Arşiv 'Basketbol'

Dört Kollu Basketbolcu

Ülkemizde düzenlenen 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası’nda yer alan Fildişi Sahilleri’nin 4 kollu oyuncusu:)

Ersan İlyasova: O’nu İzlemek Kadar Büyük Bir Keyif Yok

Ne zamandır aklımdaydı bir Ersan İlyasova yazısı. Artık dün akşamki oyunundan sonra resmen mesaj gönderdi, yazmaya zorladı beni. Yetenekli olduğunu basketbolu yakından takip edenler zaten biliyordu. Dün akşam herhalde bütün Türkiye öğrendi, nasıl bir yeteneğe sahip olduğumuzu gördü ve gurur duydu. Hepimiz duyduk!

Ersan hakkında söylenen pek çok şey var olumlu olumsuz. Olumsuzlara değinmeyi düşünmüyorum. Kendisi Özbek asıllı ve sonradan Türk vatandaşı olmuş bir oyuncumuz. Vakti zamanında çok eleştirildi bu devşirme olayı. Yok efendim Türk gençleri harcanıyormuş da, bilmem ne.. Ben zamanında altyapıda oynamış, altyapıları hala izleyen biri olarak şunu düşünüyorum. Eğer bir oyuncu gerçekten yetenekliyse, bu ortaya çıkıyor ve bir şekilde fark ediliyor. Türk basketbolunda harcanmış yetenek yok mudur? Vardır. Bir takım adam tutma ve kayırmalar var mıdır? Kesinlikle. Bunlar tabii ki olmaması gerekir ama hiçbir kayırma gerçekten yetenekli oyuncuların kendisini gösterme şansına engel değil. Sonuçta her altyapı yıldızının A takımlara çıkıp iyi bir profesyonel oyuncu olacağını söylemek yersiz. Buradan tekrar Ersan’a dönelim. Toplumca nedense hep yersiz eleştirmeyi severiz. Kulp takmaya da bayılırız. Yok küçültme, yok Özbek vs vs… Eğer iyi bir potansiyel görülüyorsa, hiç tereddüt edilmemeli bile. İtalyanların oyuncu bulamayıp Carlton Myers ve Gregor Fucka‘yı İtalyan vatandaşı yaparak milli takımlarında oynattığı yıllar çok uzak değil. Avrupa’nın en milliyetçi ve tutucu toplumlarından biri olan Fransa’nın başarı için, yıllarca ezdiği Afrika kökenli devşirmeleriyle her sporda nasıl başarıya ulaştığı ortada. Ersan İlyasova için de bizim artık kaç doğumluymuş ya da nereliymiş gibi sorulardan vazgeçmemiz gerekiyor. Başarısı hepimizi gururlandırıyorsa, NBA’de uzun bir sezon oynamasına rağmen gelip dinlenmeden temmuz ortası herkes tatildeyken kamp yapıyor ve milli takımla aylar boyu dinlenmeden çalışıp sahada elinden geleni yapıyorsa zaten diğer detayların ne önemi var?

Ersan’ın gerçekten şanssız bir kariyer başlangıcı oldu. Çok ağır sakatlıklar ve akabinde çok ciddi operasyonlar geçirdi. Basketboldan iki yıl uzak kaldı. Bırakın şut atmayı, yürümekte bile zorlandığı dönemler oldu. Tecrübeli NBA oyuncularından Grant Hill gibi uzun bir sakatlıklar dönemi geçirdi. Çivi takılmasına kadar giden zorlu süreçleri atlattı. Bu süreçte NBA seçmelerine ilk beş sıradan girebilecek potansiyeli olmasına rağmen bu talihsiz dönem yüzünden gecikmeli olarak 36. sıradan girdi. Yılmadı ve çok çalıştı. Onun gençlik dönemini bilenler robot vari bir şekilde inanılmaz düzeyde fazladan antrenman yaptığını ve şut çalıştığını söylerlerdi. O dönemi bilmiyorum ama bugünlere gelebilmesi onun nasıl çalıştığı hakkında bize ipucu veriyor. Türkiye’nin onunla tanışması 2006 yılında oldu. 2005 yılında milli takımın felaketle sonuçlarla ve hüsranla bitirdiği Avrupa şampiyonasından sonra, milli takımda bir takım değişikliklere gidildi. O dönem ümit milli olan birkaç oyuncu A milli takıma katıldı. Önce İzmir’de U20 Avrupa Şampiyonasındaki muhteşem performansıyla izleyenleri mest etti. Daha sonra da 2006′da Japonya’da oynanan Dünya Basketbol Şampiyonasında önemli bir rol oynadı. 2007, 2008, 2009 yıllarında da görev aldığı her zaman sorunsuz takım oyuncusu olarak verilen görevlerini eksiksiz yerine getirdi. Sayı, ribaund, asist, blok yaparak oyunun her alanında var olduğunu kanıtladı. Onu haksız yere eleştirenlere her zaman sahada cevap verdi. Türkiye basketbol liginde oynamadan NBA seçmelerine girdi. Hakettiği yerde olamasa da seçildi ve ilk sezonunu NBA gelişim liginde geçirdi. 12 sayı 7 ribaund ortalamalarını tutturdu. Daha sonra NBA takımı Milwaukee Bucks’a geçti. Orada da çaylak olarak iyi bir sezon geçirdi ama tecrübe kazanmak için Avrupa’ya geldi. İki sezon Barcelona’da oynarken, takımın başarısında önemli pay sahibi oldu zaman zaman. Çok sayıda skorer oyuncunun bulunduğu takımda, en zor işleri üstlendi. 4 numaralı pozisyonda kendisinden fizik olarak güçlü oyuncuları tutarak, ribaundlarda takımın bir numaralı oyuncusu olarak, hücum ribaundlarında savaşarak bulduğu sayılar ve savunmadaki blok sezgisiyle aslında görünmeyen pek çok iş yaptı Ersan. Geçen sezonu tekrar Milwaukee’de geçirdi ve takımının playoff’a kalmasında önemli rol oynadı. Yetmedi, takımın pivotu Avustralyalı Andrew Bogut sakatlandı, 4 numara hatta zaman zaman 5 numaraları bile savunarak takım oyuncusu olduğunu da kanıtladı. 207 boyuna rağmen iyi top sürebilen, çembere doğru penetre edebilen, şut atmanın yanı sıra, şutunu da yaratabilen çok özelliğe sahip çok özel bir oyuncu. Nitekim dün akşam Yunanistan karşısında bizlere adeta bir resital sundu.

Büyük maçlarda artan performansını biliyordum ve açıkçası potansiyelini bildiğim için bunu bekliyordum. Yunanistan karşısında takımı tek başına sırtladı götürdü. Tamam, takımca harika mücadele ettik. Bütün oyuncularımız gerçekten çok iyilerdi. Mücadelemiz ve hırsımız görülmeye değerdi ama Ersan bize basketbolun nasıl oynanacağı konusunda çok güzel bir sunum yaptı. Tüm rakip oyunculara ders olacak nitelikte oyun, nasıl oynanır gösterdi. Ben buraya satırlarca övgü yazabilirim ama yetersiz kalır. 2006′da, Ersan çok kısa süre içinde, önce savunmada olağanüstü bir blokla rakibini durdurmuştu, sonra hemen hızlı hücuma gitti sayıyı buldu. Daha sonraki hücumda harika bir asistle Ermal’e sayıyı attırdı ve Ender’in alley-hoop’luk pasını da muhteşem bir smaçla bitirdi. Basketbol zevkinin tavan yaptığı bir andı. Herşeyi yapabildiğini bize gösterdi. İşte dün akşam da böyle bir akşamdı. Sayı, ribaund, asist, blok, top çalma ve savunma konusunda yine izleyenleri mest etti. 26 sayı atarken, denediği altı tane üçlüğün tamamını sayıya çevirerek %100 üç sayı isabetiyle oynadı. İki sayı isabeti 3/8 olmasına rağmen kritik atışları da sayıya çevirdi.

Ersan İlyasova gerçekten büyük bir yıldız olma yolunda. Süre verilip doğru yerlerde oynatılmasıyla verimi çok daha artan bir oyuncu. Asla büyük oyuncuyum tavırlarında değil ve oyunu tamamıyla muhteşem oynuyor. Bu da onu daha büyük yapan bir özellik. Son olarak belki görmüşsünüzdür, NTV ekranında dolaşan milli takım jeneriğinde, Kaan Kural “Ersan’ı izlemek kadar büyük bir keyif yok” diyor. Doğru da diyor. Gerçekten sahada olması bana ve herhalde bütün Türkiye’ye güven veren bir oyuncu. Henüz sadece 23 yaşında bir süper yıldız adayı. Turnuvadaki tüm yabancıların, gelen gelmeyen herkesin yapılan röportajlarda Ersan’dan bahsetmesi tesadüf değil. Boris Diaw Fransa, Dirk Nowitzki Almanya ve Rudy Gay ABD olmak üzere övgüler yağdırıyorlar. Biz de kendisine inanıyor, güveniyor ve daha büyük başarılar bekliyoruz.

DEV’lerin Tarihi Zaferi: Türkiye 76-65 Yunanistan

A Milli Basketbol Takımımız uzun yıllardır yenemediği komşu Yunanistan önünde tarih yazdı. 35 yıllık hasreti sona erdirdi. FIBA 2010′da üst üste 3. galibiyetini alarak grup liderliğini güçlendirdi. Sadece yazan sonuca değil başlığın altındaki resime bakarak 12 Dev Adamın tam anlamıyla nasıl DEVleştiğini görebiliriz. NTVSpor‘un süper başlığına değinmeliyiz: İkinci Zafer Bayramı!

30 Ağustos Zafer Bayramı sonrası 2. kez bizlere gurur katan basketbolcularımıza 2 defa Tebrikler! Tebrikler!..

YUNANİSTAN 65-76 TÜRKİYE
SALON: Ankara Spor Salonu
HAKEMLER: Carl Jungebrand - Pablo Alberto Estevez - Christiano Maranho
YUNANİSTAN (65): Ian Vougioukas, Ioannis Bourousis 15 (7 ribaund- 1 asist), Nikolaos Zisis 3 (3 ribaund- 3 asist), Vasileios Spanoulis 5 (1 ribaund- 3 asist), Nick Calathes 6 (1 ribaund- 4 asist), Antonis Fotsis 7 (5 ribaund- 1 asist), Efstrations Perperoglou 4 (3 ribaund), Kostas Tsartsaris 2 (3 ribaund), Dimitrios Diamantidis 8 (3 ribaund- 3 asist), Kostantinos Kaimakoglou 6 (1 ribaund), Sofoklis Schortsanitis 9 (1 ribaund)
TÜRKİYE (76): Sinan Güler (1 ribaund- 1 asist), Ömer Onan 6 (2 asist), Ersan İlyasova 26 (5 ribaund), Semih Erden 10 (2 ribaund- 1 asist), Kerem Tunçeri 7 (3 ribaund- 4 asist), Oğuz Savaş 2 (1 asist), Kerem Gönlüm (8 ribaund- 1 asist), Ender Arslan 5 (1 ribaund- 4 asist), Ömer Aşık 12 (6 ribaund), Hidayet Türkoğlu 8 (6 ribaund- 3 asist)

Türkiye 2010

Yıllardır heyecanla beklenen büyük turnuva FIBA 2010 en sonunda başladı. Şehir, salon, skor tabelası, parkeler  derken pek çok problem oldu ve tabii ki ülkemizde eksik olmayan polemikler. Hala da devam ediyor ama biz turnuvaya bakalım. Açılışı izlemedim ama okuduğum kadarıyla beğeni topladı. Orada bile polemik ve tartışma eksik olmadı.

Maçlara gelince, D gurubunda büyük bir sürpriz oldu ilk maçlarda ve Tony Parker, Ronny Turiaf, Michael Pietrus‘tan yoksun Fransa, en büyük şampiyonluk adaylarından biri olan İspanya’yı 72-66 yenmeyi başardı. İzmir’de oynanan bu maçta, İzmir seyircisinin müthiş mücadele eden Fransa’yı daha çok desteklediğini ve İspanyol oyunculara yer yer tepki gösterildiğini de ekleyelim. Bu skor dışında ikinci sürpriz Kayseri’den, A gurubundan geldi. Dirk Nowitzki’den yoksun Almanya, Sırbistan’ı iki uzatmada 81-82 yenmeyi başardı. İlk gün, Arjantin‘e de son saniyelerde kaybeden Almanya, mücadelesiyle alkış topladı. Üçüncü günde yorgunluğun etkisiyle Avustralya’ya direnemediler. Bu iki sürpriz dışında beklendiği gibi devam ediyor. Favoriler ilk sıralarda yer alıyorlar. B gurubunun 3. gününde, Brezilya Amerika ile başabaş oynadı ama deviremedi.

Bu akşam milli takımımız gurupta liderlik maçında Yunanistan karşısına çıkıyor büyük olasılıkla. Eğer gurubumuzu C2 olarak bitirirsek, çeyrek finalde zorlu bir rakip gelecek. B1 olmasına kesin gözüyle bakılan ABD. Elememiz imkansız değil ama zor bir yol olur. Bu yüzden bu akşamki maçımız çok önemli. Milli takımımız çok iyi oynuyor. Bu akşam için takımımıza başarılar diliyoruz.

Efes Pilsen World Cup 9

Dünya Basketbol Şampiyonası öncesi son turnuvamızı da oynadık. Artık gelenekselleşen Efes Pilsen World Cup’ın 9.su oynandı. Rakiplerimiz cumartesi akşamı Lübnan, pazar akşamı Kanada ve pazartesi akşamı da Arjantin’di. Bu turnuvanın detayları nedir, kısaca değinelim. Bence maçlardan çok yine Tanjevic ve kararları konuşulur. Biz yine de teknik olarak da neler olmuş bakalım.

Turnuvanın açılışını Arjantin, Kanada ile oynayarak yaptı. Maç Arjantin için rahat geçti diyemeyiz ama çok tecrübeli bir takım oldukları için galip gelmeyi bildiler. Kanada ise, Arjantin’i zorladı ve iyi oyun oynadığının sinyalini verdi. Bizim ilk maçımız ise, Tab Baldwin’in başında olduğu Lübnan ile oldu. Açıkçası, bizim seviyemizde bir rakip olmadığı için bu maça yorum yazmak fazla anlam ifade etmiyor. İyi bir oranla dış şut sokmalarına rağmen 93-72 gibi bir skorla kazandık. Skor dağılımı dengeli oldu. Mücadelemiz üst düzeydeydi. Olumlu yanlarımızı gördük ama denk rakip olmadığı için antrenmandan öteye gitmedi. Yine de takımımız durduğu zamanlarda Lübnan’ı maça ortak etti.

İkinci gün, Arjantin’i çok zorlayan Kanada ile oynadık. Maç beklenenin aksine son derece rahat ve kolay geçti. Tabii ki bunda milli takımımızın çok büyük etkisi var. Sert savunma, iyi mücadele edip rakibin direncini kırdık. Takımca iyi hücum da ettik ve sonuç bu. Hızlı oynarsak kesinlikle rakibin başını döndürüyoruz. Adapte olmakta zorlanıyorlar rakipler. Bir de buna taraftar baskısını eklersek, bu bizim olumlu düşünmemiz için faktörler. Seyirci gücünü arkamıza alabilmemiz önemli. Maçı 84-53 kazandık.

Son gün en önemli sınavımızı verdik. Daha doğrusu veremedik de denebilir. Ginobili olmamasına rağmen turnuvanın favorilerinden sayılabilecek Arjantin ile oynadık. Başabaş giden ilk yarıdan sonra, 3. çeyrekteki oyunumuzla sahayı dar ettik. Farkı bir ara 14 sayıya kadar çıkardık. Son periyoda girerken takımımızda yorgunluk belirtileri başladı. Asla hafife almamamız gerektiğini, son 10 saniyesine beş sayı farkla önde girmemize rağmen, uzatmaya gitmesini engelleyemeyerek anlamış olduğumuzu tahmin ediyorum. Son periyotta Carlos Delfino ve ona yardımcı olan Gutierrez ve Jasen ile önce 81-81′i yakaladı Arjantin. Uzatmada da akıllıca oynayarak maçtan 93-89 galip çıktı ve Efes Cup 9′da şampiyon oldu. Tempoyu düşürdüğümüz son periyotta, yorgunluk etkisiyle de birlikte hücum edemedik. Kaan Kural’ın da analiz ettiği gibi biz yavaş oynayamıyoruz. Bunu da çok net olarak gördük. Rakibi de asla hafife almamak gerektiği de bizim için güzel bir sonuç. Umarım asıl maçlarda, buradan çıkarılmasını umduğumuz dersler işimize yarar ve maç sonu sevinen bizler oluruz.

Son olarak yine ve yine hedef tahtasında Tanjevic var. Diyebilirsiniz ki, ne yapsa yaranamıyor adam. Doğru, yaranamıyor. Bu işin ortası yok mu merak ediyorum. Bir bakıyoruz, iyi oynayan bile beş dakika oynayıp kenara geliyor. Bir bakıyoruz, son maçın son dakikaları, bazı oyuncularımızın ayakta duracak gücü yok ama hala sahadalar. Cenk, Sinan, Cevher, Barış gibi oyuncular kenarda maç izliyorlar. Sahadaki oyuncular zaten tecrübeli. Onlar zaten son dakikaları çok oynamışlar. Neden maçta birkaç dakika daha fazla Cenk ve Sinan oynamaz. Hiçbir sakatlık yaşamayız umarım ama guard rotasyonumuzdan bir kişi daha eksilirse, bu kadar az süre alan Cenk ve Sinan ne kadar verimli olabilir. Ya da bu maçı kaybetmek pahasına Prigioni’nin karşısında Barış Ermiş olsaydı iyi olmaz mıydı?

Onlarca cevapsız soruyla birlikte dört gün sonra büyük mücadele başlıyor. Artık eleştirmek için çok geç. Tek eleştirilebilecek nokta, Tanjevic’in saha içi seçimleri ve vereceği süreler. Umarım oyunun en formda, eli sıcak ismini, herkese forma giydirmek pahasına kenara alıp unutmaz. Teknik ekipte oyuncuları anlayabileceğini düşündüğüm sadece Orhun Ene var. Bu saatten sonra artık başarı için destek vermek gerekiyor. Son sözüm de Ankara seyircisine: Rakip hücumdayken bu kadar sessiz oturmamak gerekiyor. Rakibin, centilmenlik çerçevesinde dikkatini dağıtacak herşeyi yapmak gerekiyor. Evimizin küçük avantajını da kullanalım artık.

Tehlike Çanları

Metallica sevenler hemen bileceklerdir bahsedeceğim şarkıyı. “For whom the bell tolls” orijinal adı şarkının. Metallica sanki takımımız için söylemiş. Durum maalesef istenildiği gibi değil. Hazırlık maçlarını çok ciddiye alıp tam ölçü olduğunu söylemek yanlış. Daha önce çok ciddiye almadığımı söyledim. Hala da aynısını düşünüyorum. Fakat hazır olduğumuza dair bazı belirtiler görmek gerekiyor artık bence, hele de 12 gün kalmışken. İran ve Yeni Zelanda galibiyetleri evimizdeki şampiyona için ölçü olacak galibiyetler değil. Dün biten turnuvada, Almanya’da sırasıyla Litvanya, Hırvatistan’a ve Almanya‘ya kaybederek sonuncu olduk.  Şimdi kısaca özet geçelim.

Turnuvanın ilk maçında Litvanya ile oynadık. Oldukça eksik bir Litvanya’ya karşı bizde aslında eksik bir kadroyla çıktık. Ömer Onan oynamadı. Ender Arslan da iyileşmiş olmasına rağmen hiç oynamadı gibi. Hidayet’in sol omzundan bir problem yaşaması bizi yavaşlatan faktörler oldu. Özellikle kısa rotasyonunda artık hiçbir kayba tahammülümüz yok. Başka bir oyuncumuz daha sakatlanmamalı. Kerem Tunçeri ve Ender Arslan zaten sakatlıklardan kurtulup geldiler. Ömer Onan da zaman zaman dinlendiriliyor. Asıl gücümüzü şampiyonaya saklamamız da gerekiyor. Zira üst üste oynanacak maçlar da tek başına kalabilecek bir Sinan ile oyun kurmakta oldukça zorlanırız. Eksik rakip karşısında maçı önde götürmemize rağmen, sahadaki uzun beşimiz ile maalesef dış şut yedik ve 10-1 seri yakalayarak Litvanya maçı almasını bildi. Bu uzun beş ile oynama takıntısı nedir anlamış değilim. 80-77 kaybettik.

İkinci maçta yine kısaların savunmasında başarılı olamadık. Olağandışı şut atan Hırvatistan karşısında zorlandık. Bu kadar geniş bir uzun rotasyonumuz olmasına rağmen 20 tane üç sayı denedik. Sadece ikisi girince, 61 sayı bulabildik. Karşımızda ise gününde bir Hırvatistan vardı ve toplam 14 tane üç sayı isabeti buldu. Attıkları 72 sayının 42’sini yayın gerisinden buldular. Nadiren olacak gecelerden birini oynadılar. Bizim de buna çözüm bulamamamız kötüydü. Böylece maçı 72-61 kaybettik. Turnuvaya kadar artık başka sakatlık yaşamayız umarım. Yoksa rotasyonda ciddi anlamda sıkıntı yaşarız.

İlk iki gün kaybedince, son gün, sanıyorum mücadeleyi de bıraktık. Almanya, Nowitzki’siz takımıyla seyircisi önünde iyi bir performans ortaya koydu. Jan Jagla, RobiN Benzing gibi önemli oyuncularının katkısıyla 68-54 kazandı.  Bu saatten sonra yenildin yenilmedin değil, sahada, gerçek maçta oynanacak oyun çok önemli. Süper hazırlık dönemlerinin ardından nasıl sonuçlar aldığımızı da unutmadık. Önümüzde son bir sınav kaldı. Ankara Arena‘da oynanacak olan Efes Pilsen World Cup. Arjantin, Kanada ve Lübnan önünde son sınavlarımızı vereceğiz. Kısa rotasyonumuzun bu kadar daraldığı bir dönemde Evren Büker‘in hiç denenmemesi çok anlamsız. Madem kadroya çağrıldı, o zaman süre almalı. Hiç olmazsa hazırlık döneminde süre almalı ve oynamalıydı. Düşünülse de düşünülmese de, oyuncuya böyle haksızlık yapılmamalı bence. Bir de Ersan İlyasova NBA’de bile 4 numara oynuyor. Ersan’ın katkısı ciddi anlamda düştü. Kısa oyuncu değil Ersan, içeri girip savaşarak skor bulan, üstüne de şutunu yaratabilen bir oyuncu. Umarım bu tarz teknik hatalar yapmayız. Bu saatten sonra eleştirmek doğru olmaz, iyi durumda olmadığımız kesin ama evimizde oynamak, herşeye rağmen birbirine kenetlenmiş bir takım, takımca mücadelemiz beni umutlandırıyor. Ya da umutlanmak istiyorum. Herşeye rağmen desteğe devam. Sadece 12 gün kaldı. Ülkemize, halkımıza yeterince duyurulmadığını düşünüyorum. Dün akşam televizyonda gördüm ki, insanlarımızın milli takım’da kimin oynadığından bile haberi yok. Umarım artık daha iyi bir tanıtımla gereken ilgi sağlanır.

Rakiplerimizin de değerlendirmelerini de pek yakında sporlog’da bulabileceksiniz.

Intersport ve Garanti Bonus Card İşbirliğiyle FIBA 2010 Maçlarını Tribünden İzleyin!

2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası lisanslı ürünler tek resmi satıcısı olan Intersport, Garanti Bankası Bonus Card sahiplerine yönelik başlatığı kampanyayla 5 kişiye bu büyük heyecanı tribünden izleme fırsatı sunuyor.

Hali hazırda Türkiye’de hizmet veren 26 Intersport mağazasından 15 Ağustos - 25 Ağustos tarihleri arasında Garanti Bonus Card kullanarak en yüksek tutarda alışveriş yapan 5 şanslı basketbolsever, 28 Ağustos - 12 Eylül tarihleri arasında ülkemizde düzenlenecek dev organizayon için maç bileti kazanma fırsatını yakalayacak. Böylelikle hem şampiyonın en büyük destekçilerinden biri olan Intersport hem de milli takımımızın ana sponsorlarından Garanti Bankası, kampanya işbirliğiyle müşterilerine renkli bir basketbol serüveni sunmayı amaçlıyor.

Potanın devlerini buluşturacak FIBA 2010 dünya Şampiyonası öncesi sizde bu görkemli heyecana ortak olmak istiyorsanız hemen bir Intersport mağazasına gidin, kampanyaya katılın ve maçları yerinde izleyin.

İlk Sınav

Artık geri sayıyoruz. Sadece sayılı günler kaldı. Dünya şampiyonası’nın başlamasına üç haftadan az zaman kala ilk sınavına girdi milli takım. Kısaca bakalım neler yaptı. Çok fazla rakamlara dalmadan büyük resmi inceleyeceğim.

Şimdi öncelikle bu takımın taktik idmanı eksiği olduğunu düşünüyorum. Zira Bormio kampları dayanıklılık ve kondisyon antrenmanlarıyla geçer. Bunu böyle kabul etmiş olalım ve gelelim ilk maça. Takımımız ilk maçta İran ile oynadı. Rakibi aşağılamak niyetinde değilim ama İran gerçekten rakibimiz olacak düzeyde değil. Ciddi anlamda büyük farkla üstünüz. Maçın skoru 93-53. Skor dağılımı güzel. Kerem Gönlüm bir yıl sonra sahalara döndü. Mücadelemiz güzeldi. Dediğim gibi rakip hafif kaldı ve ölçü olmadı.

İkinci günde, ilk gün Sırbistan’ı oldukça zorlayan, kendileri de oldukça hırpalanan Yeni Zelanda, bu sefer dış şutları girmeyince, maçtan erken koptu. Attıkça, kaçırdılar ama atmaktan vazgeçmediler. Tamamen üç sayı üzerine kurulu bir takım. Dış şutları girmeyince, sonuç felaket olabilir ama günlerinde olduklarında her takımın başına iş açabilirler. 87-65 kazandığımız bu maç da açıkçası ölçü değildi.

Son gün, turnuvadaki tek ciddi rakip ile oynadık. Hazır görünen Sırbistan bize top göstermemiş. 83-70 kaybetmişiz. Miş diyorum çünkü maçı izleyemedim ama olan biteni okudum ve anladım. Maalesef hazır olmak bir yana bence uzağız. Bakalım kalan 19 günde hazır hale gelebilecek miyiz?

Zaten bence sahadaki sorunlardan ziyade saha dışında önemli problemlerimiz var. Fazlaca rotasyon değiştirmek iyi midir kötü müdür? Eli sıcak oyuncuyu rotasyon pahasına kenara almak ne kadar doğru? Tanjevic neden bu konuda çok ısrarcı? Turgay Demirel’e göre İrlanda pasaportlular kim? Neden maça gelemez İrlanda’lılar? Milli takım herkesin değil mi? Sinan Erdem salonunun parkeleri neden değişecek? Ersan’dan neden ısrarla 3 numara yaratılmak isteniyor? Adam NBA’de babalar gibi 4 ve 4.5 oynuyor. Onca eksiğe rağmen kadroya alınması bile düşünülmeyen oyuncular var ama aday kadroda asla seçilmeyecek oyuncular var. Kerem Tunçeri yeni iyileşmişken, sakatlanmış bir Ender ve bırakın şampiyonayı, sezonu bile kaçırabilecek derecede ciddi sakatlanan Engin Atsür varken neden Hakan Köseoğlu ve Tutku Açık gibi oyunu çok iyi yönetebilecek guardlar düşünülmez? Preldziç neden olmadı, olamadı? Slovenya’dan izin mi alamadık? Peki olamayacağı belliydi ise, neden apar topar Türk vatandaşı yapıldı?  Ben bu soruları cevaplayamıyorum. En iyisi hiçbir şey düşünmemek mi acaba? Bu zor şartlar altında bir de taraftar desteği ve/veya baskısı da olacak. Allah oyuncularımıza güç kuvvet versin de alnımızın akıyla çıkalım bu turnuvadan. Tek temennim budur. İlerleyen günlerde saha içi analizleriyle de takımımızı inceleyeceğiz.

SporLog’u izlemeye devam edin…

Efsane Nasıl Olunur?

Geçtiğimiz günlerde, spor haberlerinde şöyle bir haber okuduk. Haber Michael Jordan ile ilgiliydi ve ben de kaçırmadım. Lebron James‘in takımı Cleveland’ı bırakıp Miami’ye geçmesiyle ilgili düşüncelerini söylüyordu efsane basketbolcu. Çok açık bir şekilde eleştiriyordu. Beraber oynayabilirler tabii ama ben, Magic ve Bird ile aynı takımda oynamak için bir araya gelmezdim dedi. Burada vurucu kısım bence son cümlesi. “Ben olsam bu üçlünün olduğu takımı yenmek için oynardım.” Haberi okuduktan sonra, niye her yetenekli oyuncunun O‘nunla karşılaştırıldığını, neden herkesin ona benzetilmeye çalışıldığını bir kez daha çok net anladım. Şuna da emin oldum ki basketbolun gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu kesinlikle Michael Jeffrey Jordan‘dır. Kendisinden daha yetenekli oyuncuların da geldiği bu ligde, MJ’in efsane olmasını yeteneğiyle birlikte bitmek tükenmek bilmeyen kazanma hırsı, disiplinine, ve azmine bağlamak gerekir sanırım. Onu televizyondan da olsa izleyebilmiş olmak çok büyük bir şanstı. Bana ve benimle birlikte milyonlarca insana bu sporu sevdiren ve yerinin asla doldurulamayacağı efsaneye bir kez daha selam olsun.  Michael Jordan’ı izleyemeyen yeni nesiller için tavsiyem, onunla ilgili belgeselleri internetten bularak izlemeleridir.

Hidayet Phoenix Suns’da (mı) ?

NBA‘in önemli analistlerinde David Alridge, yaz dönemi için NBA resmi sitesi www.nba.com ‘da DECISION2010 adlı bölümü hazırlıyor. Bütün takaslar, imzalar onun analizinden geçiyor ve duyruluyor. Henüz Suns‘ın sitesinde görmedim ama David Alridge yazmışsa bir bildiği vardır. İşte size haberin kaynağı. David Alridge’e göre Hidayet yeni sezonda Steve Nash‘in liderliğini yaptığı, Amare Stoudemire‘in gidişiyle pota altında sadece Robin Lopez‘e kalan Phoenix Suns‘a gitti. Kötü bir sezon geçirmiş olan Brezilyalı guard Leandro Barbosa ile takas edildi. Sanıyorum Hedo yeni sezonda Suns forması giyecek ve uzun yıllar sonra batı yakası takımlarından birine dönmüş olacak.

Ayrıca Hakeem Warrick ile 4 yıllık kontrat imzaladı Suns. Power forvet olarak güç katacak, genç ve enerjik bir oyuncu. Steve Nash, her ne kadar 36 yaşında olduysa da, hala bu ligi oynayacak güçte. İki ya da üç sezon daha oynayabilir bence. Aynı zaman da Suns, iki senedir Olympiakos‘da forma giyen Atlanta Hawks oyuncusu Josh Childress‘i de kadrosuna kattı. Bu hamlelerle ligde 1-2-3-4 pozisyonunda iyi bir kadroya sahip oldular ama hala güçlü bir pota altı takviyesi gerekiyor. Toronto’da aradığını bulamayan milli basketbolcumuza hayırlı olmasını temenni ediyorum. Umarım, Steve Nash gibi usta bir oyun kurucunun yanında oyununu tekrar Orlando Magic günlerine taşır.

Yok Artık Lebron,Wade,Bosh!

Geçen gün, bu olayın gerçekleşeceğine inanmadığımı belirtsem de, bu konuya dikkat çekmiştim yine bu sayfalarda. Çok sayıda takım vardı bu oyuncuları kadrosuna katmak isteyen, maksimum kontrat önerebilecek. Yine de açıkça diyorum ki en az ihtimal verdiğim şey gerçekleşti. Wade‘in ev sahipliğinde, önce Bosh‘un Miami Heat ile anlaştığı açıklandı. Daha sonra Lebron James, hangi takıma gideceğini özel bir programda açıklayacağını söyledi. Amaç, heyecan ve sansasyondu. Başardılar. Zaten bu üçlünün aynı takımda oynayacağı bildiri dağıtarak söylense bile yine heyecan ve sansasyon yaratırdı. İlginç olan bir durum da, usta antrenör Pat Riley’nin de takımın başına dönmüş olması. Takıma gelirken Lebron’un geleceğinden haberim yoktu demiş Chris Bosh, zaten karar anından hemen sonra tepkisini twitter‘da dile getirmiş, sevincini paylaşmış.    

Şimdi işin sansasyonu bir kenara bırakalım, hani eksileri artıları da çok konuşacağız ama bu adamlar nasıl top paylaşır açıkçası bilemiyorum. Boston Celtics’in süper üçlüsü Pierce - Garnett - Allen gibi değil ki, egoları yüksek adamlar. Sadece geçen sezona bakarsak, Wade All-Star MVP(En Değerli Oyuncu), Lebron da normal sezonun MVP’si(Most Valuable Player).  Bosh‘ın çelimsiz ve mücadele etmeyen bir pota altı oyuncusu olduğu da geçen sene yaptığı bireysel antrenmanlardan sonra artık pek kabul edilecek bir tez değil. 9-10 kilo kadar ağırlaşan ve fakat vücudunun yağ kas oranını önemli oranda kas lehine çevirdi. Çok kuvvetlendi ve daha sert mücadeleden yılmıyor. Hücumda inisiyatif alıyor. Sırtı dönük oynamaktan ziyade yüzü dönük teketek oynamayı tercih ediyor. Yine de savunma yapmadığı için arkasına onu savunmayla takviye edecek, tabir-i caizse, pis işleri yapabilecek bir uzun lazım. Bu oyunun güzel yönünün basket atmak ve hücumda top kullanmak olduğunu da bu oyunu birazcık oynamış her insan bilir. Güzel tarafı bu olduğu için, savunma yapmak, rakibi potadan uzak tutmak, ribaund savaşı vermek, rakibin şutunu kesmek gibi zor kısımlar mecazi anlamda pis işlerdir. Bu arada Miami’nin elindeki son kontratlı oyuncuları Michael Beasley ve Mario Chalmers’ı da gönderdiğini söyleyelim. Buna karşılık draft hakkı aldı ki, bu çok daha faydalı. Top kullanma ihtimali olmasa da bence her çaylak oyuncunun gitmek isteyeceği bir takım oldu. 

Fazla uzatmayalım, nasıl olsa daha çok konuşacağız bu üçlüyü, Miami’yi. En son haberler olarak, Carlos Boozer‘ın 5 yıl için 77 milyon dolara Chicago Bulls‘a gittiğini ve ligin yeni süper yıldızı olacağını düşündüğüm Kevin Durant’ın da bu hengamede takımıyla kontratını uzattığını belirtmekte yarar görüyorum. Bakalım ilerleyen günler başka ne sürprizler getirecek bize?

Amare Stoudemire Knicker Oldu!

Hareketli bir 2010 yazı beklediğimize bir önceki yazımda değinmiştim. İlk değişiklik geldi. Seneler sonra konferans finali oynayan Phoenix Suns, All-Star pivotunu New York Knicks‘e kaptırdı. Amare Stoudemire New York ile beş yıllık kontrat imzaladı. Yaklaşık 100 milyon dolar alacak.  Bu hamleden sonra acaba New York Knicks, yıldızı oldukça parlamış olan David Lee‘yi gözden çıkaracak mı? Yoksa eski oyuncusunu da takımda tutabilecek bir kontrat önerecek mi? Onu göreceğiz. Amare‘nin (23.1 sayı 8.9 ribaund, 2009-10New York Knicks‘e güç katacağı kesin. Fakat daha net konuşabilmek için takımın yapacağı diğer hamleleri görmek gerek. New York’un Lebron’a akıl almaz teklif ile basketbol kariyerinin sonuna kadar BİR MİLYAR DOLAR! Bunu önermiş olabilirler ama gerçekçiliği olmayan bir teklif bence. Tabii, New York Knicks yıllardır takaslarla bütçesini rahatlatmıştı. Şimdi bir dev kontrat daha vermeye hazırlanıyorlar. Bakalım bu Lebron olabilecek mi?

 

Takım değişikliği olmasa da diğer iki oyuncu daha yeni kontratlara imza attı. Joe Johnson önce takımı Atlanta’nın 6 yıllık teklifine evet dedi. 6 yıl için 119 milyon dolar alacak. Evet, iyi bir şutör, Atlanta’da liderlik rolünü de götürüyor ama değerinden fazla bir kontrat vermiş bence Atlanta Hawks. Söz Atlanta’dan açılmışken, serbest kalan veteran Shaquille O’neal da, mid-level exception kontrat imzalamak istiyormuş. Adından da anlaşılacağı üzere orta seviye bir kontrat. Zaten artık Shaq’ın da daha fazlasını alabilmesi söz konusu değil. Türk pasaportuna da sahip olan Gürcü oyuncu Zaza Pachulia da halen Atlanta’da kontratı devam etmekte. Burada önemli olan bir başka oyuncu Josh Smith. Bakalım Josh Smith kalacak mı? Geçen sezon muhteşem bir gelişme gösteren Al Horford da yakın zamanda serbest kalacak. Atlanta Hawks onu tutmak istiyorsa, ücretler konusunda dikkatli davranmak zorunda. Zira Horford gelişimini sürdürürse, Atlanta’nın ciddi anlamda tatmin edici bir kontrat önermesi şart.

Copyright 2003 NBAE (Photo by: Andrew D. Bernstein/NBAE via Getty Images)

İkinci imza da Dirk Nowitzki. Takımı Dallas’tan ayrılacağını düşünüyordum ama Alman yıldız dört yıllık bir anlaşma imzaladı. Anlaşmayı imzalamasındaki etken, sanıyorum takıma bir yıldız daha alınacağının garanti edilmesi. 4 yıl için 82 milyon dolara evet dedi. Maksimum kontrat alabileceği halde fedakarlık etti ve bir yıldız daha istedi takıma. Bakalım çılgın başkan Marc Cuban yine ne ücretler ödeyecek ve kadroya kimi dahil edecek?

Son olarak resmi ağızdan yapılan; Semih Erden, geçen sezon NBA finali oynayan Boston Celtics kadrosuna dahil oldu  açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz. Semih yaz liginde oynamak üzere Amerika’ya gitti. Ömer Aşık‘ın da Chicago Bulls yolcusu olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Furkan Aldemir

Karşıyaka yıllardır Türk basketbolunun en önemli uzunlarını hep yetiştirmiştir. Son yıldız adayı ise resimde gördüğünüz Furkan Aldemir. 1991 doğumlu olan Furkan, 2.08 boyunda, boyuna göre oldukça atletik. Sadece uzak mesafe şutu eksik fakat yaşı henüz 19. Önümüzdeki sezon TBL’de 3. sezonunda mücadele ediyor olacak. Geçen sene oldukça göze batan bir performans gösterdi. 8 sayı 10 ribaund 2 blokluk bir performans ortaya koydu. Nice önemli rakiplerine pota altında göz açtırmadı. Oyunu ve mücadelesiyle dev bütçeli takımların takibine girdi. Efes Pilsen ve Ülker Fenerbahçe başta olmak üzere bir kaç kulübün ilgilendiği haberleri gelmekte. Henüz resmi bir teklif gelmediği söylense de bugün adı Cafe Crown Galatasaray ile anılıyor. Aydın Örs’ün gelişiyle Fenerbahçe’nin de çok istediği Furkan’ın Karşıyaka ile 4 yıllık sözleşmesi var. Burada Karşıyaka yönetiminin tutumu devreye giriyor. Ya büyük hedefler belirleyip, oyuncularını kadrosunda tutacak. Ya da mali darboğazını, yakın zamanda kalecisi Onur Kıvrak‘ı sattığı gibi, Furkan‘ı da satarak aşmaya çalışacak. Karşıyaka taraftarının endişesi, Son 20 yıldır hiç bir soruna çözüm olmayan bu yolun tekrar izleneceği. Medyada çıkan haberlere tepkiler gecikmedi. Karşıyaka taraftarını şubenin “satılmayacak” açıklaması bile tatmin etmedi. Bakalım yerli transfer pazarının gözdesi genç oyuncumuz gelecek sezon nerede forma giyecek?

Fırtına Öncesi Sessizlik

Şubat ayından beri takas yasağı var. Hiç bir takım bu konuda bir adım atamıyor ama 2010 yazı malum, NBA‘de dengelerin değişeceği bir yaz sezonu. Lebron James başta olmak üzere, Dwyane Wade, Dirk Nowitzki, Chris Bosh, Amare Stoudemire gibi süper yıldızların başını çektiği bir serbest oyuncular listesi var. Listenin geri kalanı da Joe JohnsonRudy Gay, David Lee ve Carlos Boozer gibi yüksek potansiyele sahip oyuncular var. Bu oyuncular ligin seyrini değiştirecek hareketlere imza atabilirler. Tabii bu saydığımız oyuncular, özellikle de liste başındakiler maksimum kontrata oynayacaklarından pek çok takımın bu oyuncuları alma ihtimali yok. Özellikle de ücret tavanını aşmış olan takımlar için kural ” hiç ağzınız sulanmasın” diyor. 

Birkaç takım özellikle bu yaz için pek çok hamle yaptı. Yıldızlarından ve yüksek maliyetli kontratlarından vazgeçti. Özellikle de Chicago Bulls, Ben Gordon, Tyrus Thomas, Kirk Hinrich gibi yıldızlarını elinden çıkardı. 1. sırada Derrick Rose ile yine drafttan çıkardığı yıldız adayı Joakim Noah’ın yanında sadece Luol Deng’i bıraktı. Keza Miami ve New York da önemli hamlelerle bu döneme hazırlandılar. Miami Heat bu yarışta en avantajlı konumda. Chicago Bulls, New York Knicks, Los Angeles Clippers gibi takımlar bu yıldızları kapmak için bekliyorlar. 1 Temmuz Perşembe sabahından itibaren çok ilginç haberler okuyabiliriz. Bir tanesi var ki, şahsen inanmasam da, ortada dolanan bir dedikodu. Lebron James ve Chris Bosh’un, Wade ile birlikte Miami Heat forması giyeceği.

Ne diyelim, ilerleyen günlerde göreceğiz..

BloggerV.com üyesidir.