Arşiv 'Futbol'

240 Milyon € Ve Çeyrek Finali Görememek

Olmuyor…olmuyor…Lyon’un laneti Real Madrid’in üzerinde dolaşmaya devam ediyor. Çok büyük paralar harcanıp çeyrek final bile görememek en büyük hayal kırıklığı olsa gerek Madrid yönetimi ve taraftarı için. Acaba sorun Real Madrid’de mi yoksa gerçekten de Lyon’a karşı bu formalarla oynayamıyor mu futbolcular.

Real Madrid, geçmişteki Avrupa Şampiyonlar Ligi maçlarında Lyon’u hiç yenememişti. Avrupa Şampiyonlar Ligi tarihinde 2 kez aynı grupta mücadele eden iki takımdan Olympique Lyon sahasında 2 galibiyet alırken, Madrid’deki diğer 2 maç ise beraberlikle sonuçlandı. Bu kez 2. turda eşleşen iki takımın karşılaşmalarında, kendi sahasında 1-0 galip gelen Lyon, deplasmanda zorlu rakibi ile 1-1 berabere kalarak adını çeyrek finale yazdırdı.

Elenmenin getirdiği yankılar ise İspanyol basınında, teknik direktör Manuel Pellegini ile futbolculardan Raul ve Guti’nin sezon sonunda gönderileceği şeklinde oldu. Hatta İspanyol basını Los Galacticos yöneticilerinin takımın başına Arsene Wenger’i getirmeyi planladığını yazdı. Arsene Wenger ise bu planları daha başlamadan bitirecek sert açıklamlar yaptı, ama bu açıklamaların en önemli ve herşeyi özetkeyen noktası şuydu:  “240 milyon Euro harcamak, kupa kazanmayı garantilemiyor”

Bu Çocuklar İstiyor!

Oynadığı son iki maçta Beşiktaş’ın futbolu için “Eski Brezilya’yı izledim” gibi iddialı sözler söyleyemesem de şu bir gerçek ki bu takım şampiyonluğu istiyor, hem de çok.

Dünkü Beşiktaş-İstanbul B.Belediye erteleme maçı çok krıtikti kartal için. İstanbul B.B. iyi bir takım, neler yaptıkları ortada. Evinde oynadığı maçlarn stresi altına giren bir Beşiktaş bu maçı kazandığı takdirde artık kesin zirve ortağı oluyordu. Nitekim dün gece stres yoktu istek vardı. Maçın başından sonuna kadar maçı kazanma hırsının taraftarla bütünleşmesini izledik. Taraftar şampiyonluk havasına girdi bile.

Savunmada bol presli, alan daraltan çabuk oyunu ligimizde Beşiktaş’tan iyi yapabilen yok çünkü oyuncu kadrosu buna uygun. Defansın önünü savunma anlamında kalabalık tutan Denizli’nin bu takımın gol atabileceğini ve pozisyona girebileceğini iki maçtır görüyoruz. Mustafa Denizli’nin oyun felsefesine göre önce karşı takımı oynatmayacaksın sonra etkili ayaklarla vuracaksın. Zaten takım da bu tarz oyun sitilini benimsemiş durumda.

SERDAR ÖZKAN MESELESİ

Bu konu hakkında da bir şeyler söylemeden geçemeyeceğim. Söylenenlere göre Serdar Özkan sözleşme yenilemeye pek yanaşmıyormuş. Hatta çuvalla para istiyormuş yönetimden. Ben merak ediyorum Serdar Özkan ne yüzle ciddi miktarda paralar isteyebiliyor. Şu an farkında mı acaba kariyerinin dönüm noktasında olduğunun. Ya Beşiktaş’ın futbolcusu olmaya devam edecek ya da unutulup gidecek Türk futbolunda. Yetenekleri belli olan bir futbolcu Serdar Özkan daha fazla bir gelişme gösterecek kapasite de değil. Eğer Beşiktaş sana bu halinle yeni sözleşme teklif ediyorsa üçe beşe bakmayıp basacaksın imzayı, oynadığın yerin kıymetini bileceksin. Ama sen görüşmelere bile kendin gelmeyip menajerini yolluyorsan eğer bu yaptığın çok büyük bir terbiyesizliktir. Zaten sen o zaman duruşunla Beşiktaş kulübüne yakışmayacak bir futbolcusundur. Bu hareketinden sonra Serdar Özkan’a yol verme vakti gelmiştir.

Nasri’nin Solosu ve Bendtner’in 3′lemesiyle

Şampiyonlar Ligi’nde Arsenal, 2-1′lik yenilginin rövanşında çıktığı maçta Porto‘yu 5-0 mağlup ederek, hatta dağıtarak çeyrek finalist oldu.

Ev sahibi Arsenal maça klasik başlangıcını yaparak etkili başladı. İngiliz temsilcisi, 9. dakikada Bendtner’in attığı golle karşılaşmada 1-0 öne geçti. Dakikalar 25′i gösterdiğinde bir kez daha sahneye çıkan Bendtner, skoru 2-0′a taşıdı. Karşılaşmanın ilk yarısı bu sonuçla geçildi. İkinci yarıda da baskılı bir oyun oynayan Arsenal, 63. dakikada Nasri’nin attığı golle 3-0 öne geçti. Bu golden 3 dakika sonra Eboue,  farkı 4′e çıkarttı. 89. dakikada ise gecenin yıldız ismi Bendtner son sözü söyledi 5-0.

Bendtner’in “hat-trick hero” olmasının yanı sıra Samir Nasri’nin solo performansıyla attığı muhteşem gol gecenin güzellikleriydi. Şu bir gerçek ki Porto’nun ilk maçı 2-1 kazanmasından sonra bu skorun yetmeyeceği çok açıktı. Arsenal’e karşı evinde daha farklı kazanacaksın ki tur için bir şansın olabilsin, yoksa bu kadar genç ve evinde oldukça agresif, organize bir takıma dayanmak güç. Dün gecenin başka bir ayrıntısı ise Fabregas’ın olmamasına rağmen bu kadar farklı bir skor olmasıydı. Sagna’nın da dediği gibi Arsenal’in  sadece Fabregas’tan ibaret olmadığını da göstermiş oldular.

O Diyorsa Doğrudur :)

A.Madrid maçında Agüero’nun yüzüne tekme atıp sakatlayan Galatasaraylı Servet Çetin, Arjantin Teknik Direktörü futbol efsanesi Maradona’yı çılgına çevirdi. Çılgına dönmüş bir Maradona’nın nasıl konuşabileceğini az çok tahmin edebilirdik zaten.

Almanya ile oynanan hazırlık maçı öncesi gazetecilere konuşan Arjantin Teknik Direktörü Maradona “Bir yıldız futbolcunun kafasını tekmeleyen savunmacıya çok az rastlanır. Maalesef Servet gibi kazmalar da futbolcu oluyor” diyerek Servet’e “kazma” damgasını vurdu. Maradona bu sözleri söylemişse mutlaka bir bildiği vardır diyeceksin ve geçeceksin :) Adam tabiki damadını çok seviyor, çocuğun canını acıtınca Servet, sözünü sakınmayan Maradona’nın da hışmına uğramış oldu. 

Maradona’nın bu sözleri üzerine Servet Çetin ise, “O hareket pozisyon gereği oldu. Maradona’ya cevap vermem” diye konuştu. Bence Servet Maradona’ya cevap vermemekle en iyisini yapmış, haddini bilmiş :) En azından olaya iyi yönünden bakmalı. Koskoca Maradona artık Servet’i tanıyor ve bütün dünyaya ondan bahsediyor.

En İyi Transfer: Taraftar

Futbol takımlarını her konuda tartışabiliriz ancak taraftarına adam akıllı maç izletecek imkanı tanımayan ağzıyla kuş tutsa nafiledir. Bir kulübün hizmet ettiği tek bir mutlak gerçek vardır o da TARAFTARLARI. Ve beraberinde ev vazifesindeki stadları, sevenlerine sunacakları en somut sevgi gösterileridir. Diğer takımlar ve stadları karşılaştırınca şanslıyım ki Şükrü Saraçoğlu gibi bir yerde maç izliyorum. Özellikle siyasetçilere, cemmatlere, rantçılara olmayan taraftarlarına hizmet edip Belediyenin-TOKI’nin barakadan bozma stadlarında maçlarını oynayan takımları düşününce, taraftarın gözü nerede kararıyor mantıksızlık nerede başlıyor daha net anlıyorum.

Bu yüzden Fenerbahçe takımı en doğru işlerden birini yaptı ve bilet fiyatlarını önümüzdeki maçlar için birkez daha indirme yoluna gitti. Bu zevkten tüm izleyenler nasibini alsın diye transfer sezonu dışında en önemli transferine kucak açtı: Taraftar Desteği.

Turkcell Süper Lig 28. hafta Fenerbahçe-Kayserispor Maçı Bilet Fiyatları (4 Nisan Pazar)

Kale arkaları: 22 lira

Fenerium üst H-I bloklar: 66 lira

Fenerium üst C-D-F-G bloklar: 88 lira

Fenerium alt G blok: 132 lira

Fenerium alt B-F bloklar: 165 lira

Fenerium alt C-E bloklar: 195 lira

Fenerium alt D blok: 265 lira

Ha Diyarbakır Ha Kadıköy!

Pazar günü, haftasonu kayak tatili yapmak için arkadaşlarla gittiğim Uludağ’dan dönüyorum. Cumartesi günkü tipinin acısını pazar günü 5 saat kayarak çıkarmanın keyfiyle yolculuğun sonuna doğru yaklaşıyoruz.

Bir kısım yolcuları Kadıköy’de indirdikten sonra saat 21.45 civarı Kadıköy’den yola devam edip Şükrü Saraçoğlu Stadınının yanından Çevreyoluna bağlanacağız. Şans bu ya, tam da Fenerbahçe-Antalyaspor maçının çıkışına denk gelmiş durumdayız ve trafik biraz ağır ilerliyor.

Maçın 1-0′lık Fenerbahçe galibiyeti ile sona erdiğini öğrenmiş, arkadaşlarla tam da durumun kritiğini yaparken birden otobüsümüzün içi cama gelen taş sesleriyle çınlamaya başlıyor. Ne olduğunu anlayamadan ve panikle hepimiz yere eğiliyoruz ama herbiri kafam kadar olan taşlar otobüsün camlarına isabet etmeye, camlar da kırılmaya devam ediyor.

Polis müdahalesinin ardından korkarak kafamızı camdan çıkarıyoruz ve o an yoldan yürüyerek giden bir kaç Fenerbahçe formalı magandanın saldırısına uğradığımızı anlıyoruz. Herhalde sayımızı kalabalık görünce bizi Antalyaspor taraftarı zannedip, dur bakalım şunların kafalarına şu taşları yapıştırıp eğlenelim, belki içlerinden bir kaçı şuracıkta beyin kanamasından ölür de biz de makara yaparız diye düşündüler.

Cumartesi günü Diyarbakır’da yaşananları endişeyle izlerken, başımıza benzerinin gelebileceğini hiç aklımızdan geçirmemiştik doğrusu. Hele hele ortada hiç bir neden yokken!

Düşünebiliyor musunuz, ülkemizde hiç bir neden yokken, sırf eğlence olsun diye insanlar sizi öldürmeye çalışabiliyor, siz de yok yere can verebiliyorsunuz. Adam öldürmek, yaralamak gibi kavramlar bu hukuksuzlukta o kadar basite indirgenmiş durumda ki, İstanbul’un göbeğinde insanlar eğlence amaçlı suç işleyecek, olayı görenler de kaygısızca izleyecek duruma gelmişler.

Bu durumun sadece futbolla, holiganizmle özdeşleştirilmesi tabiki imkansız ve yanlış olur ancak, dün canlı olarak tanık oldum ki, ülkemizde anarşi çok tehlikeli bir hal almaya başlamış ve futbol maçları suç işlemek için alet, tutulan takım dayanak, rakip takım ise bahane olmuş durumda.

Bu kanaate varmamın nedeni ise çok basit, taşlanan otobüsümüz Antalyaspor’a bile ait değil. Herhalde bu saldırı, birşeyleri bahane ederek gerçekleştirilen, öylesine bir eylemden ibaret olmasaydı, en azından doğru hedefi vururlardı. Demek ki neymiş, otobüse o taşları sallamak için futbol maçı bir araç, fenerbahçeli olmak bir dayanak ve herhangi bir takımla maç yapıyor olmak da basit bir bahane halini almış vaziyette.

Tabi bu olay basının gündemine bile gelmedi, ne de olsa bizde ölümlü, ağır yaralanmalı olay olmadıkça gazeteye, televizyona çıkmaz. Zaten gündeme gelse bile birileri çıkar “üç beş densizin yaptığı hareketi bütün Fenerbahçe veya Galatasaray veya Beşiktaş camialarına mal etmek doğru olmaz” diyip işin içinden çıkılır.

Kimse kusura bakmasın ama artık yetti. Ben bu olayları yapan kişileri, tuttukları camilara mal ediyorum, tıpkı dün taşı sallayanları tüm Fenerbahçe camiasına mal ettiğim gibi. Yıllardır aynı yalanları Millete yutturup duruyorlar. Türkiye’de sporda şiddet yüzünden insanlar öldü, sporcular yaralandı, toplu kavgalar yaşandı, sahada sporcular birbirlerine girdi, peki daha ne olsun?

Yani devletimiz önlem almak için daha neyi bekliyor. Bence 700 milyon Euro’yu gereksiz bir Avrupa Futbol Şampiyonası’na ayırmak yerine sporda şiddetin önlenmesine ayırsalar bizler daha huzurlu olacağız.

Beceremiyorlarsa da çözüm çok açık ve net; tüm spor müsabakaları süresiz iptal edilmeli. Hiçbirşey, insanların hayatından daha değerli değildir, olamaz da. Eğer bir organzisyon (organizasyonsuzluk demek aslında daha iyi olur) yüzünden insanlar ölüyor ve ya yaralanıyorsa, o organizasyon derhal sona erdirilmelidir.

Bu ütopik tedbir bir kere alınsa, sporda bir daha asla şiddet kalmaz. Neden mi, çünkü spor klüpleri bu kaostan beslenemez ve zarar görürler de ondan.

Kasaplar İçin Emsal Karar

Bugün okuduğum ilginç bir haberi aktarmak istiyorum sizlere. Saha içinde yaptığı sert hareketler nedeniyle birçok defa ceza alan Mark Chapman’a ‘kasten adam yaralamak’tan 6 ay hapis cezası verilmiş.

İngiltere’de amatör futbol liginde geçen ekim ayında Long Lawford ile Wheeltapper arasındaki maçın son saniyelerinde bir faul yapılmıştı. Long Lawford’da oynayan Mark Chapman (20), rakibi Terry Johnson’a (26) çelme takarak bacağının 2 yerden kırılmasına neden olmuştu. Kemikleri birleştirmek için bacağına çivi takılan Terry Johnson’a doku nakli de yapılmıştı. Terry Johnson’ın futbol hayatı bu sert hareketle sona ermişti.

Daha önce saha içinde yaptığı sert hareketler nedeniyle birçok defa ceza alan Mark Chapman’a ‘kasten adam yaralamak’tan 6 ay hapis cezası verildi. Böylece ilk kez futbol sahasında yapılan bir faul için hapis cezası verilmiş oldu.

Hukuksal açıdan bakacak olursak; Chapman’ın avukatı haklı olarak Arsenal’li Ramsey’in bacağının kırılması örneğini vererek hareketin aynı olduğunu, fakat karşı tarafın bu olay nedeniyle hapis cezası almadığını belirtmiş. Bunun üzerine hakim ise olayın aynı olmadığını Chapman’ın sert hareketlerini bir çok maçta tekrarladığını ve yaptığı hareketin sonucunu öngörebileceğinden bahisle bilerek ve isteyerek şiddet uyguladığını, sakatlığın sonucunda ise mağdurun futbol hayatının bittiğini, bunun bir cezai sorumluluk doğuracağını beyan etmiş. Hakim böylece emsal bir karar vermiş İngiliz futbolunun kasapları için.

Bu Mark Chapman isminde de bir şey var sanırım, bir suça yönelme isteği. Aklıma The Beatles’ın efsane üyesi John Lennon’ı vurarak öldüren Mark Chapman geldi: “The small part of me must be the Devil”

Les Misérables

Fransız yazar Victor Hugo’nun ünlü eseri Les Misérables (Sefiller) yine sahnede. Ancak bu sefer Fransa teknik direktörü Raymond Domenech‘in ellerinde hayat buluyor. Aslına bakarsanız Domenech’in geldiği günden beri Fransa Milli Takımı ‘Sefiller’i oynuyor. En azından fransız spor basınının ortak kanısı bu yönde.

Çarşamba akşamı Stade de France‘da oynanan maçta Domenech, Paris’te son kez taraftarlarının önüne çıktı. İspanya‘ya karşı 2-1 kaybedilen maçla gider ayak, kendi evindeki 42 yıllık yenilmezlik ünvanı da son buldu. Bir geleneği daha elleriyle kesip atan Domenech’e göre “bu mağlubiyet bir facia değil. Dünya Kupası final yolunda işler tıkırında”.

Ne yazık ki demode teknik adamın çilesini çekenler sadece Fransız taraftarlar değil. Şampiyonluklara imza atan altın neslin çocukları Henry, Govou, Evra gibi oyuncular da sergilenen eserden nasibini aldı ve almaya devam ediyorlar. Stade de France’da maç sonunda taraftartarların takımı yuhalaması ise gelinen noktanın en açık örneğidir.

Tabii Fransız defans oyuncusu Ciani ve maçı anlatan TV8 spikerine artı parantez açmak gerek. Torres’in bir pozisyonda Ciani’yi 3 kere çalımlayarak dalga geçmesi ve maçın spikerinin 42 yıllık yenilmezlikten habersiz olması akşamın git-gel’lerindendi. Domenech diğer maçta da Ciani’yi oynatır ve TV8 spikeri başka maça yine yetersiz araştırmayle gelip oyuncu isimlerini yanlış telaffuz ederse ‘Sefiller’den daha çok bahsederiz.

Ekrem “Dağ”ları Aştı!

Avusturya A Milli Futbol Takımı, Viyana’da karşılaştığı Danimarka’yı 2-1 yendi. Avusturya’nın gollerini 12. dakikada Schiemer, 37′de Wallner atarken, Danimarka’nın tek golü 17. dakikada Bendtner’den geldi. Bu arada Avusturya Milli Takımı kadrosuna davet edilen Beşiktaşlı futbolcu Ekrem Dağ, ilk kez Avusturya Milli Takımı formasını giydi. Karşılaşmaya ilk 11′de başlayan siyah-beyazlı futbolcu, 90 dakika oyunda kaldı.

Beşiktaş’a ilk geldiği zaman bu adamın iş yapmayacağını, gereksiz transfer olduğunu söyleyenler olmuştu. Zaman geçtikçe Ekrem kendini kanıtladı, büyük takımın  futbolcusu olmanın verdiği yükü kaldırarak ve sahada çok çalışarak kendine sürekli bir yer edindi. Savunmada olsun, hücumda olsun hep katkı sağladı takımına, gol attı, attırdı. Yükselen form grafiğini Avusturya Milli Takımı zaten daha önce görmüştü fakat o hep A Milli Takımımızı hayal ediyordu, sürekli teklif bekliyordu. Olmadı, milli takımımız istemedi Ekrem’i, o da gitti onu isteyeni seçti doğal olarak. Kesinlikle gerektiği zaman faydanılabilecek bir futbolcuydu Ekrem Dağ, bazı futbolcularımızın aksine canını dişine takıp sahanın her yerinde olabilecek çalışkan, faydalı bir futbolcuydu. Eğer Mustafa Denizli ondan vazgeçememişse bir bildiği vardır elbet diyor ve Avusturya Milli Takımında başarılar diliyorum Ekrem’e. 

“Arda”sal Hareketler Bunlar

Bir çok kez basınımızın, bizim ve hatta dünya basının bahsettiği Arda Turan‘ın Liverpool’a transferi için Arda Turan’dan da ilginç açıklamalar geldi: “In Europe, I am a Liverpool supporter, so if I go to play in Europe, I would like to play for them.” ve bu sözler haftanın sözü seçildi Sky Sports tarafından.

Arda Turan Avrupa’da Liverpool taraftarı olduğunu ve eğer Avrupa’da oynayacaksa Liverpool’da seve seve oynayacağını beyan ederken hayalinin her zaman üst seviyedeki Avrupa takımlarından birinde oynamak olduğunu da belirtti.

Doğru veya yanlıştır, fakat Rafa Benitez’in her zaman Arda hayranı olduğu yazılıp çizildi ve Arda da bu hayranlığa “Ben zaten Liverpool’luyum” diyerek ilginç bir yanıt verdi. Arda’nın bu açıklaması bana komik geldi doğrusu. Onun gibi bir futbolcunun transfer için böyle bir açıklama yapmasına gerek yok. Üst seviye takımlarda oynamak istiyorum diyorsun fakat sonra da Liverpool’luyum diyerek Premier League’de tek hedefe yöneliyorsun İngiltere’deki diğer büyük takımları hiçe sayarak. Tam ülkemiz futbolcusuna uygun bir açıklama olmuş, çok profesyonelce.

UEFA Finans Raporu Analizi

Ekonomik göstergeler hayatımızın bir hayli içinde. En basitinden kendimizce banka ekstrelerini kontrol ederken ya da süpermarket fiyat listelerini incelerken habersiz micro analizler yapıyoruz. Geçmiş tecrübelerimizi güncel rakamlarla karşılaştırıp en doğru bilgiye ulaşmaya çalışıyoruz. Futbolda da öyle.. Bilet fiyatlarını araştırırken, hangi oyunucu ne kadara transfer oldu diye okurken ya da maçları optimum maliyetle izleme fırsatlarına bakarken, yaptığımız iş genelinden farklı değil.

Özellikle 2000′li yıllarda büyüyen ekonomisiyle ‘futbol’, ekonomistlerin en büyük ilgi alanlarından biri haline geldi. Henüz ülkemizde şeffaf bir futbol sayfasından söz edemesekte, dünyada bu konuda önemli adımlar atıldı. Küresel futbol finans analizlerinde, somut verilere ulaşma adına Deloitte gibi uluslararası denetim şirketleri başı çekerken, federasyonlar ve dev organizasyon şirketleri de önlerini görmek ve etkin parametreler oluşturmak adına kendi araştırmalarını yapmaya devam ediyorlar.

Son olarak Avrupa Futbol Federasyonları Birliği UEFA, “Avrupa Kulüplerinin ve Liglerinin Görünümü” üstüne 2008 verilerini baz alarak “The European Club Footballing Landscape” adı altında oldukça dikkat çekici bir rapor oluşturdu. 53 Avrupa liginden 732 futbol kulübünün incelendiği 80 sayfalık raporun içeriğinde; lisans sistemi, ülkelerin genel futbol görünümleri, stadların durumları, kulüplerin finansal yapıları, şampiyonalardaki rekabet gücü ve futbolcu transferleri yer alıyor.

Futbolda haksız rekabetin önüne geçmek ve finansal omurgayı güçlendirmek için ortaya çıkan başlıca UEFA verilerine bakmanızda yarar var:

  1. 2009 senesinde 1300′den fazla takım lisans işlemi gerçekleştirdi.
  2. 53 ülke futbol birliğinden 43′ü, en az 1 takımın lisansını ya da lisans başvurusunu iptal etti.
  3. Lisans şartları sağlanmadığı için 5 ülkeden 6 takım avrupa kupalarına katılamadı.
  4. 17 federasyon profesyonel liglere katılan takım sayısını değiştirdi.
  5. 53 ligden 47’sinin 2 veya daha fazla alt ligi bulunuyor.
  6. 53 ligden 13′ünün maçları yaz ayı boyunca da devam ediyor.
  7. 2008/2009 sezonunda Avrupa’da toplam 105 milyon taraftar maçları izledi. (Bence en ilgi çekici madde bu)
  8. 732 takımdan %65′inin stad hakları kulüplere devlet tarafından sağlandı.
  9. 732 takımdan 608′inin stad hakları bir veya birçok kişiye/kuruluşa ait.
  10. Kulüplerden %96’sı ilgili kurumlara toplam 654 resmi rapor ve beyan sundu.
  11. 732 takımın 2008 yılı geliri toplam 11.5 milyar euro.
  12. Kulüpler bir önceki seneye göre gelirlerini toplamda %10.6 oranında arttırdı.
  13. 732 takımın 2008 yılı giderleri toplam 12.1 milyar euro.
  14. 2007′den 2008′e takımların toplam giderleri %11.1 arttı.
  15. 2008 yılında 732 takımın toplam zararı 578 milyon euro.
  16. Avrupa 2008 senesi yayın hakları bütçesinin %88′ini, 5 ana futbol ligi oluşturuyor.
  17. Her ligin en büyük 4 takımının geliri, liglerinde yer alan diğer takımlarının ortalama 3.9 katı.
  18. 2008 yılında 732 kulübün oyuncularına ödediği toplam tutar 7.1 milyar euro.
  19. Oyuncu maaşları 2007′den 2008′e %18.1 oranında artış gösterdi.
  20. 732 takımın 57’si tüm gelirlerini futbolcu ücretlerine harcadı.
  21. 2008 itibariyle 732 takımın toplam varlıkları 20 milyar euro.
  22. 2008 itibariyle 732 takımın toplam borcu 18.8 milyar euro.
  23. Kulüplerin temaniat ve kredilerin toplamı 5.5 milyar euro. Bu tutarın %54′ünü 20 kulübün borcu oluşturuyor.
  24. 2008 yılında kulüplerin %44′ünün borçları alacaklarına oranla artış gösterdi.
  25. 1 seneden uzun zaman ödenmesi gereken futbolcu bonservis taksitleri toplamı 550 milyon euro.
  26. Bunların içinden 10 kulübün ödeyeceği toplam bonservis tutarı 530 milyon euro.
  27. 2008 yılında Premier League ve La Liga takımlarının transfer harcamalarının toplamı 385 euro.
  28. 2008 yılında Fransa ve Hollanda ligi takımlarının transfer harcamalarının toplamı 185 euro.

UEFA’nın resmi internet sitesinde yayımlanan “The European Club Footballing Landscape” raporunun tamamını görmek için buraya tıklayınız.

*rapor metninin Türkçe versiyonu yayımlanmadığından, içerik ile ilgili düzeltme ve önerilerinizi yorum olarak gönderebilirsiniz.

Chilena

İlk rövaşatayı İspanyol futbolcu Ramon Unzaga 1914 yılında, iltica ettigi Şili’de atmış. Bundan dolayi bu harekete önceleri “Chilena” da denilmiş. 1930′larda ise Brezilyali Leonidas da Silva , 1960′larda da Pele attıkları rövaşatalar ile dünyaca ünlü olmuşlar. Yukarıdaki fotoğraf Pele’nin 1968 yılının eylül ayında bir maçta attığı rövaşatadır.

Gücün ‘Futbol’ Tarafı

Futbol denince akla efsanevi Pele ve Maradona gelir. Dünya Kupası denince de Valderrama. Bir döneme saçlarıyla damga vuran Kolombiyalı orta saha oyuncusudur O. Şimdi de gücün futbol tarafında karşımıza çıktı bu üçlü. İşte klanı böyle tamamladılar.

Cnbc-e ekranlarında dün seriyi Star Wars Episode VI ile bitirdik. Pekte güzel oldu, söz açılmışken Doğuş Medyaya teşekkür ederiz. Yazın 2010 Dünya Kupasının da bu denli güzel olması umuduyla, Episode VII’ye kadar;

Güç sizinle olsun (:

Öfke Nefrete Yol Açar

Eski sevgilisi Vanessa Peroncel’le gizli aşk yaşadığını öğrendiği, eski takım arkadaşı Chelsea’li John Terry’nin elini havada bırakan Manchester City’li Wayne Bridge‘in, 4-2 sona eren mücadelede sadece el sıkmamakla kalması bile bu fotoğrafa göre bir mucize.

İki bakış arasındaki fark yıllar içinde nelerin değiştiğini anlatıyor.

BloggerV.com üyesidir.