen sezondan kalma havayı devam ettirdikleri gözleniyor. Ayrıca Şenol hoca takımdaki oyunculardan en iyi verimi alabiliyor. Bursaspor maçındaki mücadelelerine diyecek yok, Süper Kupa’yı aldılar ve moralleri en üst seviyede. Teofilo performansıyla bizleri şaşırttı, yeni transfer Jaja ve Alanzinho ile Yattara’sıyla zevk verecek bir Trabzonspor bizleri bekliyor.

Bursaspor geçen sezonki şampiyon kadroyu koruyarak akıllıca bir iş yaptı. Fakat anlamsız yabancı transfler yaparak da bir anlamda Şampiyonlar Ligi için hata yaptılar. Ertuğrul Sağlam nedense Arjantinli oyuncuları çok seviyor. Hepsini takıma katıp Latin havsı estirmek istiyor takımda. Şampiyonlar Ligi’nde tek temsilcimiz olarak mücadele edecekleri için bildiğim kadarıyla 12 Milyon Euro gibi bir para kasalarına girecek. O zaman bu pintilik neden? Ben olsam, ucuz maliyetli, süpriz oyuncuların peşinde koşmaktansa, Şampiyonlar Ligi’nin cazibesine kapılacak iyi oyuncuları kadroma katarım. Trabzonspor maçında şampiyon ünvanından uzak şans eseri bu maça çıkmış bir takım görüntüsü verdiler. Umarım bir daha bu şekilde taraftarının karşısına çıkmazlar.

Fenerbahçe yeni teknik direktörü Aykut Kocaman’la taktiksel açıdan büyük bir değişiklik içine girdi. Bu değişiklik yaşanırken sancısını da en belirgin şekilde çekiyorlar. Fazla aceleci davranarak bir takım önlemler almak isteseler de bu durum bir kaos yaşanmasına neden oluyor. Açıkçası medya da hazır kapıda bir felaket olsun diye bekledikleri için işler giderek daha da zorlaşıyor. En basitinden daha sezon hazırlıkları yeni başladı pat diye Güiza krizi ortaya çıktı. Bence teknik direktör Türk olunca daha da üstüne gidiyorlar takımlarımızın. Golcü arayışları 2 ayı bulmasına karşın hala çözümlenmiş değil. Aziz Yıldırım bu konuda çok sabit fikirli davranıyor düşüncesindeyim. Neden illaki Fransa anlamış değilim. Fenerbahçe gibi büyük bir kulübün menajerlerin oyununa gelmemesi gerekir diye düşünüyorum. Takımın en büyük sorununun orta saha olduğu apaçık ortada. Christian veya Selçuk bu takımın oyuncuları değil. Ben herşeye rağmen Mehmet Topuz, Özer Hurmacı gibi eksik oyuncuların takıma katılmasıyla farklı bir Fenerbahçe izleyeceğimizi düşünüyorum. 

Galatasaray ise ilginç görüntüler vardi hazırlık döneminde. Savunma bir hayli dağınık olsa da, hücum bölgesini gidecek, kalacak tartışmaları içerisinde olan Arda ve Kewell ayakta tutuyor. Arda sonunda taraftarla barışmış durumda ve takımı ateşlendiren çok hareketli, istekli bir tavır sergiliyor. Kewell ise kaldığı yerden devam ediyor takımına katkı sağlamaya, tam bir profesyonel. Galatasaray belkide en akıllı transferini Kewell ile sözleşme uzatarak yaptı. Burdan yönetime de bir masaj vermek gerek aslında: Bazen taraftarın sesini dinlemek en iyisidir. Yönetim iki transfer daha yapacakmış gibi gözüküyor. Bunlardan en azından birinin yıldız oyuncu olmasını bekliyorum. Pino yetenekli olsa da Keita gibi taraftarı coşturacak bir oyuncu olmadığı kesin. Cana ise Galatasaray’ın oyuncusu değil gibi gözüküyor, fakat değerlendirme yapmak için biraz erken diye düşünüyorum. Yapılacak yeni transferler takımın geleceğini de belirleyecek, ama kim alınırsa alınsın acil olarak defansa bir çözüm bulmaları şart.

Rakiplerimiz Belli Oldu!

UEFA Avrupa Ligi’nde play-off turunda Galatasaray, Trabzonspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın rakipleri belli oldu.

UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme rövanş maçında OFK Beograd’ı eleyen Galatasaray, Ukrayna’nın Karpaty takımıyla eşleşti. Geçen sezonun Türkiye Kupası şampiyonu Trabzonspor ise zorlu bir kura çekerek Liverpool ile eşleşti. UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme rövanşında Plzen’i eleyen Beşiktaş ise Helsinki ile eşleşti. Young Boys’a elenerek UEFA Şampiyonlar Ligi’ne 3. ön eleme turunda veda eden Fenerbahçe ise Yunan temsilcisi PAOK ile eşleşti.

UEFA Avrupa Ligi’nde maçlar 19 ve 26 Ağustos’ta oynanacak ve gruplara kalan takımlar belli olacak.

Q7 Varsa Sorun Yok

UEFA Avrupa Ligi 3. öneleme turu rövanş maçında Beşiktaş, Viktoria Plzen’i 3-0 ile rahat geçti ve adını play-off turuna yazdırdı.

Beşiktaş dün gece maça her zamanki gibi müthiş taraftar desteğini alarak istekli, arzulu başladı. Fakat her ne kadar gol için çaba gösterse de organize bir şekilde rakip kaleye gidemiyordu. Bobo’nun kişisel gayreti sayesinde topu çalışı ve arkadan yapılan müdahele sonucu rakibin 10 kişi kalması Beşiktaş’ın işini bir hayli kolaylaştırıdı. Daha rahat bir futbolla rakip kaleye kolayca gitmeye başladı Beşiktaş. Herşey Kartal’ın lehineydi. Bir de bunlara son derece istekli ve gol atmaya aç bir Quaresma eklenince maç adeta Q7 şova dönüştü. Quaresma tek kelimeyle beni kendisine hayran bıraktı. Bu takımda büyük işler başaracağının sinyallerini şimdiden verdi. Müthiş bir gol attı ünlü trivelası ile, ardından harika bir asist yaptı, daha sonra ise karşı takımdan bir adam eksiltti, e daha ne yapsın be kardeşim. Q7 sadece topla iş yapmıyor, aynı zamanda adam kovalıyor, kaptırdığı topu geri alıyor. Bunları gören taraftar coşuyor, taraftar coştukça o daha da coşuyor. Quaresma, Beşiktaş’ta kariyerinin zirvesine yükselebilir, fakat dikkatli olması lazım çünkü ayağında çok top tutuyor ve rakibi sinirlendiriyor. Bu nedenle ligimizde karşısında onu sakatlayabilecek bir çok oyuncu bulabilir.

Maçın bir diğer önemli adamı ise Necip’ti. Gitgide daha iyi bir Necip izliyoruz. Rakibin oyununu bozan, orta sahada top çalan, hücuma çıkan, kaleyi yoklayan bir Necip adeta türk futbolunun geleceği benim diyor. Schuster, Necip’i ilk onbir oynatarak farkını bizlere bu noktada göstermiş oldu. Holosko böyle oynarsa bu takımda kendine zor yer bulur. Attığı gole lafım yok, fakat golden önce hiçbir varlık gösteremedi. Sanıyorumki yabancı bir forvet için gözden ilk çıkarılacak oyuncu olacak. Bir de ben Tabata’yı hiç beğenmedim. Oyuna girince yapılabilecek bütün olumsuz hareketleri yaptı, bir de golden etti takımını. Yorumcular Delgado’nun bu takımda işi yok diyorlar, peki Tabata’nın var mı?

Schuster akıllı bir teknik adam. Eksikleri görüp üzerini örten açıklamalar yapmıyor. Dürüstçe hala memnun değilim diyor. Ben de ona katılıyorum, ben de değilim. Rakip on, hatta dokuz kişi kalmış takım hala istediklerini sahaya yansıtamıyor. Sadece Quaresma şov izliyoruz. Eksik rakibe karşı hala defansta açık veriyoruz ve kalemizde şutlar görüyoruz. Defansın oturmadığı çok açık ve takımın hala eksikleri var. Diğer maçlar gibi, ben bu maçı da ölçü olarak görmüyorum. Rakip kalmış dokuz kişi, peki ya onbir kişi olsalardı? Eminim ki ozaman çok daha zorlu, sıkıntılı bir maç izleyecektik.

Bu turu da hayırlısıyla geçtik, sıradaki gelsin diyoruz. Benim gönlümden The New Saints (Galler) geçiyor. İsmini beğendim:)

“Nayır Ulan Nayır”

12 Eylül’de düzenlenecek referandum için Beşiktaş’ın dünyaca ünlü taraftar grubu “Çarşı” da görüşünü açıkladı. Zaten Çarşı’nın bu konuda kayıtsız kalacağı düşünülemezdi. Çarşı her zamanki gibi sadece futbolla ilgili halkın sesini yükseltmediğini, sosyal alanda da gündemle ilgili bizlere önemli mesajlar gönderdiğini yine gözler önüne sermiş oldu. Futbolumuzun diğer taraftar grupları da korkmadan, toplumumuzun geleceği hakkında kararlar alınırken bu şekilde düşüncelerini dile getirebilse inanın ülkemiz çok daha başka bir konumda yer alır. İşte sizlere o açıklama:    

“Bugün, Çarşı olarak duruşumuzun neden ve sonuçlarını açıklamak üzere burada bulunuyoruz. Gençliğimizi 12 Eylül cuntasıyla çalan zihniyetin devamı olan; hayatımızı dayatılan yasaklar, baskılar, zulümler ve işkencelerle karartarak, emperyalizmin hedeflediği şekilde iktidara gelenler yeni bir tiranlık kurmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yapı taşlarını parçalamak için, “evet” dememizi istiyor…”Kel Hasan - Hasan Kel” arasında fark yaratarak yoksul halk kitlelerine; makarna, kömür ve boş umutlar dağıtarak iktidardaki süreçlerini palazlanarak geçirenler, “evet” dememizi istiyor…

İŞBİRLİKÇİ YÖNETİME ”HAYIR”

YÖK’ü kaldıracağız diyerek iktidar olanlar, kendi YÜK’lerini yaratmanın hazzıyla, “evet” dememizi istiyor… Memura “grevli, toplu iş sözleşmeli grev hakkı” vaat edenler, memuru kapı-kulu yapma gayesiyle alel-acele hukuksuz atamalarla kendi kadro katarlarını yaratanlar, “evet” dememizi istiyor… Cennet yurdumuzda var olan doğal enerjileri; rüzgârı, güneşi adil ve verimli kullanmak varken, devasa tahribatı bilinen nükleer enerjiyi ve onun batmakta olan çok-uluslu nükleer santral şirketlerini rantçı teşviklerle palazlayan, HES ile doğal hayatı tahrip eden projeleriyle yaşamımızı zindan edenler, “evet” dememizi istiyor…

2002 öncesi, tarım ve hayvancılık ülkesi konumunda olan yurdumuzun dünya pazarında söz sahibi olması için yeni projeler yaratmak varken; “fındık piyasasını işbirlikçi yöntemlerle İtalyanlara, şekeri ve pamuğu İngilizlere, hububatı Amerikalılara, hayvancılığı ise Siyonistlerle işbirliği yapan araplara” devredenler, “evet” dememizi istiyor…Bir türlü doymak bilmeyen iktidar hırsıyla her yere her şeye egemen olma hissi ve kirli planlarıyla sivil toplum kuruluşlarında, spor kulüplerinde hatta köy ve mahalle derneklerinde söz ve yetki sahibi olmak ve emperyalizme daha şirin görünmek için halkımızı ikram etmekisteyenler, “evet” dememizi istiyor… Bilimsel özerk eğitim yerine daha bilinçsiz kitleler yaratmak adına; eğitim ve öğretim sistemini tarumar ederek, cumhuriyet okullarına medrese sistemini getirmek isteyenler, “evet” dememizi istiyor…

ÇARŞI, TOPLUMUN VİCDANI OLMAYA ÇALIŞIYOR
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve onun değerlerine dil uzatanlar, “evet” dememizi istiyor…Şimdi bize dayatılan iki seçenek var:ya 12 Eylül cunta anayasasına sözde, “hayır” ya da banayasaya, “evet” …Her ikisi de emperyalist işbirlikçilere onay anlamı taşıdığından, bizler hayır diyoruz! Çarşı olarak; bugüne kadar içimizdeki Beşiktaş, yurt ve halk sevgisini tribünlerden sokaklara taşıyarak toplumun vicdanı olmaya çalıştık. Bu zamana kadar karşılıksız bir sevdanın mücadelesini verdik ve bedellerini ödedik, hiçbir vakit de bundan imtina etmedik. Çarşı olarak; 12 Eylül cuntasının devamı olan 1982 anayasasına “Hayır” derken, 12 Eylül cunta anayasasının perçinlenmesini sağlayacak referandum sürecinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmez ilkelerini değiştirip emperyalizme sunanlara da bir çift sözümüz var:
 
size de; hayır ulan!
belagat yok!
feragat yok!
çarşı var!
ama hayır demek yetmez!
nayır ulan nayır!”

Özetle anlayacağınız: Çarşı referanduma da karşı!

Beklediğim Gibi

Dün akşamki UEFA Avrupa Ligi 3. Öneleme İlk karşılaşmasında Viktoria Plzen-Beşiktaş maçının sonucu beni hiç şaşırtmadı. Bu eşleşmeyle ilgili kafamda bir takım olumsuzluklar belirmiş ve başımıza gelebilecekleri düşünüp durmuştum. Nitekim maçın ilk yarısı korkularımla beni yüzleştirmiş oldu.

Uzun zamandır Beşiktaş’ın orta halli bir takımla ne zaman maç yapacağını düşünür dururdum. Çok zayıfları zaten görmüştük, fakat orta hallilerle maç yaptığımızda takımın kendini gösterebileceğini düşünüyordum. Böyle maçlar oynayamadan UEFA maçları başladı Beşiktaş için. Vikingur maçı bir mahalle takımıyla yapılan maçı andırıyordu. Takımdan hiçbirşey anlamamıştık, hatta ben özellikle ilk maçtan hiç memnun değildim. Biraz güçlü bir rakibin Beşiktaş’a zor anlar yaşatabileceği sinyallerini veriyordu bu maç. Sonuçta tur geçilse de öğrenciyle, bakkalla oynadığın bir maçtan kendi adına bir sonuç çıkaramayacağın gerçeği de ortadaydı.

Schuster maç öncesi daha güçlü bir ekiple oynayacağı için mutlu olduğunu söylüyordu ve takımını, bazı oyuncuları görmek için bunun fırsat olduğunu da belirtmişti. Ben hala tedirgindim ve bir Çek takımının, hele ki ülkesinin kupasını almış bir takımın beklentiden çok daha iyi çıkacağından emindim. Sonuçta maçın ilk yarısındaki görüntü beni haklı çıkarttı. Beşiktaş, daha önce ciddi bir rakiple oynamamanın sıkıntısını çekiyor ve maç öncesi rehavetinin bedelini ödüyordu.

Şunu da belirtmek isterim; Schuster çok ilginç bir teknik adam. Maç öncesi bir antrenman maçına çıkar gibi oyuncu deneyeceğini söylüyor ve turu kesin geçmiş gibi konuşuyordu. Kafasındakileri çözmek zor. İlk yarıdaki oyuna tahammül ediyor ve ikinci yarı sakin bir şekilde oyuna müdahele edip oyunu kitliyor. Nobre’de neredeyse tüm maç ısrarcı olması çok ilginç geldi. Turun gidebileceğini düşünüp Bobo’yu erkenden oyuna alması gerekirken Nobre’de ısrarcı davrandı.

Schuster tek hamleyle bütün maçı değiştirdi dedik. İşte o hamlenin adı Necip’ti. Necip gerçekten muhteşem bir oyuncu olacağının sinyallerini veriyor. Orta sahanın bütün defansif yükünü üstlendi ve Ernst’i de rahatlattı. Genç yaşına rağmen sorumluluk alan, üst düzey futbol sergileyebilen bir oyuncu. Oyuna girmesiyle rakibin ilk yarıdaki oyunundan eser kalmadı ve Beşiktaş oyunu istediği şekilde yönlendirdi. Anladığım kadarıyla Schuster çift ön libero istemiyor. Bir ön libero ve ona yakın oynayan teknik bir orta saha oyuncusu istiyor. O yüzden Delgado defansif yönden takımı zayıflatsa da onun teknik yönünden yararlanmak istiyor. Açıkçası dün Delgado beklediğimden iyi çıktı yorulana kadar. Tabata’yı da oyuna aldı Schuster, bu da gösteriyor ki ayağında top tutabilen teknik oyunculardan kurulu bir takım oluşturmak istiyor teknik adam. Yalnız defansif anlamda sıkıntılar devam ediyor. Savunmayı önde kuruyor teknik adam ve bu alışılması zor, zaman alan bir anlayış. Hedef, sisteme alışana kadar en az kayıpla atlatmak olmalı. Bir de yan toplar yine Beşiktaş’ın en büyük derdi durumunda. Her duran yan topta insanın yüreği ağzına geliyor. Schuster bu konuya da acil çözüm bulmalı.

Bir parantez de Hakan Arıkan için açalım. Dün gerçekten muhteşem oynadı ve takımını ipten alan oyuncu oldu. İlk yarıda maçın farka gitmesini önleyen isimdi. Hakan Arıkan maçın daha ilk yarıda kaybedilmesini tek başına önledi. Liverpool maçında 8 yediği günler geliyor aklıma ve çocuğa söylenmedik şey bırakılmadığı günler. Şimdi aynı isimler Hakan’ı övüp ondan büyük kaleci diye bahsediyorlar. Türkiye’de futbol oynamak böyle bir şey, ya rezilsin ya da vezir!

BloggerV.com üyesidir.