Arşiv 'Futbol'

TheOffside.com’da 1′dik, 2 Olduk!

Biz de çok oluyoruz yahu! Deniz Kutsal’ın daha önceki yazısında belirttiği gibi SporLog yazıları artık daha yoğun bir şekilde dünyanın en büyük futbol blogu theoffside.com sitesinde.

SporLog’un Beşiktaş yazılarını ingilizce olarak The Offside’dan takip etmek için besiktas.theoffside.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Aurelio, Necip ve Schuster’in Kafasındakiler

Beşiktaş’ın yeni transferi Mehmet Aurelio‘yu burada tanıtacak halimiz yok. Beşiktaş’ın 11′ini zorlayacak, Türk statüsünde, oynadığı mevki gereği ve futboluyla tartışılmayacak bir isim. Asıl mesele, Aurelio’nun Necip Uysal’ın önünü tıkayıp, tıkamayacağı konusu.

Necip, takmı için iyi ve faydalı olduğu sürece kesilmemelidir. Geçtiğimiz maçlarda gördük ki, sezon Necip’in sezonu.Yıldızı tam parlamışken onu söndürmek, hem Beşiktaş hem de Türk futbolu açısından kötü olur. Bu nedenle Aurelio elde kaliteli bir alternatif olarak kalmalıdır. Dizindeki sakatlık yüzünden zaten üst üste maçlar çıkaramaz. Sahaya sürüldüğünde ise Necip değil, Ernst’in yerine monte edilmelidir. Böylesinin hem takım açısından, hem de Necip’in geleceği için daha hayırlı olacağını düşünüyorum.

Bernd Schuster’in kafasında Necip’in yerine Aurelio’yu oynatma düşüncesi olduğunu da zannetmiyorum. Burda Schuster’in en büyük kazancı, zaman zaman lig maçlarında Ernst yerine Aurelio’yu uynatıp yabancı oyunculara yer açabilmek. Bu transfere onay vermesindeki amacının bu olduğunu düşünüyorum.

José Mourinho: “Harry Potter Değilim..”

“Ben teknik direktörüm Harry Potter değilim. O bir sihirbaz. Sihir uydurmadır ve ben gerçek olan futbol için yaşıyorum.. Madrid’e geleli henüz 2 ay oldu. Yeni gelen oyuncularla birlikte takım olarak kaç tane antremana çıktığımızı biliyor musunuz? Sadece 10.. Benim teknik direktörlük profilim son senelerde gelen hocalara göre daha farklı. Eğer işler kötü giderse ve ayrılmam gerekirse dünyanın en iyi kulüplerinden birinin beni beklemesini isterim.. Bu kişisel kararlılık benim Madrid için en ideal teknik direktör olduğumu gösteriyor çünkü ben hiçbirşeyden korkmuyorum. Real Madrid’in istikrara ihtiyacı var ve ben bunu sağlamak için burdayım.. Madrid gelen ve giden teknik direktörlerle birçok açıdan futbol düşüncesi olarak çelişki içinde. İhtiyaç olan istikrar.”

Real Madrid’in yeni teknik direktörü José Mourinho‘nun 0-0 golsüz sona eren Real Mallorca maçı sonrası AS Gazetesine yaptığı açıklamalardan kısa bir kesit. Portekizli çalıştırıcı gelişiyle La Liga’nın marka değerini ve ligte Barcelona’yla ezeli rekabeti arttırdığı bir gerçek. Kendine güvenen Mourinho kısaca kimsenin kendisinden sihirli dokunuş beklememesi gerektiğini söylüyor. Yakalanacak istikrar öncesi herkesin kendilerine güvenmelerini itediğini özetliyor. O’nu dünyanın 1 numaralı teknik direktörü yapan özelliği de bu değil mi?..

8 Aylık Nobre Nihayetinde

Spor Toto Süper Lig’in 3. haftasında deplasmanda Karabükspor’la karşılaşan Beşiktaş, maçı farklı bir şekilde 4-1 kazanmasını bildi. İlk yarıyla ikinci yarıda farklı yüzlerini bizlere gösteren Beşiktaş’ta, maçı kurtaran isim tam 8 aydır gol atamayan Mert Nobre oldu.

Karşılaşmanın ilk yarısında defansta yine açıklar veren Beşiktaş’a en büyük sıkıntıyı veren isim ise Emenike oldu. Karabükspor’un “kara elmas”ı özellikle İbrahim Toraman’ı hataya sürükleyip çok hareketli bir oyun sergiledi ve sonuçta da golünü attı. Geriye düştükten sonra rakip kalede gol arayan Beşiktaş’ın imdadına aylardır suskun golcüsü Nobre yetişti. Kendine has yeteneklerini kullanıp bir anda 2 gol atan ve takımını öne geçiren Nobre, adeta “golcü aramayın, ben burdayım” mesajı verdi.

Maçın ikinci yarısında defanstaki kötü görüntüsünden uzaklaşıp iyi bir futbol sergileyen Beşiktaş’ta, Quaresma yine maçın kaderini belirleyen isim oldu. Q7 bir sağda, bir solda rakibin başını döndürdükten sonra penaltı yaptırarak takımının rahatlamasını sağladı. Guti’nin kullandığı penaltı atışı da klasına yakışır cinstendi. Sonrasında ise sahneye yeniden çıkan Q7, sanal oyunlarda görmeye alıştığımız şekilde dümdüz koşarak hem oyuncuları, hem de kaleciyi geçti ve sadece düz koşuyla kendisi için de ilginç bir gol attı.

Beşiktaş’ta hala, ciddi bir rakiple karşılaşınca kalesinde goller görebileceği görüntüsü var. Ayrıca Mert Nobre’nin 2 golüne kanıp da “benim takımım golcü” kandırmacasına kapılmasınlar. Transfer dönemi bitmeden bir golcü takviyesi şart. Bu arada Nobre’nin 2. golünde faul vardı, Quaresma’nın pozisyonu ise penaltı değildi, doğruya doğru.

http://besiktas.theoffside.com/besiktas-team-news/previews/8-months-later-nobre-finally-scores.html

Süper Kupa Atletico Madrid’in!

Atletico Madrid Inter’i 2-0′lık skorla mağlup ederek Süper Kupa’nın sahibi oldu.

Şampiyonlar Ligi Şampiyonu ile UEFA Avrupa Ligi Şampiyonunu karşı karşıya getiren mücadelede İtalyan devi Inter ile İspanyol ekibi Atletico Madrid karşı karşıya geldiler.

Dev mücadelede Atletico Madrid Inter’i 2-0′lık skorla mağlup ederek UEFA Süper Kupa’nın sahibi oldu.

Karşılaşmada Atletico Madrid’e galibiyeti getiren golleri 62. dakikada Jose Antonio Reyes ile 83. dakikada Kun Agüero kaydetti. İki takımda tarihlerinde ilk kez Süper Kupa Finali oynadılar ve Atletico Madrid ilk kez Süper Kupa’yı müzesine götürdü.

UEFA Avrupa Ligi’nde Kara Gecemiz

UEFA Avrupa Ligi play-off turu rövanş maçları tamamlandı. Temsilcilerimizden Beşiktaş, HJK Helsinki’yi eleyerek gruplara katılma hakkı kazanırken, Trabzonspor, Liverpool’a, Galatasaray, Ukrayna temsilcisi Kaparty Lviv’e ve Fenerbahçe‘de Yunanistan temsilcisi PAOK’a elendi.

Gecede turu geçen ve yüzümüzü güldüren tek takım HJK Helsinki’yi deplasmanda da 4 - 0 yenen Beşiktaş oldu. Bu sonuçla Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi’nde gruplara katılmaya hak kazandı.

Galatasaray, ilk maçta 2 - 2 berabere kaldığı Ukrayna temsilcisi Karpaty Lviv karşısında son dakikada 1-0 öne geçmesine rağmen 90+3′te yediği golle Avrupa’ya veda etti.

Fenerbahçe ise Yunanistan temsilcisi PAOK ile oynadığı ilk maçta aldığı 1-0′lık yenilginin rövanşında 1-0 öne geçmesine rağmen normal sürede başka gol bulamadı ve maç uzatmaya gitti. Uzatma dakikalarında rakibin golüne engel olamayan Fenerbahçe de Avrupa kupalarına veda etti.

Trabzonspor ise ilk maçta 1-0 yenildiği İngiltere’nin dünyaca ünlü takımı Liverpool karşısında 1-0 öne geçmesine rağmen müsabakanın sonlarına doğru yediği gollerle 2-1 mağlup oldu ve Avrupa’ya veda eden 3. takım oldu.

Şampiyonlar Ligi’nde Rakipler Belli Oldu!

Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu. Manchester United, Valencia ve Glasgow Rangers’la aynı grupta yer alan temsilcimizin son torbadan iyi bir gruba düştüğünü söyleyebiliriz.

Ahtapot Paul İngiltere Dedi!

2018 ve 2022′de düzenlenecek Dünya Kupası’nın ev sahibi adaylarından biri de İngiltere. Geçtiğimiz günlerde İngiltere’de incelemelerde bulunan FIFA delegelerine tanıtım yapan İngiliz yetkililer son gelen haberlerle bir hayli rahatladı, çünkü “Kahin Ahtapot Paul” 2018 Dünya Kupası için ev sahibini İngiltere olarak belirledi. Paul’ün tahmin gücü düşünülecek olursa, İngilizlerin bir hayli rahatlaması ve kutlamalara başlaması gerekiyor:)

Her ne kadar İngiltere’de hedef 2018 olmazsa 2022 olsa da, asıl amaç 2018 yılını alıp işi bitirmek. Bu nedenle 2022′nin adını anmadan tamamen 2018′e odaklanmış durumdalar. Geçtiğimiz Dünya Kupası’nda hüsran yaşayan Capello ve öğrencileri de işin reklam kısmında boy gösteriyor.

İngiltere’nin Dünya Kupası adaylıklarındaki en büyük avantajı ise tabiki ülkenin geneline yayılmış harika stadları ve tesisleri. Şu an kullanımda olan bu stadlar ve tesisler çok iyi durumda olduğu için yeni inşaatlar yapma gereği de duyulmuyor. Az ve yeterli tamiratlarla bunların Dünya Kupası için hazır olacağı belirtiliyor. Ayrı bir futbol dünyasını içinde barındıran ülkenin bu avantajları FIFA delegelerini olumlu yönde etkiliyor.

İngiltere’ye adaylıkları konusunda yardımcı olan resmi elçileri de var. Futbolculardan David Beckham ve Rio Ferdinand, 2008 Formula1 şampiyonu Lewis Hamilton ve şarkıcılardan Noel Gallagher ve Sting gibi.

Rusya’da Herşey Dünya Kupası İçin

2018 ve 2022′de düzenlenecek Dünya Kupası için ev sahibi adaylarından Rusya, diğer adaylardan bir adım öne geçmek için herşeyi göze almış durumda.

FIFA’dan gelen delegeleri ağırlayan Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Dünya Kupası’nın ülkelerinde yapılması halinde vizeleri kaldırabileceğini belirtti. Bu konuda extra hükümet garantisi veren Putin, Dünya Kupası’nı izlemeye gelecek seyircilerin ülkeye giriş için vize almalarına gerek olmayacağını belirtti. Böylece şampiyona boyunca ülkeye maçları izlemeye gelecek olan futbolseverler sadece pasaportlarıyla giriş yapabilecekler ve vize zahmetinden de kurtulacaklar.

Hatırlarsanız, 2008 yılındaki Şampiyonlar Ligi finali Moskova’da oynanmış ve taraftarlar ülkeye giriş yaparken vize almamış, sadece pasaport ve maç biletlerini göstermişti. Bu uygulama zamanında çok takdir toplamıştı. FIFA delegeleri, bundan çok daha büyük bir organizasyon için hükümetin yine aynı uygulamaya gitmesini çok önemli ve memnuniyet verici olarak nitelendirdiler.

“Yeni Umutlar Yeni Shipperley’ler”

Bu post Sevgili Dostum Orçun Eryılmaz’a ithaf olunur. Büyük ihtimalle yazdıklarım çoğunluk için birşey ifade etmiyor ama tamamını okuduğunuzda belki sizin de hayatınızda Shipperley’ler olduğunu farkedebilirsiniz. En azından ben ve Orçun, bundan 13 sene önce Championship Manager’ı elimize aldığımızda ve bir Neil Shipperley furyası başladığında, ikimizden birinin şu an bu yazıyı yazacağını elbette hiç tahmin etmemiştik.

Şöyle izah edeyim.. Bahsettiğim 1997-1998 sezonuna takriben, Orçun Eryılmaz Galatasaray’ın başındayken Crystal Palace’tan Neil Shipperley’i ve Scunthorpe United’dan Mark Forrester’ı kadrosuna katar. O zamanların deyimiyle CM şimdiki kadar karmaşık değildi. Ucuz yıldız dediğimiz oyuncular daha revaçtaydı ve emin olun o adı sanı duyulmamış yeteneklerle taraflar şimdiki Football Manager’dan daha ateşli maçlara sahne olurdu. Benim Fenerbahçe takımım hakkında en ufak bir hatıram yok ama Orçun yönetimindeki Galatasaray, 1998 CM sezonunda efsane bir hal alır. Oyun editörleri 1994 senesinin Romario-Bebeto’sunu yaratmak isteseler bu kadarını yapamazlardı. O sezonun kayıtlı halinin olmasını isterdim. Forrester şov yapardı ama damgayı vuran başlıktan da anlaşılacağı gibi Shipperley’di.. Tezahüratı da “Yeni Umutlar Yeni Shipperley’ler”..

Bizim için yukarıdaki kelime bütünlüğü namını yıllar yılı yürüttü. Belki Türkiye sınırlarında kimse O’nun adını bile duymadı ama interaktif teknoloji!.. Türkiye’de birileri hala Shipperley’i hatırlıyor, uğruna tezahürat bile yapmışlar ve şu an SporLog sayfalarında (:

Şimdi ise O bizim meşhur Shipperley geldi çattı karşıma. TheOffside.com sitesi manşetinde hayat hikayesiyle ve önce-sonra diye resmedilen fazla kilolarıyla yer verdi oyuncuya. Yazıyı görünce geçmişte ailecek çekilen VHS videoları izlemiş gibi sahiplendim konuyu. Resimde de göreceğiniz gibi kilolarıyla ünlü Ronaldo artık hak getire. Bizim Shipperley görünüşüyle eskisinden çok farklı. Canladırdığımız umut emsalinden oldukça uzak. Daha da önemlisi bu benim O’nunla ilgili bir fotoğrafı ilk görüşüm, aşinalık sadece isim çağrışımı (:

Shipperley yıllar yılı bize ne kadar umut oldu ya da O’nun umut dolu tezahüratları kime ne ifade etti? Belki hiç birşey ama yakın geçmiş unutulunca bize şunu hatırlattı: umut biziz ve O’nu yaşatan bizim ufak anları sonsuza çevirdiğimiz dostluğumuz. Eğer Orçun ile halen dost olmasaydık belki bu yazı daha anlamlı olurdu, neyseki biz şanslıyız.. Forrester yardımcı oyuncuydu, peki kimler içindeki Shipperley’i yıllar yılı yaşatıyor ve geriye dönüp eski resimlerle mutlu oluyor? 40 sene sonra dahi kulağımda yankılanacak bir nedensiz, bir nedenili iki isim var: Shipperley ve Umut..

Ayrıntı Orta Sahada, Sorun Mesafede, Husumet Aşıda Gizli

Dün akşam izlediğimiz derbi kesinlikle sıradan bir maç değildi, son zamanlarda sehir zevki en yüksek karşılaşmalardan biriydi. Trabzonspor’un Şenol Güneş yönetimindeki modern futbolunu, Fenerbahçe’nin Aykut Kocaman’la etkili mücadelesini ve sahada tüm bunlar yaşanırken centilmenliği & kaliteyi üst seviyede tutmayı amaçlayan futbolcuları ve tabiki Trabzon seyircisini kutlamak gerek.

3-2 ev sahibi takımın galibiyetiyle sona eren güzel maçla sadece bir sporsever olmanın mutluluğunu yaşamadık aynı zamanda FUTBOL adına çok tartışılan orta saha konusunda önemli bir yargıya ulaştık;

Örneğin Cristian Baroni, Selçuk Şahin gibi futbolcuları tartışmak yerine sadece yeşil sahadaki MESAFELERİ düşünün. O futbolcuları eleştirirken aslında neden eleştirdiğimiz; oynamadıkları futbollarında değil kendilerine atılan pasların altında gizli. Pasın yeşil çimlerde süzülüş anında, momentum!

Küçükken ilk topla buluştuğumuzda halen zihnimizde canlandırdığımız hocamız bize neyi öğütler? “TOPU ÜSTÜNE BEKLEME TOPA HAMLE YAP” O zaman iyi futbolcu kötü futbolcu ayrımını ayırt etmek için dün akşamki zevkli derbi sonunda iyi bir nüans yakaladık. Eğer profesyonel bir futbolcu -hele hele bir orta saha oyuncusu- kendisine atılan pasa hareketlenmiyor, aksine geri geri çekilip futbolun en esas doğası TOPTAN uzaklaşıyorsa ortada kesin eksiklik var demektir. Dünyada saniyenin onda birinde rekorların kırıldığı spor dalları varken, atılan pası üstüne bekleyen oyuncu sadece zamanını boşa harcar, top ona gelince ne yapacağını bilemediği için süre kazanmayı çalışır ve kendine güveninden yoksundur.

Aynı durum Galatasaraylı Mustafa Sarp ve Barış Özbek içinde geçerli. Fenerbahçe ve Galatasaray gibi iki güzide kulüpte sözünü ettiğim oyuncuların tartışılma nedeni bundandır. Ve anladığım önemli bir nokta daha: karşı takımın etkili oyuncusundan çok takımlara zarar veren asıl neden, kadrosunda yer alan güvensiz futbolcularıdır. Malesef, biz bırakın o tür oyunculardan uzak durmayı, onları ilk onbirde maaşlı futbolcu yapıyoruz. Bence özellikle iki büyük kulübümüzün öncelikle bu limitli orta saha sorununa çözüm bulması gerekiyor. Emin olun pasa hareketlenen oyuncu tüyosuyla yapılacak transferler doğru transfer olur! Bu konuda kadrosunda yetenekli Ceyhun Gülselam ve Selçuk İnan’dan oldukça verim alan Şenol Güneş’i tebrik etmek lazım.

Veee müthiş spor medyamız içinde kısa bir not! Özellikle son senelerde, sanki birileri basının içine daldı ve çoğunluğa husumet aşısı yaptı.

Dünkü karşılaşmayı izlerken kendi kendime “bu kadar güzel maçtan sonra artık yazacak çirkinlik bulmazlar, izlenen gerçek futbolu met ederler” diye düşündüm ama yanılmışım! Bazıları için Bilica’nın kale içine girmesinin nedenlerini sorgulamak, Şenol Güneş’in modern futbolunu yorumlamaktan daha değerli olmuş; ya da Alex’in Paok maçı için yedek kalmasını Aykut Kocaman’la kavgalıymış gibi lanse etmek, genç kaleci Mert Günok’un cesur performansından daha anlamlı olmuş. Kendine sporsever diyenler ve özellikle kendilerini bu konuda söz sahibi hissedenler futbolun seyirinden keyif almayacakta neden alacaklar? Zaten çabuk galeyana gelen taraftarlara örnek olmayı ve saygıyı empoze etmek yerine her ufak ayrıntıda gizem tohumları ekmek neden? Neden birileri sadece futbolla mutlu olmak varken, mutsuz insanlar arar ve onlarla tatmin olmaya çalışır?

Futbolu, yalan ve husumetle devam ettirmeye çalışanlar hatırlamalıdır ki; futbolu halen spor olarak gören ve onu tarihi, kültürü ve sosyal dayanışmasıyla yaşatmaya çalışanlar var. Onlardan biri Aceto Balsamico’nun Editörü Sevgili Bülent Timurlenk. Kendisini çoğunluk tanıyordur ama O’nu tanımak sadece yazılarını takip etmek değil, yarattığı özgün cümlelerinden önemli alıntılar çıkarmaktır. Bende, Bülent Timurlenk’in spor medyamız konusunda kaleme aldığı çok güzel bir tanımlamasını buraya taşıyarak yazımı noktalıyorum ve çoğunluk için yaşadığı güzelliklerin farkında olmasını diliyorum..

“MEDYA:Araç takip mesafesini, gazeteciliğinde de ayarlamayanlar… Kendi egoları, ihtirasları için kaleme sarılanlar… Mesafeyi kısa tutup, yönetimin, futbolcunun içine dalan, öndeki frene bastığında kaza yapanlar…” Bülent Timurlenk

 Good News and Bad News: Trabzonspor 3-2 Fenerbahçe

Futbolun Gerçek Yıldızları

Bu hikaye hiçbir zaman tezahürat yapılmaması gereken futbol maçlarının hikayesidir…

14-22 Ağustos 2010 tarihleri arasında Hereford’un ev sahipliği yaptığı 2010 Körler Dünya Kupası insanı farklı duyguların içine sürüklüyor.

Dünyanın genelinde futbol maçları samba bandoları, vuvuzela korolorı ve ateşli taraftarların sloganları arasında oynansa da, görme engelli futbolcuların sahada olduğu maçlar tam bir sessizlik içinde geçiyor. Kurallara göre top oyun dışına çıkmadığı sürece izleyicilerin sessizliğini korumaları gerekiyor. Çünkü oyuncuların futbol oynayabilmek için birbirlerinin ve daha da önemlisi topun sesini duyabilmeleri gerekiyor. Topun hareketi esnasında çıkarttığı hışırtı benzeri ses sayesinde oyuncular topun yerini tespit edebiliyorlar.

Tahmin edebileceğiniz gibi futbolun oynanış stili de farklı. Oyuna kısa paslar hakim ve oyuncular çevik ayak hareketleriyle topun ayaklarından 5-10cm’den fazla uzaklaşmasına izin vermemeye çalışıyor.

Büyüleyici ayak hareketleri, yerinde paslar ve topun sesi, oyuna hipnotik bir kalite veriyor. Bütün bunlar da izleyenlerin oyuncuların topu vurdukları yeri görmediği gerçeğini de unutmasına yardım ediyor.

Görme yetisini kaybetmeden önce hevesli bir futbolcu olan Keryn Seal, kendi stilini görme engellilerin oynadığı futbola adapte etmiş. 28 yaşındaki Keryn, doğduğunda kör olmayan diğer takım arkadaşları arasından görme yetisini en geç kaybeden oyuncu. 20 yaşında geçirdiği konjenital göz rahatsızlığı, 2 ay içerisinde görme yetisini kaybetmesine neden olmuş. Futbol, İngiltere milli takımında oynayan Keryn’in hayata tutunmasını ve aktif kalmasını sağlamış.

Dünyanın farklı yerlerinden bu turnuvada buluşan oyuncuların futbol aşklarını ve hayat enerjileri takdir etmemek imkansız. Kupanın oynandığı Hereford’da da onların bu çabalarının takdir edildiği maçların hiç birine bilet kalmamasından belli oluyor.

Kupa hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için http://www.blind2010.com/ adresini ziyeret edebilirsiniz.

 Not: Özge Parlas’a katkılarından dolayı teşekkür ederiz:)

Birileri Ligimizi Küçümsüyor

Spor Toto Süper Lig’in 2. haftasında kendi evinde seyircisinin karşısına ilk kez çıkan Beşiktaş, İstanbul B.B.’ye 2-0 mağlup oldu. Daha önceki yorumlarımda söylediğim gibi Bernd Schuster halen daha işin ciddiyetini kavramış değil. Maçları hazırlık maçı gibi görüyor ve her maç değişik oyuncularla neler yapabileceğini görmek istiyor. Bugünkü maç öncesi de Schuster rakibi küçümseyerek kimsenin anlayamadığı bir kadro sürdü sahaya. Fakat kumar tutmadı ve sonuç hüsran oldu.

Maç öncesi kime sorsanız Bobo ve Zapo’nun ilk 11′de oynayacağını düşünürdü. Öyle olmadı, hatta 18 kişilik kadroya bile alınmadı bu ikili. Üstüne Guti yedek oturtuldu ve Delgado sürüldü sahaya. Anlaşılan ya kimse rakibin özelliklerini anlatmamış Schuster’e ya da inatçı bir kişiliğe sahip kendisi. Rakip takım kapanıp hızlı kontra atağa çok adamla geçebilen bir takım. Senin defansın neredeyse orta sahada kurulu ve çizgi halinde oynuyor. Geriye rakip futbolcu sarktığı zaman hızlı bir defans oyuncusunu koyman gerekir o bölgeye. Ferrari her ne kadar iyi bir defans oyuncusu olsa da, bu sisteme uyan hızlı bir oyuncu değil. Nitekim yenilen ilk golde de ağır kaldığını görmüş olduk. İstanbul B.B.’yi yeterince tanıtmış olsalar Ferrari’nin oynamaması gerektiğini bilirdi Schuster. Eğer Zapo sahaya sürülseydi defansta böyle bir problem yaşanmazdı. Anlam veremedim diğer konu ise Bobo’nun kadroya alınmayışıydı. Zaten senin ekibin bana golcü lazım diye bağırıyor, sen neden elindeki kaliteli tek forveti kadroya almazsın. Golcün olmadan sahaya çıkmak kalecisiz çıkmak gibi birşey. Forvet diye çıkardığın, güvendiğin kişiler sahada bir bir döküldü. Herşeyi Quaresma mı yapsın takımda? Guti’yi kenarda bekletiyorsun yerine Delgado’yu alışık olmadığı bölgede oynatıyorsun. Adam da çıkarken doğal olarak yuhalanıyor. Baktın ilk yarı gidişat tahmin ettiğin gibi değil, neden hemen oyuna müdahele edip Guti’yi almıyorsun? Bir pas atar bir anda golü bulursun. oyun değişir. Bana kalırsa bu maçtan sonra Delgado’nun da Holosko’nun da kredisi tükendi ve her ikisi ya da en azından biri gönderilecektir. Nihat’ı da haklı olarak yuhaladı taraftar. O da alkışlayarak karşılık verdi. Şimdilik bazıları “Beşiktaş’ın çocuğu” diyor, yakında onlar da tepkisini gösterirse hiç şaşırmam.

Bu maçta alınan yenilginin tek sorumlusu Bernd Schuster’dir. Bir kumar oynadı, rakibi küçümsedi ve kaybetti. Artık gidecek oyuncuları belirleme çabasından vazgeçsin, onları piyasaya sunup önemli oyuncu havası katacağına biletlerini kessin. Schuster, ligimizin küçümsenmeyecek bir lig olduğunu da daha kendi sahasındaki ilk maçta görmüş oldu. Tayfur Havutçu’yu tribüne göndereceğine yanına alsın da rakipler hakkındaki bilgisi artsın, ona göre davransın.

Joe Cole Diyetine Devam

Trabzonspor UEFA Avrupa Ligi maçında dün Liverpool karşısında 1-0 yenilerek tur için şansını sürdürdü. Maçın kader anı Joe Cole‘ün kaçırdığı penaltıydı. Trabzonspor kalecisi Onur Kıvrak‘ı devam eden başarılı formundan dolayı kutlamak gerek.

Daha önemlisi Liverpool formasıyla 1.maçında kırmızı kart gören Joe Cole, dün de 2. maçında penaltı kaçırarak ilginç bir istatistiğe imza attı. Eğer yeni takımıyla 3. maçında kendi kalesine gol atarsa çok erken bir saatte Liverpool’un tarih sayfalarındaki yerini alabilir.

Bu senaryo bana İlyas Salman‘ın futbolcu olduğu filmi hatırlattı. Joe Cole futboldan uzak kaldığı Chelsea’de o filmi fazla izlemiş, Liverpool bedelsiz aldığı yıldızının diyetini ödüyor sanırım. Joe Cole diyeti (:

BloggerV.com üyesidir.