Arşiv '2010 Dünya Kupası Güney Afrika'

Maradona’nın Arjantini, Arjantin’in Maradonası

Deniz Kutsal da dahil olmak üzere birçok kişi Dünya Kupası süresince benden Arjantin’i ve Maradona’yı değerlendirmemi istemişti. Ama ben pek yanaşmadım, çünkü objektif bakış açısına sahip değildim. Futbol tanrısına toz konduraracak bir şey söyleyemezdim, gelişmeleri izledikten sonra yorum yapmanın en iyisi olduğunu düşündüm.

Açıkçası Arjantin maçlarını izlerken takım umrumda değildi. Futbol açısından bir değerlendirme yapmak için çaba bile göstermiyordum. Tek derdim saha kenarında kameranın efsaneye döneceği anları beklemekti. Çok dikkatli olarak maçlarda top ona geldiğinde topa vuruşunu izledim. Tekniğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Top ona her geldiğinde bir hareket yapası var. Takım elbise ile saha kenarında olmayı tercih etse de benim tercihim onu hep eşofmanlarla görmekti, her an sahaya girip takımını kurtarma havasında görmek. Takımı her gol attığında ya da yediğinde farklı duygularını yansıtıyordu kameralara. Özellikle gol atıldığında önce anlık sevincini yaşıyor sonra ise kameralar için şovlar yapıyordu. Ertesi gün saha kenarındaki Maradona’yı konuştuğum arkadaşlar bile olmuştu:)

Saha kenarında, oynanan futbolun her anını içten yaşayan Diego Armando’nun amacı takımını şampiyon yapmaktan çok, takıma kendi futbol anlayışını adapte etmekti. Böyle ofansif bir kadro oluşturmasının nedeni kendisini izleyen taraftarların aldıkları gibi izledikleri takımlarından zevk almalarını sağlamaktı. Böyle bir oyun anlayışıyla kupanın sahibi olmak istese de futbolu bilen herkes bunun gerçekleşmeyeceğini çoktan anlamıştı. Özellikle Almanya’nın orta sahasının üstünlüğünü bu kadroyla aşmak imkansıza yakındı. Nitekim bildiğini okumaktan vazgeçmeyeceğini bildiğimiz Maradona ve onun Arjantin’i Almanya karşısında ağır bir yenilgi alarak kupaya veda etti.

Maradona’nın Arjantin’e dönüşü beklediğim gibi oldu. Ülkesine olan bağlılığı, sempatik tavırları ve futbolculuktan gelen sonsuz kredisi dönüşte ülkesinde krallar gibi karşılanmasına sebep oldu. Daha sonra ise bir bakıma Daum ayarı verildi Maradona’ya da. Teknik ekibi kovulduktan sonra zaten kalması imkansızdı. Bu şekilde Maradona’dan kurtulma taktiği de işe yaramış oldu. Belki Maradona’nın Arjantininden kurtulmuş olsalar da, Arjantin’in Maradonası’ndan kurtulmaları mümkün değil. Boca Juniors’un stadyumu La Bombonera’nın giriş kapısında yazan cümle bize zaten birçok şeyi özetliyor: “Boca es mi religion, Maradona es mi dios, La Bombonera es mi iglesia” yani “Dinim Boca, Tanrım Maradona, mabedim La Bombonera”

Dünya Kupası’ndan sonra Maradona’ya yapılan eleştiriler hakkında halkımızdan gelen bir tepki örneğiyle yazımı sonlandırmak istiyorum. İstanbulda bir arkadaşım taksiye biner ve taksicinin radyoda dinlediği bir programda Maradona’nın teknik direktörlüğünün eleştirisini yaparlar. Bunun üzerine sinirlenen taksici abimiz sinirlenip radyoyu kapar. Önce eleştiriyi yapana bir küfür sallar ardından da “Ulan futbolu bulan adam Maradona, sen kimsin?” der. İşte ülkemizde de böyledir Maradona sevgisi:)

DK 2010 İçin Son Kez…

Güney Afrika’da başarıyla düzenlenen 2010 Dünya Kupası için ne zamandır yazmak istediğim son birkaç şey daha vardı. Geç de olsa unutulmayacak organizasyona bana göre damga vuranlara şöyle bir göz atalım.

Ahtapot Paul Dünya Kupası ile ilgilenen ya da ilgelenmeyen herkese hitap etmeyi başardı ve hatta kupanın önüne geçti. Üst üste yaptığı 8 tahmini de tutan, bir ara maç tahminlerini bana da sorduklarında “Paul ne derse o olur” yanıtını verdiğim dünyanın en ünlü ahtapotu öldüğünde adına tören düzenlenebilecek bir üne kavuştu. Ona sadece maçlar sorulmadı, dünyanın geleceği, kişilerin kaderi, siyasi tahminleri de soruldu, bahis şirketleri iş teklifi yaptı. Menajeri sonunda açıklama yaptı ve Paul’ün bunlara vakit ayıramayacağı emekliye ayrıldığını bildirdi. Büyük bir ihtimalle Avrupa Şampiyonası’na Paul’ün ömrü yetmeyecek, fakat ölene kadar ona servet ödeyecek veya onu yemek isteyecek bir çok kişi olacak.  Bir de Ahmedinejad gibi ondan nefret eden ve batılılara “Ahtapottan medet umanlar” gibi ilginç yakıştırmalar yapanlar da olacaktır elbet. Biz ise Ahtapot Paul’e teşekkür ediyor, uzun ömürler diliyoruz:)

Ve efsane adamım Jimmy Jump bu seferde Dünya Kupası’nda karşımıza çıktı.

Hollanda ile İspanya arasında oynanan final maçı öncesinde, takımların sahaya çıkmak için tünelde beklediği sırada saha içinde ekranlara yansımayan bir koşuşturma yaşandı. Bu esnada sahaya dalan Jimmy Jump dünya kupasına dokunmaya çalıştı ancak kupaya ulaşamadan güvenlik güçleri tarafından engellendi. İşte bu görüntü içimi çok burktu. Tam ulaşacakken kupaya son anda yakalandı Jimmy. Böyle organizasyonlara renk katıyor bu adam. Her eyleminde aslında bir mesaj da taşır. Ama benim favorim Eurovision’daki performansıdır, bulun ve izleyin derim:)

Bir başka konu ise Casillas ve televizyoncu sevgilisi Sara Carbonero. Hatırlayın, Güney Afrika’daki ilk maçında İsviçre’ye 1-0 yenilen İspanya’da gözler deneyimli kaleci Iker Casillas’ın üzerine çevrilmişti. Nedeni ise Casillas’ın, televizyoncu sevgilisi Sara Carbonero yüzünden kendini maça veremediği ihtimaliydi. İspanyollar yenilgiyi saha kenarındaki televizyoncuya bağlamıştı ve kafayı Casillas’a takmışlardı. Tartışılan Casillas ise dünya kupası finalinde öyle bir performans sergiledi ki adeta halkına bir ders vermiş oldu. Kenarda yine sevgilisi vardı, ama o aşırı motive gözüküyordu ve kupayı kazandıktan sonra sevgilisini öperek bütün stresini attı. Casillas öpücüğü ve sevgilisi ile de Dünya Kupası’na damgasını vurdu.

2010 Güney Afrika Dünya Kupası dosyasını magazinsel bir yazıyla kapatmış oldum. Brezilya’da görüşmek üzere…

Dünya Kupasından Geriye Kalan Tek Şey ‘Budweiser’

Daha iyi bir Dünya Kupası Reklamı düşünülebilir mi? Budweiser için hayır! Onlar istedikleri gibi emellerine ulaşmış, bütün temizliği ertesi güne bırakmışlar. Gerçek anlamda SALUD (şerefe) buna denir (:

Öncesi

 

Ve Sonrası..

 

Rüzgar Gibi Geçti: Fotoğraflarla 2010 DK Finali

1 ayda çok büyük yollar katedebilirsiniz. Evinizin bir köşesinde kitap okurken tarihe tanıklık edebilirsiniz ya da okuduğunuz kitabın tarih sayfalarında yerinizi alabilirsiniz. 1 ay süren 2010 Dünya Kupası futbol kitaplarındaki yerini aldı. Bizse kısa serüvenin en uzun gecesini tekrar yaşayalım. İspanya Milli Takımının adım adım geldiği finalde Hollanda‘yı 1-0 yenerek en büyük kupaya ulaştığı gecenin, ESPN Deportes tarafından derlenen fotoğraflarla özetine bakalım. Çünkü en az 4 sene boyunca futbol sayfaları Şampiyon Matadorları yazacak:

2010 Dünya Kupasının maskotu ve tabiki İspanyolların hayran olduğu Paul the Octopus (:

2010 Dünya Kupasının maskotu ve tabiki İspanyolların hayran olduğu Paul the Octopus (:

Dünya Kupalarının en renkli taraftarları kuşkusuz: Portakallar

Dünya Kupalarının en renkli taraftarları kuşkusuz: Portakallar

Nigel De Jong'un kırmızı kartın ucundan döndüğü Xabi Alonso'ya uçan tekmesi

Nigel De Jong vs Xabi Alonso

Maçın kader anı Casillas'ın kurtarışı

Maçın kader anı Casillas'ın kurtarışı ya da Robben'in cömertliği..

David Villa'nın

David Villa bu golü atsaydı şu an 2010 DK gol kralıydı

John Heitinga'nın 2. sarı kartı belki de

John Heitinga'nın gördüğü kırmızı kart belki de maçın kaderini belirledi

Ve Andrés Iniesta!

Huzurlarınızda Andrés Iniesta!

Dünya

Dünya Kupalarının en anlamlı golü: 'Dani Jarque daima bizimle'

Iker Casillas

Iker Casillas'ın göz yaşları..

Ve Jimmy Jump (:

Huzurlarınızda Jimmy Jump (:

Şampiyon İspanya!

Şampiyon İspanya!

4 sene sonra Brezilya'da görüşmek üzere..

Elveda Soccer City. 4 sene sonra Brezilya'da görüşmek üzere..

Con Todo Mi Cariño, España..

Eğer son 2 senede “Futbolun Kitabı” yazılsaydı altına İspanya‘nın imzası atılırdı. Batı Akdeniz’in kıyı kasabasında La Liga köyüne gidilir, Arena’nadan kaçan boğayı kovalayan matador gibi topun peşinden koşan bir ulusun başarı hikayesi yazılırdı. 2010 Güney Afrika Dünya Kupası final maçında Hollanda’yı İniesta’nın golülye 1-0 yenen ve futbolun en büyüğü olan İspanya’nın başarı hikayesi…

2010 Dünya Kupası bizlere birçok heyecan yaşattı, yenilikler gösterdi. Bir topun azizliğini, futbola yabancı milletin ne yapabileceğini, insan iradesinin kaç desibele kadar dayanabileceğini, gittileri geldileri, kupa klasiklerini, teknolojinin sınırlarını yaşattı. Tüm bunlar bir anda derlenemez zaman ister. Zamanla da dergilerde, internette, televizyonlarda herkes kendi minik belgeselini yapacaktır. O zamana kadar şu 3 gerçeği bilsek bize yeter:

1. İspanya’nın Barcelona ekolü adı altında, orta sahanın hegemonyasında bol paslı bir futbol felsefesi yaratması ve bunu yıllar boyu gözümüzün önünde icra etmesi.

2. Yeni Zelanda’nın futbolun devlerine göğüs germesini ve 2010 Dünya Kupasının yenilgisiz tek takımı olması.

3. Eğer Rıdvan Dilmen yurt dışında yaşasaydı Dünya Futbolunu özetleyen bu doğru sözü ismiyle çoktan özdeşleşirdi. Bende belki bir kitapla Rıdvan Dilmen’in bu sözünü ölümsüzleştiremiyorum ama ülke futbolumuzun kulağına küpe olsun diye SporLog yapıtları arasında yerini ayırtıyorum: “İyi futbol iyi oyuncularla oynanır.”

Dünya Kupası derlemesine kadar;

Con Todo Mi Cariño,

España..

England Get Their Final Connection via World Wide WEBB

The Times‘ın spor ekinin muhteşem başlığı…

İngilizler ikinci turda elenmelerine karşın finalle bağlantılarını kurmuşlar. 1974 Dünya Kupası finalini yöneten Jack Taylor‘dan sonra dünya kupası finali yönetecek ikinci İngiliz hakem Howard Webb oldu. Bu durumdan İngilizler elbette kendilerine bir pay çıkarmayı başardılar.

Ahtapot Paul ‘İspanya’ Dedi

2010 Dünya Kupasının en rahatsız edici kısmı “Vuvuzela sesleri”yse, en sempatik tarafı da “Kahin Ahtapot Paul” dur. Yaklaşık 1 aydır akvaryum ofisinde çalışıyor. Şu ana kadar yaptığı tüm maç tahminleri tuttu ve karşılığında yüklü bir istiridye primi aldı. Sonuna kadar hak etti de. Hatta ülkemizde belli kuzenleri de çıkmadı değil.

Önce Hürriyet Gazetesi öncülük etti. Çok matahmış gibi bir alışmerkezindeki yurdum ahtapotuyla “Yerli Pol” seremonisi düzenlemek istedi. Ancak yurdumuza has karekteristik özellikle, alışveriş merkezi müdürü boş durdu mu? Hayır! Daha çok reklam, daha çok tanınma ve arsız kibiriyle tüm basını aradı. “Gelin Yerli Ahtapot Pol final maçını bilecek, sizde çekin” dedi kendi aklınca. Bu tutum karşısında Hürriyet su koydu: “Madem herkesi aradın bizde yerli ahtapot organizasyonu düzenlemiyoruz” dedi. Bir de gazete “Öncü olduk! Yerli Pol ’u çekecektik herkes damladı. Tüm basın Hürriyet’i örnek aldı” dediler. Sanki kendileri icat etmişler gibi..

Halbuki Alman Paul öyle mi? Oberhausen‘deki ahşaptan 2 katlı akvaryumunda sakin işine devam ediyor. Bizdeki gibi Maymun Charlie’ye, Köpek Lassie‘ye veya Yunus Flipper‘a özenmiyor. Bildiği yoldan gidiyor. Babası da tahminler yaparmış. 6. hissi aileden gelirmiş. Paul, küçükken eline aldığı babasının ganyan bülteniyle olasılık hepasları kurarmış. Bizde öyle mi? Ahtapot kariyer yapabilir mi? Biz de herşey gösteriş ama içi boş gösteriş üstüne kurulu. Bir ahtapotun karaya çıkma hikayesi sadece kızlara hava atmak isteyen gencin onu kayalarda dövmesiyle gündeme gelebilir. O yüzden seneye iddia gazetelerinde, Paul’un tırnağı kadar olmaya çalışan AHTAPOT lakaplı tahminciler görürseniz hiç şaşırmayın. 

Ahtapot Paul, son tahminini Pazar günkü İspanya-Hollanda final maçı için Matadorlardan yana yaptı ve emekliye ayrıldı. Ömrünü adadı bu işe. Doğa ana da kendisine belli bir yaşama süresi verince, 2010 Güney Afrika Dünya Kupası O’nun için tek ve en özel turnuva olacak. Çünkü ahtapotların ömrü 4 senedir ama olsun. 3 Dünya Kupasında oynamış futbolcuların ismini hatırlamazken Ahtapot Paul’u hiç unutmayacağız.

Finalde İspanya‘nın yerinde olsam, kazanma ihtimaline karşı Ahtapot Paul’ün t-shirt’ünü giyerdim içime. Kendi olduğu , minik dünyasından futbolu doğru yorumladığı ve en önemlisi dürüst olduğu için saygıyı fazlasıyla hakediyor.

Dünya Kupasına çoktan damga vurdu. Seni Özleyeceğiz Paul the Octopus..

*Edit: Yazı, kaynak sitedeki bilgi değişikliği nedeniyle güncellenmiştir.

Sihirli 3964′e Göre Şampiyon ALMANYA!

Belki kimin şampiyon olacağını önceden biliyorsunuzdur. Zaten benim de bahsedeceğim sadece bir tahminden ibaret. Eğer ölçümler sekteye uğramaz ve “Sihirli 3964″ rakamı tılsımını korursa 2010 Güney Afrika Dünya Kupası Şampiyonu Almanya Milli Takımı olacak. Neden mi? Çünkü herşey birkaç toplama ve çıkarma işleminde gizli(:

- 1994 Dünya Kupası şampiyonu Brezilya. Aynı zamanda 1970 senesinde de kupayı aldı. 1994 + 1970 = 3964.

- 1986 Dünya Kupası şampiyonu Arjantin. Aynı zamanda 1978 senesinde de kupayı aldı. 1986 + 1978 = 3964.

- 1990 Dünya Kupası şampiyonu Almanya. Aynı zamanda 1974 sensinde de kupayı aldı. 1990 + 1974 = 3964.

- 2002 Dünya Kupası şampiyonu Brezilya. Aynı zamanda 1962 senesinde de kupayı aldı. 2002 + 1962 = 3964.

Peki, formüle göre 2010 Dünya Kupasını kim kazanacak? Sonuca aşağıda bakalım:

3964 - 2010 = 1954. Ve 1954 senesinde Dünya Kupasını kazanan ülke Almanya olmuştu!

En başta da söylediğim gibi çıkan sonucun kesin bir bağlayıcılığı yok. Futbolun önceden bilinen bir neticesi olmadığı gibi 3964 rakamınında sihirli bir olgusundan bahsedemeyiz. İstatistiğin elinden tutmuş biri olarak gayet sade bir nümeroloji ve olasılık tahmini. Ancak olur da Almanya 2010 Dünya Kupasının sahibi olursa, işte o zaman akşama İspanya hayranı “Kahin Ahtapot” un salatasını yeriz artık (:

Luis Suarez aka Happy Feet (:

 

Hollanda Milli Takımı kalecisi Maarten Stekelenburg “Lev Yashin en iyi kaleci ödülü”ne eğlecenli bir yaklaşım getirdi. O’na göre bu ödülü, Gana maçındaki kurtarışıyla Ajax’tan takım arkadaşı Luis Suarez‘in alması gerektiğini belirtti. Haksız da sayılmaz :/ Luis Suarez elleri kadar ayaklarını da kullanırsa (ki kullanıyor) yeşil sahaların “1 numaralı” kahramanı olmaya aday.

Ben Demiştim!

Beni tanıyanlar bilir, “Ben demiştim” demeye bayılırım. Bir tür Mustafa Denizli’nin tahmin ya da kehanette bulunma hastalığı var bende:))

Aykut Kocaman’ın ilk sportif direktör olduğu gün Aziz Yıldırım’ın asıl hedefinin takımın başına Aykut’u getirmek olduğunu biliyordum. Aykut Kocaman’a geniş yetkiler verileceğini, sonunda da takıma hakim olduğu zaman öndeki piyonun yeneceğini biliyordum. Kaçan şampiyonlukla bu süreci de çok hızlı yaşamış olduk.

Dünya Kupası’ndan Fenerbahçe’nin çok karlı çıkacağını biliyordum. Çünkü Lugano’nun kaptanlığını yaptığı Uruguay’ın başarılı olacağını ve bu doğrultuda Lugano’nun piyasa değerinin yükseleceğine çok emindim. Tablo ortada, Lugano’nun hem kendisi, hem de takımı Dünya Kupası’nın yükselen değeri.

Domenech’in berbat bir teknik direktör olduğunu ve onun başında olduğu bir takımın başarılı olamayacağını biliyordum. Birçok yerde bunu söyledim, hatta çevreme “Fransa’ya bahis oynamayın üzülürsünüz” dedim. Haklı çıktım, Domenech tahmin ettiğimden daha kötü çıktı.

Sedar Özkan ile İbrahim Kaş bu takımın oyuncusu değil, yol verilmesi lazım dedim, bir lig maçından sonra “Gidecekleri belli oldu” da dedim. Sonrasında onlar da gitti, arkalarından kumar masasında görüntüleri geldi. Gökhan Zan Galatasaray’a gittiğinde iş yapmayacağını biliyordum, sevindim de. Şimdi ise Serdar Özkan gittiği için çok mutlu, Galatasaray taraftarı için bir o kadar üzgünüm, saçlarını başlarını yolacaklar.

Şimdilerde içime doğan başka bir şey daha var. Dünya Kupası’nda final kehanetinde bulunuyorum. Finalin adı: Brezilya - Arjantin. Acaba bu sefer de “Ben demiştim” diyebilecekmiyim? 

(Not:Gereksiz ve sinir bozucu bir yazı olduğunu düşünenler varsa eleştiri kabul edebilirim, ama ben yazarken çok eğlendim:) )

Dünya Kupası’nda Çeyrek Final Eşleşmeleri!

32 takımla başlayan 2010 Dünya Kupası’nda ikinci tur maçları tamamlandı ve geriye sekiz takım kaldı. Çeyrek final maçları Cuma ve Cumartesi günü oynanacak.

2 Temmuz Cuma günü Hollanda ile Brezilya Port Elizabeth’te TSİ 17:00′da, aynı gün Uruguay ile Gana TSİ 21:30′da Johannesburg’da kozlarını paylaşacak.

3 Temmuz Cumartesi günü ise merakla beklenen Arjantin ile Almanya arasındaki dev mücadele TSİ 17.00′de başlayacak. Son çeyrek final maçında ise yine Cumartesi günü TSİ 21.30′da Avrupa şampiyonu İspanya, ikinci turu penaltılarla geçen tek takım olan Paraguay ile Ellis Park’ta kozlarını paylaşacak.

Maradona & Messi

Vuvuzela Solda Sıfır Kalır!

2010 Dünya Kupası’nda henüz 2. tur maçlarını tamamlanmadan hakem hatalarının Vuvuzela’nın bile önüne geçtiğini söyleyebiliriz. Böyle önemli bir organizasyona oynanan futboldan çok hakem hatalarının damga vurması, maçlarda insan gözünden çok teknolojinin kullanılması gerektiğini ve insana değil, kameralara güvenmemiz gerektiğini de bizlere kanıtlamış oldu. Turnuvada şu ana kadar yapılmış en büyük hakem hatalarını sıralarsak:

ABD-Cezayir: 2010 Dünya Kupası C Grubu’ndaki ölüm-kalım maçında ABD, durum 0-0 berabere devam ederken 24. dakikada Dempsey’le bir gol buldu. Ancak maçın hakemi, ofsayt gerekçesiyle nizami golü iptal etti. Oysa ki, pozisyonda Dempsey’nin geride olduğu görülüyordu.

Brezilya-Fildişi Sahili: Brezilya’nın 3-1 kazandığı maç Sambacılar’ın 1-0′lık üstünlüğüyle sürerken, Luis Fabiano 51. dakikada iki kez elle oynadığı topu ağlarla buluşturdu, ancak hakem Stephane Lannoy bu pozisyonu iyi süzemeyince golü geçerli saydı.

Arjantin-Meksika: Arjantin’in 3-1′lik galibiyetiyle sona eren maçta durum 0-0 devam ederken Tangocular, 26. dakikada Carlos Tevez’in golüyle öne geçti. Ancak pozisyonda Tevez bariz ofsayttı, ancak hakem Roberto Rosetti buna rağmen golü geçerli saydı.

Almanya-İngiltere: Almanya’nın 4-1′lik galibiyetiyle sonuçlanan maç, 2-1 Almanya üstünlüğü ile devam ederken, 38. dakikada Frank Lampard’ın ceza sahası dışından çektiği şutta top üst direğe çarpıp kaleye girdi. Ancak maçın Uruguaylı hakemi Jorge Larrionda, topun çizgiyi bir metre geçtiği pozisyonda golü vermedi ve maçı devam ettirdi.

Özellikle Almanya-İngiltere maçındaki can sıkıcı hatadan sonra bazı kesimlerin “Eskinin hesabı kesildi” değerlendirmelerini bu zaman için çok saçma buluyorum. Zamanın teknolojisine sahip dünya futbolunda bu tür, sonuca direk etki eden hataların yapılması kabul edilebilir bir şey değil. Benim bu konuda önerin basketboldaki gibi masa hakemleri kurulması. Ben sahadaki 5-6 hakemden çok, sahanın her yerindeki kameralara, teknolojiye güvenirim. Tartışmalı pozisyonda masa hakemlerine başvurucaksın, onlar kameraları izleyecek, hemen senin kulaklığına anında pozisyonu değerlendirecekler. Böylece maçlar tartışmalardan uzak ve temiz bir şekilde sonuçlanmış olacak.

Dünya Kupası’nda 2. Tur Eşleşmeleri!

Güney Afrika’da devam eden 2010 Dünya Kupası’nda 2. tur eşleşmeleri belli oldu. 32 takım ile başlayan Dünya Kupası finallerinde 16 takım evine dönerken, 16 takım 2.tur mücadelesi verecek.

ABD’nin bulduğu son dakika golüyle bütün gidişatın ve kaderin değiştiği kupadaen dikkat çekici eşleşme ise bir nevi ezeli rakipler Almanya ve İngiltere arasında oluştu.

Eşleşmelerin başka bir dikkat çekici tarafı ise Güney Amerika takımlarının başarısı oldu. İlk defa 5 Güney Amerika takımı birden Dünya Kupası’nda son 16′ya kaldı. Hatta ABD ile birlikte 6 Amerika kıtası takımını 2. turda izleyeceğiz.

İşte eşleşmeler:

26 Haziran - Port Elizabeth
17.00 Uruguay - Güney Kore

26 Haziran - Rustenburg
21.30 ABD - Gana

27 Haziran - Johannesburg
21.30 Arjantin - Meksika

27 Haziran - Bloemfontein
17.00 Almanya - İngiltere

28 Haziran - Durban
17.00 Hollanda - Slovakya

28 Haziran - Johannesburg
21.30 Brezilya - Şili

29 Haziran - Pretoria
17.00 Paraguay - Japonya

29 Haziran - Cape Town
21.30 İspanya - Portekiz

BloggerV.com üyesidir.